Sesli Özet
← Ünite 4

Ünite 4: Etkili İletişim ve Toplumsal Cinsiyet — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Premium'u İncele
Metni oku

Etkili İletişim ve Toplumsal Cinsiyet. Toplumsal cinsiyet, biyolojik cinsiyetten farklı olarak toplumun ve kültürün kadın ile erkeğe yüklediği roller, beklentiler, değerler ve davranış kalıpları bütünüdür. Biyolojik süreç anatomik ve hormonal farklılıklara dayanırken; sosyal süreç çevrenin belirlediği rol beklentileriyle, tarihsel süreç ise kültürün ve aile tarihinin taşıyıp yinelediği davranış biçimleriyle ilişkilidir. Bu süreçler sonucunda erkek kamusal alanla (iş yaşamı, politika, dış dünya), kadın ise özel alanla (ev içi işler, çocuk bakımı) ilişkilendirilir. Davranış ve karakter bazında erkeklerin hırslı, güçlü, kararlı, risk alan, bağımsız, rasyonel ve aktif olması beklenirken; kadınların şefkatli, neşeli, sevecen, duygu dolu, duyarlı, yumuşak, nazik ve sabırlı olması öngörülür. Bu beklentiler doğrultusunda biçimlendirilen roller, çevresel baskılar ve dışlanma korkusuyla çoğu zaman sorgulanmadan kabullenilir ve nesiller boyu aktarılarak sürdürülür. Toplumsal cinsiyet durağan bir yapıda değildir; toplumsal değişmelerle birlikte evrim geçirir ve dönüşür. Türkiye geleneksel, otoriter ve ataerkil yapısını koruma eğiliminde bir toplumdur. Türkiye'de nesiller arası hiyerarşinin yanı sıra cinsel rol hiyerarşisi de egemendir. Cinsler arası ilişkiler erkeğin üstünlüğü, kadının ise değer ve güç bakımından daha düşük konumu üzerine kuruludur. Kadınlar ailede, toplumda ve ekonomide erkek egemen kurumların dayattığı koşullara göre hareket etmek ve geleneksel-hukuki zorluklarla mücadele etmek durumundadır. Fiziksel veya zihinsel engeli olmayan her birey konuşmayı öğrenir. Konuşma, duygu ve düşünceleri sözcükleri seslendirerek karşımızdakine iletme işidir. Kadın ve erkeğin yaşam alanlarının farklılaşması konuşma alışkanlıklarını da doğrudan belirler. Erkekler kamusal alanda daha aktif oldukları için topluluk önünde ve profesyonel ortamlarda konuşma konusunda istekli ve beceriklidirler. Kadınlar ise yakınlık gerektiren, özel konuşmalarda daha yeteneklidirler. Ev kavramı erkek ve kadın için farklı anlamlar taşır. Erkek için ev; kendini kanıtlamaktan, sözlü gösterilerle başkalarını etkilemekten uzaklaştığı, konuşmanın gerekmediği güvenli bir limandır. Kadın için ise ev; kamusal alanın rekabetçi ortamından uzaklaştığı, yargılanmadan, en yakınlarıyla dertleşip paylaşımda bulunarak konuşmaya en çok gereksinim duyduğu mekandır. Bu algı farkı, erkeğin suskunluğunun kadın tarafından yadırganmasına, kadının konuşkanlığının ise erkek tarafından lüzumsuz görülmesine yol açar. Erkekler için konuşma, hiyerarşik bir sosyal düzen içinde bağımsızlığı sürdürme, kendini ispat etme ve rekabet etme aracıdır. Kadınlar için ise konuşma, yakınlık kurma, bağlantıda kalma, birbirini onaylama ve destekleme amacı taşır. Erkekler kendilerine ne yapılması gerektiğinin söylenmesinden ve bilgi almaktan (özellikle bir kadından) bağımsızlıklarını zedelediği gerekçesiyle hoşlanmazlar. Kadınlar ise uyum sağlamak adına danışmaya ve yardım almaya daha yatkındırlar. Bir sorunla karşılaşıldığında erkek ve kadın yaklaşımları belirgin biçimde ayrışır. Erkek için sorun, ivedilikle çözülmesi gereken ve hiyerarşik konumunu zayıflatabilecek bir tehdittir. Bu nedenle erkekler sorunlarını detaylandırmadan doğrudan çözüme odaklanırlar ve zor kalmadıkça sorunları hakkında konuşmazlar. Kadınlar için ise sorunlar hakkında konuşmak, yakınlık kurmanın ve dertleşmenin doğal bir yoludur. Kadın ve erkek bir sorun hakkında konuştuklarında çatışma yaşanması olasıdır. Örneğin, iş yerinde sorun yaşayan bir kadın bunu eşine anlattığında, erkek hemen 'Müdüre anlatsaydın' gibi çözüm odaklı bir tavsiye verir. Erkek bu şekilde yardımcı olduğunu düşünürken, kadın aslında sadece anlaşılmak, duygusal destek ve yandaşlık bulmak istemektedir. Çözüm sunulması kadına kendisinin de akıl edebileceği bir şeyin önüne konması gibi hissettirir ve ikincil konuma düşme hissi yaratır. Karşılıklı anlayış simetrik bir yapı sunarken, öğüt vermek asimetrik bir yapı kurar. Öğüt veren kişi kendini daha bilgili, mantıklı ve denetleyici konumda (hiyerarşik olarak üstte) konumlandırır. Erkekler duyguların nedenlerine saldırarak o duyguları yatıştırmaya çalışırken, kadınlar duygularının desteklenmesini beklerler. Bu durum, kadının kendini saldırıya uğramış gibi hissetmesine neden olabilir. Sözsüz iletişim kodlarının ve giyim kuşam tarzlarının belirlenmesinde toplumsal cinsiyet normları etkilidir. Kadınlık etekle, erkeklik pantolonla kodlanmıştır. Tarz, renk seçimleri, mesleki kostümler (hemşire üniforması, asker üniforması vb.) toplumsal cinsiyete uygunluk konusunda ipuçları verir. Örneğin, çingene pembesi rengi veya simli/payetli kıyafetler günlük yaşamda kadınlarla özdeşleştirilirken, erkekler için iddialı veya sıra dışı kabul edilir. Beden hareketlerinde de belirgin farklılıklar vardır. Kadınlar erkeklerle iletişimdeyken daha az alan kaplama, bedenlerini küçültme, ellerini kucakta tutma, bacakları ve ayakları bitişik tutma, bacak ve dirseklerle kapanma hareketleri yapma eğilimindedir. Erkekler ise daha fazla alan kaplar, başlarını dik tutar, bacaklarını açarak oturur, daha büyük ve geniş jestler sergilerler. Kişisel alan kullanımında erkek çocuklarına geniş alan gerektiren oyuncaklar (araba, kılıç vb.) sunulurken, kız çocuklarına dar alanda oynanan oyuncaklar (bebek, mutfak seti) özendirilir. Bu durum yetişkinlikte de devam eder. Dokunma eyleminde ise erkeklerin kadınlara dokunma ve yönlendirici temaslarda bulunma eğilimi daha yüksektir. Bakışlarda erkekler egemenlik kurma amaçlı dik dik ve kilitlenerek bakarken, kadınlar daha çok gözlem yapma ve strateji geliştirme amacıyla bakarlar. Çatışma, taraflar arasında yaşanan uyuşmazlıklardır. Erkekler için çatışma rekabetçi ruhu besleyen bir ödül ve bağ kurma biçimiyken, kadınlar için ilişkisel bağı koparan ve kaçınılması gereken bir tehdittir. Kadınlar çatışma sırasında doğrudan mesajlar yerine metamesajlar (dolaylı yollar) kullanırlar. Çatışmadan kaçınma eğilimleri, kadınların profesyonel yaşamda pek çok başarı fırsatını kaçırmalarına da yol açabilir. Mobbing (işyerinde psikolojik taciz), bir veya birkaç kişi tarafından bir çalışana yönelik sistematik, düşmanca ve ahlak dışı bir iletişim yöneltilmesi şeklinde uygulanan psikolojik terördür. Mobbing mağduru genellikle işyerinde bir yönüyle 'farklı' olan kişidir (iyi eğitimli, çok başarılı, yaşça büyük ya da gruptaki tek kadın/erkek). Mobbing; iletişime, sosyal ilişkilere, sosyal imaja, mesleki konuma ve sağlığa yönelik saldırılar şeklinde gerçekleşir. Toplumsal cinsiyet açısından mobbing incelendiğinde, araştırmalar kadınların erkeklere oranla çok daha fazla mobbinge maruz kaldığını göstermektedir. Türkiye'deki çalışmalarda mobbing mağdurlarının %77'sinin kadın olduğu saptanmıştır. Bu durum, ataerkil sistemin kadını ev içi işlere yönlendiren, erkeği ise evin geçiminden sorumlu tutarak kadının çalışmasını engellemeye çalışan bakış açısının bir uzantısıdır. İletişim, insanlar veya toplumlar arasında düşünce ve duyguların aktarılması sürecidir. Bireylerarası iletişim becerileri doğru kullanıldığında ilişki kalitesini artırırken, yanlış kullanıldığında büyük çatışmalara yol açar. İletişimi engelleyen en büyük unsurlardan biri, kendi düşüncelerimizi tek doğru kabul edip başkalarının fikir ve duygularını görmezden gelmektir. Benmerkezcilik (egosantrizm), bireyin kendisini merkeze alması, başkalarının varlığını ve çıkarlarını göz ardı ederek her şeyi kendi bakış açısına göre değerlendirmesidir. Benmerkezci kişiler, kendi gördükleri ve düşündükleri şeyleri herkesin aynı şekilde gördüğünü ve düşündüğünü zannederler. Bu durum, empati kurmayı ve farklı bakış açılarını anlamayı engellediği için iletişim kalitesini ciddi şekilde düşürür. Benmerkezcilik bencillikten farklıdır; kişinin olayları sadece kendi odak noktasından yorumlamasıyla ilgilidir. Benmerkezci bireyler kendi bakış açılarına aşırı odaklandıklarından, karşısındaki kişinin farklı bir konumdan bakabileceğini ve farklı algısal sonuçlara ulaşabileceğini hayal edemezler. Bu durum hem aile içi ilişkilerde hem de profesyonel iş yaşamında etkili iletişimin önündeki en büyük engellerden biridir.