XIII. yüzyılda meydana gelen Moğol istilaları, Horasan, Maveraünnehir, Harezm, Kıpçak, Azerbaycan ve Anadolu coğrafyalarında eski güç dengelerinin tamamen bozulmasına yol açmıştır. Bu süreçte mevcut Türk devletleri yıkılmış, yerlerine ya yeni beylikler ya da eskisinden daha güçlü, çoğu Türk asıllı yeni devletler kurulmuştur. Bu nedenle XIV. yüzyıl, Türk dünyası açısından son derece hareketli, siyasi yönden karışık ama bir o kadar da dinamik bir geçiş dönemi olarak kabul edilir.
XIV. yüzyılda Batı Türk edebiyatının genel durumu, dönemin başında eser veren Yûnus Emre, Gülşehrî ve Âşık Paşa gibi önemli isimlerle önceki ünitede ele alınmıştı. Bu ünitede ise Anadolu sahasında yetişen diğer usta şair ve yazarlar, onların edebi kişilikleri, eserleri ve dönemin manzum-mensur edebi üretimi detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bu dönem, Türkçenin bir kültür ve edebiyat dili olarak hızla geliştiği, Arapça ve Farsçanın baskısına karşı Türkçe yazma bilincinin yavaş yavaş yerleştiği kritik bir geçiş evresidir.
Anadolu’da mesnevi nazım şekliyle kaleme alınan ilk müstakil Türkçe eserler XIV. asra aittir ve bu geleneğin ilk müstakil eseri Yûnus Emre’nin 1307 tarihinde yazdığı Risâletü’n-nushiyye’dir. Mehmed Çavuşoğlu bu asırda yazılan mesnevileri üç ana grupta incelemiştir: manzum dinî destanlar, tekke edebiyatı mahsulleri ve yüksek zümreyi hedef alan klasik Türk edebiyatı örnekleri. Manzum dinî destanlar, meclis ve kıraathanelerde okunarak insanlara hoşça vakit geçirtmek ve nasihat vermek amacıyla oluşturulmuştur.
Çağatay terimi, Cengiz Han’ın ikinci oğlu olan Çağatay’ın adından türetilmiştir. Cengiz Han, 1227 yılındaki ölümünden önce imparatorluk topraklarını dört oğlu arasında paylaştırmış, bu paylaşımda ikinci oğlu Çağatay’a Isık Gölü bölgesi, Balkaş Gölü’nün güneydoğusundaki İli Irmağı havzası ile Çu ve Talas bozkırları kalmıştır. Çağatay adının bir devlet ve ulus adı olarak kullanılmaya başlanması ise Çağatay’ın 1242 yılında ölmesinden sonra gerçekleşmiştir.
XV. yüzyılda Türk edebiyatı coğrafi olarak iki büyük kola ayrılmaktadır: Doğu Türk edebiyatı Horasan ve Maveraünnehir sahasında (Timur'un çocukları ve torunlarının himayesinde Çağatay edebiyatı olarak) son derece parlak bir dönem yaşarken; Batı Türk edebiyatı Irak, Azerbaycan ve Anadolu sahalarında eserler vermiştir. Bu dönemde Herat ve Semerkand kültür merkezi konumundayken, Anadolu ve Azerbaycan sahaları da kendi iç dinamikleriyle Türk edebiyatının klasikleşme sürecine katkı sağlamıştır. XV. yüzyılın başlarında Anadolu'da Karamanoğulları ve Candaroğulları dışındaki beylikler Osmanlı idaresine girmiş olsaም da, 1402 Ankara Savaşı'nda I. Bâyezîd'in Timur'a yenilip esir düşmesiyle büyük bir Fetret Devri ve sarsıntı yaşanmıştır.
XV. yüzyılın ortalarında, 1451 yılında Osmanlı Devleti'nin başına geçen II. Mehmed, 1453 yılında İstanbul'u fethederek "Fâtih" unvanını almıştır. Onun saltanat döneminde Trabzon Rum Devleti ele geçirilmiş, Karaman Beyliği ortadan kaldırılmış ve Uzun Hasan Otlukbeli'nde yenilgiye uğratılarak Anadolu üzerindeki emellerine son verilmiş; böylece Anadolu'da siyasi birlik büyük ölçüde sağlanmıştır. Balkanlarda elde edilen yeni topraklarla birlikte Osmanlı Devleti gerçek anlamda bir imparatorluk haline gelmiştir.
Başlangıç devri kabul edilen XIV. asırda yazılan mesnevilerle XV. yüzyıldakiler arasında dil, üslup ve muhteva yönünden büyük farklar bulunmaktadır. XV. yüzyılda dilin kullanımı, üslubun teşekkülü, ifadenin hüviyeti, veznin tatbiki, kafiyenin oluşumu, edebî sanatlar ve tasvirlerin yansıtılması önceki asra göre daha başarılı ve yetkindir. Şairlerin şiir söylemedeki becerilerini gösteren, sanatkârane kaleme alınan ve edebî özelliğe sahip olan eserlerin sayısında belirgin bir artış meydana gelmiştir.
Nazire, bir şairin tanınmış bir şiirine veya şiirlerine sonradan başka bir şair veya bizzat şairin kendisi tarafından yazılan benzer şiirleri ifade eder. Bu benzerlik; kafiyelerin veya kafiye ile rediflerin aynı olması, aynı vezin ve aynı işlenmiş konuyu içermesi şeklinde kendini gösterir. Çoklukla gazel ve kaside nazım şekillerinde görülen bu türün, cevap olarak da adlandırıldığı bilinmektedir.