
1950'lerden itibaren kırsaldan kente olan yoğun göç, geleneksel geniş aile yapısının kentlerde yerini çekirdek aileye bırakmasını hızlandırmıştır.
Eğitim seviyesinin yükselmesi, kadınların çalışma hayatına katılımını artırmış ve ilk evlilik yaşının 20'li yaşların ortalarına yükselmesine neden olmuştur.
Şiddet, güç dengesizliğinin bir sonucudur. Ataerkil yapının etkisiyle, kadının bağımsızlaşma çabası bazı durumlarda şiddetle karşılık bulmaktadır.
Bireyciliğin yükselişi ve yaşam maliyetlerinin artması, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de çocuksuz veya tek çocuklu aileleri artırmıştır.
Geçmişte çocuklar yaşlılık sigortası işlevi görürken, günümüzde devletin sosyal güvenlik sistemlerinin gelişmesi bu işlevi zayıflatmıştır.
Türkiye'de kadınların işgücüne katılımı erkeklere göre düşüktür. 1990'da eş izni şartının kaldırılması, kadınların ekonomik özerkliği için bir dönüm noktasıdır.
Modernleşme, bireysel özgürlük arayışı ve ekonomik bağımsızlık, evliliklerin daha kolay sonlanmasına ve boşanma hızlarının artmasına yol açmaktadır.
Boşanmaların artması sonucu, özellikle anne ve çocuklardan oluşan tek ebeveynli hanehalkı sayısı Türkiye'de yükseliş eğilimindedir.
Tarım toplumlarında aile, dış tehditlere karşı birleşmek zorundadır. Bu yüzden grup otoritesi ve erkek egemenliği çok baskındır.
1980 sonrası liberal politikalar, tüketim odaklı ve hazcı bir birey tipi yaratmıştır. Bu durum, aile gibi bağlılık gerektiren kurumlara mesafeli yaklaşımı artırmıştır.