Ders Raporu
← 14-15. Yüzyıllar Türk Edebiyatı
Ders Raporu

14-15. Yüzyıllar Türk Edebiyatı

Edebiyat Fakültesi » Türk Dili ve Edebiyatı Lisans Programı » Anadolu Üniversitesi AÖF · 8 ünite

Konu Özeti

Ünite 1: , 2, 5, 6, 8 Editörler

XIII. yüzyılda meydana gelen Moğol istilaları, Horasan, Maveraünnehir, Harezm, Kıpçak, Azerbaycan ve Anadolu coğrafyalarında eski güç dengelerinin tamamen bozulmasına yol açmıştır. Bu süreçte mevcut Türk devletleri yıkılmış, yerlerine ya yeni beylikler ya da eskisinden daha güçlü, çoğu Türk asıllı yeni devletler kurulmuştur. Bu nedenle XIV. yüzyıl, Türk dünyası açısından son derece hareketli, siyasi yönden karışık ama bir o kadar da dinamik bir geçiş dönemi olarak kabul edilir.

Ünite 2: 14. Yüzyıl Batı Türk Edebiyatı-II: Anadolu Sahası Şair ve Yazarları

XIV. yüzyılda Batı Türk edebiyatının genel durumu, dönemin başında eser veren Yûnus Emre, Gülşehrî ve Âşık Paşa gibi önemli isimlerle önceki ünitede ele alınmıştı. Bu ünitede ise Anadolu sahasında yetişen diğer usta şair ve yazarlar, onların edebi kişilikleri, eserleri ve dönemin manzum-mensur edebi üretimi detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bu dönem, Türkçenin bir kültür ve edebiyat dili olarak hızla geliştiği, Arapça ve Farsçanın baskısına karşı Türkçe yazma bilincinin yavaş yavaş yerleştiği kritik bir geçiş evresidir.

Ünite 3: 14. Yüzyıl Türk Edebiyatında Mesnevi Amaçlarımız

Anadolu’da mesnevi nazım şekliyle kaleme alınan ilk müstakil Türkçe eserler XIV. asra aittir ve bu geleneğin ilk müstakil eseri Yûnus Emre’nin 1307 tarihinde yazdığı Risâletü’n-nushiyye’dir. Mehmed Çavuşoğlu bu asırda yazılan mesnevileri üç ana grupta incelemiştir: manzum dinî destanlar, tekke edebiyatı mahsulleri ve yüksek zümreyi hedef alan klasik Türk edebiyatı örnekleri. Manzum dinî destanlar, meclis ve kıraathanelerde okunarak insanlara hoşça vakit geçirtmek ve nasihat vermek amacıyla oluşturulmuştur.

Ünite 4: 15. Yüzyıl Doğu Türk Edebiyatı: Çağatay Dili ve Edebiyatı

Çağatay terimi, Cengiz Han’ın ikinci oğlu olan Çağatay’ın adından türetilmiştir. Cengiz Han, 1227 yılındaki ölümünden önce imparatorluk topraklarını dört oğlu arasında paylaştırmış, bu paylaşımda ikinci oğlu Çağatay’a Isık Gölü bölgesi, Balkaş Gölü’nün güneydoğusundaki İli Irmağı havzası ile Çu ve Talas bozkırları kalmıştır. Çağatay adının bir devlet ve ulus adı olarak kullanılmaya başlanması ise Çağatay’ın 1242 yılında ölmesinden sonra gerçekleşmiştir.

Ünite 5: 15. Yüzyıl Batı Türk Edebiyatı-I Amaçlarımız

XV. yüzyılda Türk edebiyatı coğrafi olarak iki büyük kola ayrılmaktadır: Doğu Türk edebiyatı Horasan ve Maveraünnehir sahasında (Timur'un çocukları ve torunlarının himayesinde Çağatay edebiyatı olarak) son derece parlak bir dönem yaşarken; Batı Türk edebiyatı Irak, Azerbaycan ve Anadolu sahalarında eserler vermiştir. Bu dönemde Herat ve Semerkand kültür merkezi konumundayken, Anadolu ve Azerbaycan sahaları da kendi iç dinamikleriyle Türk edebiyatının klasikleşme sürecine katkı sağlamıştır. XV. yüzyılın başlarında Anadolu'da Karamanoğulları ve Candaroğulları dışındaki beylikler Osmanlı idaresine girmiş olsaም da, 1402 Ankara Savaşı'nda I. Bâyezîd'in Timur'a yenilip esir düşmesiyle büyük bir Fetret Devri ve sarsıntı yaşanmıştır.

Ünite 6: 15. Yüzyıl Batı Türk Edebiyatı-II: Anadolu Sahası Türk Edebiyatı (14

XV. yüzyılın ortalarında, 1451 yılında Osmanlı Devleti'nin başına geçen II. Mehmed, 1453 yılında İstanbul'u fethederek "Fâtih" unvanını almıştır. Onun saltanat döneminde Trabzon Rum Devleti ele geçirilmiş, Karaman Beyliği ortadan kaldırılmış ve Uzun Hasan Otlukbeli'nde yenilgiye uğratılarak Anadolu üzerindeki emellerine son verilmiş; böylece Anadolu'da siyasi birlik büyük ölçüde sağlanmıştır. Balkanlarda elde edilen yeni topraklarla birlikte Osmanlı Devleti gerçek anlamda bir imparatorluk haline gelmiştir.

Ünite 7: 15. Yüzyıl Türk Edebiyatında Mesnevi Amaçlarımız

Başlangıç devri kabul edilen XIV. asırda yazılan mesnevilerle XV. yüzyıldakiler arasında dil, üslup ve muhteva yönünden büyük farklar bulunmaktadır. XV. yüzyılda dilin kullanımı, üslubun teşekkülü, ifadenin hüviyeti, veznin tatbiki, kafiyenin oluşumu, edebî sanatlar ve tasvirlerin yansıtılması önceki asra göre daha başarılı ve yetkindir. Şairlerin şiir söylemedeki becerilerini gösteren, sanatkârane kaleme alınan ve edebî özelliğe sahip olan eserlerin sayısında belirgin bir artış meydana gelmiştir.

Ünite 8: Türk Şiirinde Nazire Amaçlarımız

Nazire, bir şairin tanınmış bir şiirine veya şiirlerine sonradan başka bir şair veya bizzat şairin kendisi tarafından yazılan benzer şiirleri ifade eder. Bu benzerlik; kafiyelerin veya kafiye ile rediflerin aynı olması, aynı vezin ve aynı işlenmiş konuyu içermesi şeklinde kendini gösterir. Çoklukla gazel ve kaside nazım şekillerinde görülen bu türün, cevap olarak da adlandırıldığı bilinmektedir.

Öne Çıkan Kavramlar

OğuzcaXII-XIII. yüzyıllardan itibaren Anadolu, Azerbaycan ve Irak sahalarında gelişen, XIV. yüzyılda Doğu ve Batı Oğuzcası olarak ayrışmaya başlayan Batı Türkçesinin temel lehçesidir.
HurûfîlikFazlullah-ı Hurûfî tarafından kurulan, varlığı, yaratılışı ve Kur'an ayetlerini Arapça ve Farsçadaki harflerin sayısal değerleriyle (ebced) açıklayan bâtınî bir akımdır.
TuyuğDivan edebiyatına Türklerin kazandırdığı, aruzun fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılan, tek dörtlükten oluşan ve genellikle cinaslı kafiye barındıran milli nazım şeklidir.
Elif-nâmeMısra başlarında Arap alfabesindeki harflerin sırasıyla (Elif'ten Ye'ye veya tersi) yer aldığı ve bu harflere tasavvufi anlamlar yüklenen şiir türüdür.
AkisBir mısra veya beyit içindeki kelimelerin yerlerini simetrik olarak değiştirerek yeni ve anlamlı bir mısra oluşturma sanatıdır; ilk örneğini Nesîmî vermiştir.
ŞathiyeDış görünüşü itibariyle saçma, alaycı veya şeriata aykırı gibi görünen ancak tasavvufi açıdan şerh edildiğinde derin hakikatler barındıran manzumelerdir.
Mürettep DivanŞiirlerin kasideler, tarihler, gazeller, rubailer ve tuyuğlar şeklinde belirli bir klasik alfabetik ve biçimsel sıraya göre düzenlendiği divan tertibidir.
FablKahramanları genellikle hayvanlar arasından seçilen, ders verme amacı güden alegorik hikayelerdir; Anadolu sahasındaki ilk temsilcisi Gülşehrî'dir.
SîmurgKlasik Doğu edebiyatında Kaf Dağı'nda yaşadığına inanılan, tasavvufta Allah'ı veya vahdet-i vücut makamını sembolize eden efsanevi kuştur.
HüdhüdMantıku't-tayr'da kuşlara rehberlik eden, tasavvuf yolculuğunda mürşid-i kâmili (yol gösterici rehberi) temsil eden bilge kuştur.
Sehl-i Mümteniİlk bakışta çok kolayca söylenebilecekmiş gibi görünen ancak taklit edilmeye çalışıldığında benzerinin söylenmesi son derece zor olan sade ve derin üsluptar.
FütüvvetAhilik teşkilatının temelini oluşturan, cömertlik, fedakarlık, yiğitlik ve iş ahlakına dayanan dini-tasavvufi esnaflık ve ahlak sistemidir.
İktibasŞiirlerin içine anlamı güçlendirmek amacıyla Kur'an ayetlerini veya hadis-i şerifleri lafzen ya da kısmen dahil etme sanatıdır.
MersiyeÖnemli bir şahsiyetin ölümünden duyulan acıyı dile getirmek ve onun erdemlerini övmek amacıyla yazılan lirik şiir türüdür.
Teşbîh-i BelîğSadece benzeyen ve kendisine benzetilen ögeleriyle yapılan, benzetme yönü ve edatı bulunmayan en nitelikli ve güzel benzetme sanatıdır.
Açık İstiâreBenzetme ögelerinden sadece kendisine benzetilenin kullanılmasıyla yapılan, şiirsel imgeyi en çok güçlendiren mecaz sanatıdır.
Kapalı İstiâreBenzetme ögelerinden sadece benzeyenin ve benzetme yönünün (ipucunun) kullanılmasıyla yapılan edebi sanattır.
TevriyeBirden çok anlamı olan bir kelimenin, şiirde yakın anlamını değil de uzak anlamını kastederek kullanılması sanatıdır.
CinasYazılışları ve okunuşları aynı, anlamları tamamen farklı olan kelimelerin bir arada kullanılmasıyla yapılan ses ve kafiye sanatıdır.
MübalağaBir durumun, olayın veya özelliğin derecesini mantık sınırlarını zorlayacak derecede büyüterek ya da küçülterek anlatma sanatıdır.
TelmihHerkesçe bilinen tarihi bir olaya, efsaneye, ayete, hadise veya ünlü bir şahsiyete şiir içinde işaret etme, hatırlatma sanatıdır.
DîbâceÖzellikle divan ve mesnevi gibi büyük hacimli eserlerin başına konulan, eserin yazılış amacını açıklayan mensur veya manzum önsözdür.
MusammatDivan şiirinde beyit içindeki ortalarından kafiyeli olan mısra yapısıdır. Şeyyâd Hamza ve Hoca Dehhânî gibi şairlerin şiirlerinde bu özelliği kullanması onları eski Türk edebi zevkine bağlar.
Na'tHz. Muhammed'i övmek ve ona duyulan sevgiyi dile getirmek amacıyla yazılan şiir türüdür. Şeyyâd Hamza, Anadolu'da ilk güzel na't örneklerini veren ve Yûnus'tan sonra bu türü kaside nazım şekliyle yazan ilk şairdir.

Sınavda Dikkat Et

  • Kadı Burhaneddin'in şiirlerinde mahlas kullanmadığını, sadece iki istisnai şiirinde isminin geçtiğini unutma; sınavda 'mahlas kullanmayan şair' sorulduğunda akla ilk o gelmelidir.
  • Yûnus Emre'nin Risâletü'n-nushiyye'sinin 1307'de, Gülşehrî'nin Mantıku't-tayr'ının 1317'de yazıldığını bilmek kronoloji sorularında hayat kurtarır.
  • Nesîmî'nin edebiyatımızda 'akis' sanatını ilk kullanan şair olduğunu ve 'elif-nâme' türünün öncülerinden olduğunu mutlaka aklında tut.
  • Garîb-nâme'nin telif (özgün) bir eser olduğunu, tercüme olmadığını bil; sınavda tercüme mesnevilerle karıştırılarak yanıltıcı şık olarak sunulabilir.
  • Türk edebiyatında tuyuğ denince akla ilk Kadı Burhaneddin ve Nesîmî'nin geldiğini, bu iki şairin tuyuğ türünün kurucuları olduğunu unutma.
  • Şeyyâd Hamza'nın 1348 veba salgını ile ilişkilendirildiğini ve Anadolu'da ilk mersiye/çocuk ağıtı yazan şair olduğunu unutmayın.
  • Yûsuf-ı Meddâh'ın Varka vü Gülşâh mesnevisindeki 'meclis' tertibinin onun meddahlık kimliğini ele verdiğini karıştırmayın.
  • Elvân Çelebi'nin Menâkıbü’l-kudsiyye adlı eserinin Türk edebiyatındaki ilk menakıbnâme örneği olduğunu, Baba İlyas ocağını anlattığını not edin.
  • Hoca Mes’ûd'un çeviri metodunda kelimesi kelimesine çeviri yapmayıp telif tarzı bir serbestlik benimsediğini ve Türkçeyi öne çıkardığını unutmayın.
  • Ahmedî'nin Bursa için yazdığı kasidenin ilk şehir kasidesi olduğunu ve İskender-nâme içinde mevlid bölümü barındırdığını kesinlikle ezberleyin.
  • Erzurumlu Mustafa Darîr'in kör mahlası olan 'Darîr' ile tanındığını ve Türkçede ilk siyer olan Sîretü’n-nebî'nin yazarı olduğunu unutmayın.
  • Şeyhoğlu Mustafa'nın Kenzü’l-küberâ'sının Kutadgu Bilig'den sonra Batı Türkçesinde yazılan ilk siyasetname olduğunu karıştırmayın.