İnsan dilini, yapısını, bileşenlerini, edinimini ve toplumsal kullanımını bilimsel ve nesnel yöntemlerle, veri incelemesine dayalı olarak her açıdan inceleyen bilim dalıdır.
Bir anadili konuşucusunun, kendi dilinin sistemi ve kuralları hakkında zihninde çocukluktan itibaren içselleştirmiş olduğu soyut, bilinçdışı ve kusursuz bilgi bütünüdür.
Zihindeki soyut dil yetisinin, konuşma ve yazma eylemleri sırasında fiilen uygulanmasıdır; yorgunluk, heyecan gibi fiziksel veya psikolojik etkenlerden etkilenebilir.
Bir anadili konuşucusunun dil hakkındaki içselleştirilmiş bilgisini yargılamadan, olduğu gibi nesnel kurallarla ortaya koymayı ve tanımlamayı amaçlayan dilbilgisi türüdür.
Dile değer yargılarıyla yaklaşarak, dildeki bazı yapıları doğru veya yanlış olarak sınıflandıran ve dilin nasıl kullanılması gerektiğine dair kural ve normlar dayatan yaklaşımdır.
Bir dili, o dili anadili olarak konuşmayan yabancılara veya yetişkin öğrenicilere bilinçli bir süreçle öğretmek amacıyla hazırlanan, yapıları aşamalı sunan dilbilgisi türüdür.
Bir dilde kullanılan ses birimlerinin niteliklerini, bu seslerin sözcük içindeki dağılımlarını ve yan yana gelme kurallarını inceleyen dilbilgisi bileşenidir.
Sözcüklerin iç yapılarını, nasıl kurulduklarını ve dildeki en küçük anlamlı birimler olan biçimbirimlerin (morfemlerin) özelliklerini ve birleşme kurallarını inceleyen alandır.
Sözcüklerin bir araya gelerek öbekleri, öbeklerin de birleşerek dilbilgisel tümceleri oluşturmasını düzenleyen kuralları ve yapısal ilişkileri inceleyen dilbilgisi bileşenidir.
Dildeki sözcüklerin, öbeklerin ve tümcelerin anlam yapılarını, anlam ilişkilerini ve bu birimlerin anlam sınırlarını inceleyen dilbilgisi bileşenidir.
Çocukların doğdukları andan itibaren çevrelerinde konuşulan dili herhangi bir bilinçli eğitim veya öğretim almadan, doğal ve içgüdüsel bir süreçle zihinlerinde içselleştirmesidir.
Dünyadaki tüm doğal dillerde ortak olarak bulunan, ünlü-ünsüz ses ayrımı veya ad-eylem ulamı gibi temel yapısal ve sistemsel özelliklerin tamamıdır.
Bir tümcenin içine başka yantümcelerin ardı ardına yerleştirilmesi yoluyla, tümce uzunluğunun ve yapısının teorik olarak sonsuza kadar uzatılabilmesi özelliğidir.
Dildeki sözcüklerin biçimleri (sesleri) ile temsil ettikleri kavramlar (göndergeler) arasındaki ilişkinin doğal değil, toplumun ortak kabulü ve anlaşması sonucu ortaya çıkmış olması durumudur.
Konuşma seslerinin fiziksel oluşumunu, havada yayılma biçimlerini, akustik özelliklerini ve dinleyici tarafından algılanma süreçlerini inceleyen dilbilim alt alanıdır. Söyleyiş, akustik ve dinleyiş sesbilgisi olmak üzere üç alt dala ayrılır.
Dünyadaki tüm dillerde üretilen konuşma seslerini standart, tutarlı ve 'bir ses tek bir sembol' ilkesine uygun olarak yazıya dökmek amacıyla geliştirilmiş evrensel yazı sistemidir. Yazım sistemlerindeki düzensizlikleri ve diller arasındaki harf-ses uyumsuzluklarını ortadan kaldırır.
Hava akımı gırtlaktan geçerken birbirine yakın konumda bulunan ses tellerinin basınçla itilmesi ve bu esnada titremesi sonucunda üretilen konuşma sesleridir. Örneğin [z], [b], [d] ve tüm ünlü sesler ötümlü nitelik taşır.
Hava akımı gırtlaktan geçerken ses tellerinin açık konumda olması ve aralarında geniş bir boşluk bırakması nedeniyle hiç titreşmeden üretilen seslerdir. Örneğin [s], [p], [t] ve [f] sesleri bu sınıfa girer.
Konuşma seslerinin üretilmesi için gerekli olan hava akımını başlatan, pompalama veya emme hareketi yapan organlardır. İnsan dilinde temel başlatıcı organlar akciğerler, gırtlak ve artdamaktır.
Hava akımının başlatıcı organlar vasıtasıyla vücut içinden dışarıya doğru itilmesi hareketiyle üretilen konuşma sesleridir. Akciğer hava akımı düzeneğiyle üretilen ve tüm dillerde bulunan sesler bu gruptadır.
Havanın dışarıdan içeriye doğru emilmesi hareketiyle üretilen seslerdir. Bazı dillerde gırtlak ve artdamak düzenekleriyle emmeli konuşma sesleri (klikler ve içpatlamalılar) üretilirken, emmeli akciğer havası hiçbir dilde konuşma sesi olarak kullanılmaz.
Ünsüzlerin üretimi sırasında akciğerlerden gelen hava akımının ağız boşluğundaki alt ve üst oluşturucu organların birbirine değmesi veya yaklaşmasıyla engellendiği coğrafi bölgedir. Çift-dudaksıl, dişyuvasıl gibi terimler bu noktaları belirtir.
Konuşma organlarının birbirine yaklaşma derecesini ve bu doğrultuda hava akımının engellenme veya salınma tarzını belirten ölçüttür. Seslerin patlamalı, sürtünmeli, genizsil veya akıcı olmasını belirler.
Oluşturucu organların hava akımını tamamen engellemesiyle arkada biriken yüksek basınçlı havanın, engelin aniden açılmasıyla patlamayı andıran bir gürültüyle dışarı salınması sonucu oluşan seslerdir. Örnekleri [p, b, t, d, k, g] sesleridir.
Oluşturucuların birbirine çok yaklaştığı ancak tamamen temas etmediği durumlarda, havanın aradaki dar açıklıktan sürtünerek ve sızarak çıkmasıyla üretilen seslerdir. Örnekleri [s, z, f, v, ş, j] sesleridir.
Ağız boşluğunda tam bir engelleme gerçekleştirilirken artdamağın aşağı inmesiyle havanın burun boşluğuna yönlendirilmesi ve burun deliklerinden dışarı çıkmasıyla üretilen seslerdir. [m] ve [n] sesleri bu sınıftadır.
Aralarında herhangi bir ünsüz bulunmayan, üretim sürecinde dilin bir ünlü konumundan diğer bir ünlü konumuna doğru kesintisizce kaymasıyla tek bir hece çekirdeği oluşturan seslerdir. İngilizcedeki 'five' [aı] veya 'now' [aʊ] sözcüklerinde görülür.
Dildeki seslerin paylaştıkları ortak sesbilgisel özelliklere (ötümlülük, süreklilik, oluşma noktası vb.) göre oluşturdukları alt gruplardır. Dillerdeki ses olayları ve kuralları genellikle bu sınıflar düzeyinde gerçekleşir.
Sözcük veya tümce düzeyindeki yapıların seslendirilmesi sırasında ortaya çıkan, tekil ses birimlerinin sınırlarını aşan parça üstü ses özellikleridir. Vurgu, ezgi, ton ve uzunluk bürünsel özelliklerin temel bileşenleridir.
Aynı ses birimlerinden oluşan sözcükler arasındaki anlam farkını, sesin hece düzeyindeki yüksek veya alçak perdede (tonda) söylenmesiyle belirleyen dillerdir. Çince ve İsveççe bu dil grubunun en belirgin örnekleridir.
Ses perdesindeki yükselme ve alçalmaları sözcük düzeyinde anlam farkı yaratmak yerine, tümce düzeyinde sözdizimsel ve duygusal yapıları ayırt etmek için kullanan dillerdir. Türkçe ve İngilizce birer ezgi dilidir.
Dillerin ses düzenini, seslerin diziliş kurallarını, uğradıkları değişimleri ve biçimbirimlerin söyleniş kurallarını inceleyen dilbilim alanıdır. Seslerin dildeki işlevsel rollerini ve sistematiğini belirlemeyi amaçlar.
Bir dilde sözcükler arasında doğrudan anlam farkı yaratma yeteneğine sahip olan en küçük soyut ses birimidir. Dilbilimsel gösterimlerde eğik çizgiler / / arasında yazılır.
Bir sesbirimin konuşma sırasında çevre seslerin etkisiyle ortaya çıkan, anlam farkı yaratmayan somut ve fiziksel varyasyonlarıdır. Köşeli ayraçlar [ ] içinde gösterilir.
Aralarındaki anlam farkı yalnızca tek bir sesin farklı olmasından kaynaklanan, diğer tüm sesleri ve sıralaması aynı olan sözcük çiftidir. Sesbirimleri saptamak için kullanılır.
İki farklı sesin aynı ses çevresinde birbirinin yerine geçebilmesi ve bu değişimin sözcükte doğrudan anlam farkı yaratması durumudur. Bu dağılımdaki sesler ayrı birer sesbirimdir.
Bir sesbirimin farklı varyasyonlarının (sesbirimciklerinin) dilde asla aynı konumda bulunmaması, birbirlerinin bulunmadığı çevrelerde ortaya çıkması durumudur. Anlam farkı yaratmazlar.
Bir sesbirime ait iki farklı sesbirimciğin aynı ses çevresinde, kelimenin anlamında hiçbir değişiklik yaratmadan birbirinin yerine kullanılabilmesi durumudur.
Söyleyişte tekil seslerin ötesinde, vurgu, ezgi, ton ve süre gibi parçalar üstü düzeyde gerçekleşen sesletimsel ve anlamsal özelliklerin tümüdür.
Sözcük veya cümle içindeki bir seslemin diğer seslemlere kıyasla daha kuvvetli, belirgin, yüksek ve baskın bir tonla seslendirilmesi olayıdır.
Konuşma sırasında ses perdesinde meydana gelen yükselme ve alçalma dalgalanmalarıdır. Cümleye soru, bitmişlik veya şüphe gibi anlamsal işlevler kazandırır.
Bir biçimbirimin (morfemin) eklendiği kelimenin ses özelliklerine göre kazandığı farklı somut söyleniş şekilleridir. Türkçe çoğul ekinin [ler] ve [lar] biçimleri buna örnektir.
Derin yapıdaki soyut biçimbirimlerin, yan yana geldikleri seslerin özelliklerinden etkilenerek yüzey yapıda hangi biçimbirimciklere dönüşeceğini belirleyen kurallardır.
Bir dilde aynı sesbilgisel özellikleri paylaşan ve sesbilimsel kurallardan grup olarak birlikte etkilenen sesler topluluğudur. Ötümsüz patlamalılar (/p, t, k/) buna örnektir.
Bir sesbilgisel özelliğin artı (+) veya eksi (-) değerinin dildeki sözcükler arasında doğrudan anlam farkı yaratması durumudur. Türkçede ötümlülük ayırıcı bir özelliktir.
Bir sesin bulunduğu konum veya diğer özellikleri nedeniyle kendiliğinden kazandığı, anlam farkı yaratmayan ve önceden öngörülebilen sesbilgisel niteliğidir.
Bir dilde sesbirimlerin sözcük içinde hangi sıra ve kurallara göre yan yana gelebileceğini belirleyen sistem ve kısıtlamalardır.
Sözcüklerin zihindeki soyut sesbilimsel gösterimleri ile gerçek telaffuzları arasında ses düşmesi, eklenmesi veya benzeşmesi gibi nedenlerle oluşan kurallı değişimlerdir.
Sözcük içindeki bir sesin, kendisinden önce veya sonra gelen komşu seslerin bazı fiziksel özelliklerini (ötüm, genizsilik, oluşum noktası vb.) alarak ona benzemesi sürecidir.
Türkçede son sesi ötümlü sürtünmeli ünsüz olan bir kökten sonra ötümsüz bir ünsüz geldiğinde, kök sonundaki sesin ötümsüz bir sese dönüşmesi olayıdır.
Hızlı veya özensiz konuşma sırasında, özellikle belirli yer belirteçleri veya soru kalıplarında bazı ünlü seslerin söylenmeyerek düşürülmesi sürecidir.
Hızlı konuşma esnasında kelime sonlarındaki veya eklerdeki akıcı/kayıcı ünsüzlerin (/r, l, y, h/) telaffuz edilmeyerek sistemden düşmesi olayıdır.
Sözcüklerin içyapısını, kurallı bileşenlerini, sınıflandırılmasını ve yeni sözcük üretme süreçlerini yöneten zihinsel kuralları inceleyen dilbilim alt dalıdır.
Konuşma sırasında kesintisiz akan ses zinciri içindeki sözcük sınırlarını belirleme, ses dizilimlerini zihinde anlamlı parçalara ayırma ve çözümleme sürecidir.
Dildeki sözcüklerin sesletim, sözdizimsel ulam ve anlam bilgilerini içeren, zihinde yer alan soyut ve kurallı depolama sistemidir.
Dildeki sesler ile bu seslerin temsil ettiği kavramsal anlam arasında hiçbir mantıksal, doğal veya zorunlu bağın bulunmaması durumunu ifade eden temel ilkedir.
Sözlükçede soyut bir girdi olarak listelenen, dilde üretilmemiş ve sözcüğün alabileceği tüm çekimsel varyasyonları bünyesinde barındıran soyut zihin sözcüğüdür.
Sözlükbirimlerin dilde somut olarak kullanılan, sesletilen veya yazılan, fiziksel ve dilbilgisel olarak şekillenmiş somut varyantlarıdır.
Sözcüklerin cümle içindeki dilbilgisel işlevlerine göre (tekil/çoğul, durum ekleri vb.) geçirdikleri sistemli ve öngörülebilir değişimleri inceleyen biçimbilim dalıdır.
Türetme ve birleştirme gibi yöntemlerle dilde tamamen yeni kavramlara karşılık gelen yeni sözlükbirimler oluşturma süreçlerini inceleyen biçimbilim dalıdır.
Mevcut bir sözcük tabanına yapım ekleri getirilerek farklı bir kavramı ve genellikle farklı bir sözcük türünü temsil eden yeni bir sözlükbirim oluşturma sürecidir.
İki veya daha fazla bağımsız sözlükbirimin bir araya gelerek tamamen yeni ve tek bir kavramı karşılayan yeni bir sözcük oluşturması sürecidir.
Aynı kökten türemiş veya birleşmiş, aralarında kavramsal ve biçimsel ortaklık bulunan tüm sözlükbirimlerin oluşturduğu gruptur.
Bir cümledeki belirli bir dilsel birimin yerine, yapıyı bozmadan başka bir bağımsız birim getirerek o birimin sözcük statüsünü belirleme yöntemidir.
Dildeki bağımsız birimlerin, aynı dilbilgisel konumda birbirlerinin yerine kullanılabilmesiyle ortaya çıkan ve anlam farkı yaratan ayırt edici ilişkidir.
Sözcüklerin anlam bakımından daha küçük parçacıklara bölünemeyen, tekrarlanabilir, karşıtsal dağılım gösteren en küçük yapısal çekirdeğidir. Tıpkı atom gibi sözcüğün yapı taşını oluşturur; örneğin 'nobranlaşırım' sözcüğündeki 'nobran', '-laş', '-ır' ve '-im' birer biçimbirimdir.
Bir biçimbirimin sesbilimsel koşullara göre değişen biçimler kümesini simgeleyen soyut birimdir. Büyük harflerle gösterilir; örneğin Türkçedeki çoğul ekinin soyut gösterimi {-lAr} şeklindedir ve bu soyut simge sesbilimsel kurallardan geçerek somutlaşır.
Varlıkları ve anlamları için başka yapılara ihtiyaç duymayan, kendi başına özgürce durabilen biçimbirimlerdir. Sözcük olarak ortaya çıkarlar ve kendi içinde sözlüksel ile dilbilgisel olarak ikiye ayrılırlar; örneğin Türkçe 'çocuk' sözcüğü bağımsız bir biçimbirimdir.
Yalnız başlarına var olamayan, başka bir biçimbirime (tabana) eklenme zorunluluğu bulunan yapılardır. Dilbilgisel olarak ekler bu sınıfa girer; örneğin 'çocuklar' sözcüğündeki '-lar' eki bağımlı bir biçimbirimdir.
Sözlük anlamı taşıyan içerik sözcüklerinden oluşan biçimlerdir ve en tipik örnekleri ad, eylem, sıfat ve belirteçlerdir. Dilbilgisel bağları kurmaktan ziyade kavramsal anlam taşırlar.
Kendi başlarına temel sözlük anlamları olmayan, ancak sözlüksel biçimbirimler arasındaki ilişkileri ve görevsel bağları gösteren yapılardır. Adıllar, ilgeçler, bağlaçlar ve çekim ekleri bu gruptadır.
Bağımlı biçimbirimin, eklendiği taban biçimin önünde yer alan türüdür. Türkçe gibi eklemeli dillerde bulunmazken İngilizce gibi dillerde yaygındır; örneğin İngilizcedeki 're-write' sözcüğündeki 're-' bir önektir.
Bağımlı biçimbirimin, eklendiği taban biçimden sonra gelen ve dünya dillerinde en yaygın görülen ek türüdür. Türkçe sondan eklemeli bir dil olduğundan sonekleri yoğun olarak kullanır; örneğin 'kitap-çı' sözcüğündeki '-çı' bir sonektir.
Bağımlı biçimbirimin, kökün veya tabanın içine yerleştirilerek oluşturulduğu nadir ek türüdür. Örneğin Tagalogca dilinde 'sulat' (yazı) sözcüğünün içine giren '-um-' eki 's-um-ulat' (yazan) sözcüğünü türetir.
Eklendiği sözcüğün anlamını değiştirerek veya sözcüksel ulamını (türünü) dönüştürerek yeni bir sözlükbirim oluşturan bağımlı biçimbirimdir. Örneğin 'koş-' eylemine gelen '-ucu' eki yeni bir ad türetir.
Eklendiği tabanın anlamını ve sözcük türünü değiştirmeksizin, tümce içindeki konumuna ve dilbilgisel görevine göre zorunlu olarak şekil değiştiren eklerdir. Adlarda durum/sayı, eylemlerde zaman/kişi bildirir; örneğin 'kitap-lar' sözcüğündeki '-lar' bir çekim ekidir.
Bir sözlükbirimin en küçük parçasıyla özdeş olan ve hiç ek almamış basit yapılı biçimdir. Sözcüğün çekim ve türetim ekleri çıktıktan sonra kalan en yalın çekirdeğidir; örneğin 'saygılar' sözcüğünün kökü 'say-'dır.
Sadece çekim ekleri bağlamında ele alınan, bir sözcükbiçimin çekim ekleri çıktıktan sonra kalan kısmıdır. Kök veya türetilmiş taban üzerine çekim eki gelmeden önceki aşamadır; örneğin 'saygılar' sözcüğünde 'saygı' bir gövdedir.
Türüne bakılmaksızın üzerine herhangi bir ek (türetim veya çekim) almış olan her türlü yapıdır. Kökler ve gövdeler de aynı zamanda birer tabandır; örneğin 'saygısız' sözcüğü bir türetim eki aldığından tabandır.
Soyut bir biçimbirimin dilde somutlaşan çeşitli değişkelerinin her biridir. Bütünleyici dağılım ilişkisi içindedirler; örneğin Türkçede çoğul biçimbirimi {-lAr}'in altbiçimleri [-lar] ve [-ler] dir.
Aynı biçimbirimin altbiçimlerinin birbirlerinin yerine geçemediği, aksine farklı ortamlarda birbirlerini tamamlayarak bir bütünü oluşturduğu dağılım ilişkisidir; biri varsa diğeri o konumda kullanılamaz.
Söyleyişte somut ve sesletilen bir karşılığı olmayan, ancak karşıtsal anlam taşıdıkları için anadili konuşucuları tarafından varlığı zihnen bilinen biçimbirimdir. Örneğin İngilizcede tekil sheep ile çoğul sheep-Ø arasındaki fark sıfır biçimle sağlanır.
Tek bir biçimin, birden fazla farklı biçimbirimi aynı anda gerçekleştirmek için kullanılması durumudur. Örneğin Türkçedeki 'geldim' sözcüğündeki [-m] eki hem 1. tekil kişi hem de geçmiş zaman/sayı gibi birden fazla bilgiyi barındıran alaşım birimdir.
Sözcüklerin sözdizimsel konuma uygun biçim almasını sağlayan, bitiminde yeni bir sözcük türetmeyip sözcükbiçim üreten dilbilgisel süreçtir. Örneğin Türkçe 'kitap' sözcüğüne gelen '-lar' veya '-da' ekleri çekimsel biçimbilimin konusudur.
Yeni üye katılımına son derece elverişli, üye sayısı fazla olan ve girdikleri çekimler nedeniyle biçimleri değişken olan içerik sözcükleridir. Ad, eylem, sıfat ve belirteç açık küme üyeleridir.
Üye sayısı sınırlı, değişmez olan ve yeni ögeleri çok nadiren kabul eden işlevsel sözcük sınıflarıdır. Bağlaç, ilgeç, belirleyici ve adıllar kapalı kümeleri oluşturur.
Bir sözcük sınıfının ayırt edici özelliklerinin tümünü taşıyan ve o sınıfı temsil etme niteliği en yüksek olan sözcüktür. Örneğin 'dayanıklı' sözcüğü derecelendirilebildiği için sıfat sınıfının merkez bir üyesidir.
Bir sözcük sınıfına ait olmakla birlikte, sınıfın tüm özelliklerini taşımayan ve kimi zaman merkez üyeler gibi hareket edemeyen birimdir. Sınıflandırmanın mutlak değil dereceli olduğunu gösterir.
Sözcükleri aldıkları ekler (türetim ve çekim ekleri) gözeterek sınıflandıran nesnel ölçüttür. Örneğin eylemlerin '-iyor' şimdiki zaman ekini alabilmesi biçimbilimsel ölçüte dayanır.
Sözcükleri öbek ve tümce içindeki konumlarına ve sıralanışlarına göre sınıflandıran sözdizim temelli ölçüttür. Yerine koyma (substitüsyon) işlemiyle aynı konumda kullanılabilen sözcükler aynı sınıfa atanır.
Varliklarin nicelleştirilmesini kodlayan, tekil, çoğul, ikil ve üçül gibi karşıtlıklar etrafında şekillenen adsıl çekim kategorisidir. İngilizce 'cat-cats' örneğinde olduğu gibi çoğunlukla eklerle kodlanır.
Adları eril, dişil, yansız veya canlı-cansız gibi sınıflara ayıran ve birlikte kullandıkları niteleyicilerle uyum ilişkisi gerektiren dilbilgisel ulamdır. Almancada 'der Vater' (eril) ve 'die Mutter' (dişil) örneklerinde görülür.
Adın tümce içinde özne, nesne ve dolaylı tümleç gibi temel dilbilgisel işlevlerini yerine getirdiğini gösteren çekimsel süreçtir. Türkçe ve İngilizcedeki yalın-belirtme ulamları buna örnektir.
Özne, nesne ve dolaylı tümleç dışındaki adların eylemlerle anlamsal bağını (yer, yön, araç, kaynak) gösteren durum ekleridir. 'İstanbul'dan geldik' tümcesindeki '-dan' eki eğik durumdur.
Tamlanan adın, tamlayan adla kişi ve sayı uyumunu sağlayan ulamdır. Türkçedeki kitap-ım, para-m örneklerinde olduğu gibi iyelik ekleri biçiminde ortaya çıkar.
Eylemin belirttiği hareket veya oluşun evrensel zamanda (genellikle konuşma anı baz alınarak) geçmiş, şimdi veya gelecek şeklinde konumlandırılmasını sağlayan eylemcil ulamdır.
Gönderim noktası olarak konuşma anının değil, konuşma anından önce veya sonra gerçekleşmiş başka bir eylemin zamanının esas alındığı ulamdır. 'Çocuk uyumuştu' cümlesindeki kullanım buna örnektir.
Eylemlerin zamansal içyapısını ve nasıl gerçekleştiğini gösteren, bitmişlik veya bitmemişlik gibi alt ulamlara ayrılan dilbilgisel kategoridir. 'Konuştu' (bitmiş) ile 'konuşuyordu' (bitmemiş) arasındaki fark görünüş farkıdır.
Geçmişin bugündeki izleriyle ilgili olan, geçmişteki bir olayın bugünkü sonuçlarıyla bağ kuran görünüş ulamıdır. Sonuçlu, deneyimsel, tümel ve yakın geçmiş tamamlık gibi türleri vardır.
Aktarılan olayların gerçekliğine ilişkin konuşmacıdaki kesinlik derecesini ve bilginin kaynağını (doğrudan gözlem veya dolaylı çıkarım/duyum) yayan kip ulamıdır. 'Yaktı' (-DI) ile 'yakmış' (-mIş) karşıtlığı buna örnektir.
Yaptırım gücü olan bir kaynaktan (ahlaki, yasal, sosyal kural veya içsel itki) kaynaklanan zorunluluk, izin, istek ve dilek anlamlarını kodlayan eylemcil ulamdır. 'İçmeliyim' veya 'gidebilirsin' örneklerindeki gibidir.
Gerçek dünya önermeleriyle ve öznenin kişiye özgü yetenek, niyet ve yaradılış özellikleri ile ilgilenen kip türüdür. 'Ecem hızlı koşabilir' (yeterlik) cümlesindeki gibidir.
Eylemin gerçekleşmesinde işlevi olan katılımcıların (özne ve tümleçler) eylemle ilişkisini ve eylemin temel üye sayısını belirleyen süreçtir. Etken, edilgen, işteş, dönüşlü ve ettirgen çatıları bulunur.
Geçişli bir eylemin nesnesinin özne konumuna geçmesi ve eylemin edilgen ekleri ({-(I)l} veya {-(I)n}) alarak temel üye sayısını azaltması sürecidir. 'Karabaş besleniyor' cümlesinde olduğu gibidir.
Eylemin katılımcılarının aynı hareketi karşılıklı ya da toplu olarak gerçekleştirdiğini kodlayan, etken yapının özne ve nesnesini tek bir çoğul özneye indirgeyen çatı ulamıdır. 'Buluştular' veya 'koşuşuyor' örneklerindeki gibidir.
Özne ve nesnenin özdeş olduğu, eylemin özne tarafından gerçekleştirilip yine özneye döndüğü çatı türüdür. Türkçede {-(I)n} eki veya dönüşlülük adılı ile kodlanır ('Çocuk yıkandı').
Eylemin temel üye sayısını artıran, eylemin başkasına yaptırıldığını (sebep olma, izin verme, yardım etme) bildiren çatı sürecidir. Türkçede '-dir, -t' ekleriyle kurulur ('uyuttu', 'içirdi').
Adın yerini tutabilen, ad gibi işlev gördüğü için adsıl çekimlere (sayı, kişi, durum) giren kapalı küme sözcüğüdür. 'Ben, sen, o, kendi, birbiri' gibi sözcükleri kapsar.
Dildeki sözcük yapma süreçlerini, yeni sözcüklerin türetilmesini ve bileştirilmesini inceleyen dilbilim alt dalıdır. Örneğin, 'karıştırıcı' sözcüğünün yapım ekleriyle türetilmesi sözlüksel biçimbilimin inceleme alanına girer.
Daha küçük anlamlı parçalara bölünemeyen, ek almamış ve başka bir sözcükle birleştirilmemiş tek bir biçimbirimden oluşan sözcüklerdir. Örneğin, 'tencere' sözcüğü hiçbir ek almadığı için basit sözcüktür.
Yapı ve anlam bakımından birden fazla biçimbirim veya öğe içeren, türetme veya bileştirme süreçlerinden geçmiş sözcüklerdir. Örneğin, 'karıştırıcı' sözcüğü kök ve yapım eki içerdiği için karmaşık sözcüktür.
Konuşucuların yeni ses dizileri bulup bunları yeni bir anlamla eşleştirme yoluyla, herhangi bir biçimbilimsel yapıdan yararlanmadan yarattıkları sözcüklerdir. Örneğin, Türkçede 'uygar' sözcüğü bu yolla kazandırılmıştır.
Basit sözcüklere türetim ekleri ilave edilerek karmaşık sözcükler oluşturma sürecidir. Örneğin, 'kitap' sözcüğüne '-lık' eki getirilerek 'kitaplık' sözcüğünün türetilmesi eklemeli türetmedir.
Kök veya tabanların sonuna ekler (sonekler) getirilerek yeni sözcükler türetme sürecidir. Dünyanın pek çok dilinde olduğu gibi Türkçede de en yaygın ve işlek sözcük yapma yoludur; örneğin 'göz-lük'.
Açık bir ek veya biçimsel değişiklik olmaksızın, bir sözcüğün sözlüksel ulamının değişmesi sürecidir. Örneğin, İngilizcede 'water' (su) adından 'to water' (sula-) eyleminin türetilmesi sıfır türetimdir.
Karmaşık bir sözcüğün üretimini, dilde aynı anlamı karşılayan başka bir sözcüğün halihazırda var olması durumunda engelleyen kuraldır. Örneğin, kurallı olmasına rağmen 'hırsız' sözcüğü var olduğu için 'çalıcı' türetilmez.
Basitten karmaşığa ilerleyen türetim yönünün tersine çevrilerek, karmaşık görünümlü bir yapıdan parça düşürülüp basit sözcük üretilmesi sürecidir. Örneğin, İngilizcede 'sculptor' sözcüğünden 'sculpt' eyleminin türetilmesi.
Çok heceli sözcüklerin ekonomi amacıyla ilk, orta veya son parçalarının atılarak teke indirgenmesi sürecidir. Örneğin, İngilizcede 'telephone' sözcüğünün 'phone' haline gelmesi kırpma örneğidir.
Birden çok sözcük içeren uzun adlandırmalarda yalnızca baş harflerin alınarak yeni bir sözcük oluşturma yöntemidir. Örneğin, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 'TBMM' şeklinde kısaltılması.
Genellikle iki sözcükten birincisinin ilk ve ikincisinin son parçalarının bir araya getirilmesiyle yeni sözlükbirimler oluşturma sürecidir. Örneğin, breakfast ve lunch sözcüklerinden 'brunch' üretilmesi.
İki veya daha fazla sözlükbirimin yeni bir kavramı karşılamak üzere yan yana gelerek tek bir anlam ve bütünlük oluşturması sürecidir. Örneğin, 'başrol' veya İngilizcede 'door-knob'.
Anlamını ve sözlüksel ulamını belirleyen bir baş ögesi içeren ve anlamları birleşimsel (geçirimli) olan bileşiklerdir. Örneğin, 'büyükanne' bir anne türüdür ve içmerkezlidir.
Anlamları veya sözlüksel ulamları baş ögesine bağlı olarak belirlenemeyen, anlamları geçirimsiz olan bileşiklerdir. Örneğin, 'kuşpalazı' bir palaz türü değildir, dolayısıyla dışmerkezlidir.
Bir tabanın tamamının ya da bir bölümünün yinelenerek yeni anlamlar veya sözcük türleri türetilmesi sürecidir. Örneğin, Türkçede 'yavaş yavaş' veya 'dolu dopdolu'.
Diller arasında kopyalama temelinde gerçekleşen, bir dilden diğerine doğrudan sözcük alma alıntılama sürecidir. Örneğin, Türkçeye Fransızcadan geçen 'vapur' sözcüğü bir ödünçlemedir.
Kaynak dildeki bir sözcüğün yapı ve anlam birimlerinin alıcı dile birebir çevrilmesi yoluyla sözcük oluşturma sürecidir. Örneğin, İngilizce 'natural gas' ifadesinin 'doğal gaz' olması.
Dilbilimin tümceyi ve tümcenin içindeki öbeklerin içyapısını, sözcüklerin hangi kurallarla dizildiğini inceleyen alt dalıdır. Örneğin, Türkçede yüklem sonluluk kuralı veya öbeklerin diziliş biçimleri sözdizimin inceleme alanına girer.
Noam Chomsky tarafından ortaya atılan, anadili konuşucusunun zihninde yer alan, tümcelerin düzgün veya bozuk olduğuna yönelik sezgilerini içeren soyut, saf ve hatasız kurallar zinciridir. Konuşucunun edilgen yapıyı bilmesi ancak formel kuralını bilememesi edincin bir göstergesidir.
Konuşucunun anadilini kullanırken ürettiği, bellek kısıtlılıkları, yorgunluk ve dikkat dağınıklığı nedeniyle hata, kekeleme veya yanlış başlangıçlar içerebilen somut dil verisidir. Konuşma sırasında kişinin lafı unutup baştan alması somut bir edim hatasıdır.
Dilin nasıl konuşulması ve yazılması gerektiği konusunda doğru/yanlış yargıları bildiren, reçete niteliğinde kurallar koyan yaklaşımdır. Ömer Asım Aksoy'un 'hiç şüphe yok' ile 'erişmiş olmalıdır' uyumsuzluğunu eleştirerek doğru kullanımı savunması buna örnektir.
Dili konuşucuların kullandığı şekliyle, herhangi bir yargıda bulunmadan ve müdahale etmeden olduğu gibi inceleyen bilimsel yaklaşımdır. Konuşucuların dil eğilimlerini yargılamak yerine kuralları neden-sonuç ilişkisiyle betimler.
Sözdizimsel çözümlemenin bir dilde hangi tümcelerin kurallı ve hangilerinin kural dışı (dilbilgisidışı) olduğunu doğru biçimde göstermesi ölçütüdür. Sadece tümcelerin yüzeysel yapısal kurallarının çözümlenmesiyle ilgilidir.
Sözdizimsel çözümlemenin, gözlemsel yeterliliğe ek olarak anadili konuşucularının dillerinin yapısal özellikleri hakkındaki zihinsel sezgilerini de tam olarak açıklaması gerekliliğidir.
Gözlemsel ve betimsel yeterlilikleri de kapsayan, dilbilimsel çözümlemenin kuralların ana dili konuşucusunun zihninde ve bilişinde nasıl ortaya çıktığını bir kuram çerçevesinde açıklaması ölçütüdür.
Sonlu sayıda kural ve simge kullanarak sonsuz sayıda kurallı tümcenin üretilmesini ve bu süreçlerin insan bilişine dayalı olarak modellenmesini amaçlayan kuramsal dilbilim dalıdır. 'AÖ' ve 'EÖ' gibi simgelerle öbek kurallarının yazılması bu yaklaşıma dayanır.
Chomsky’ye göre çocuğun zihninde doğuştan var olan, evrensel dilbilgisi kurallarıyla etkileşime girerek çocuğun çok kısa sürede anadilini edinmesini tetikleyen varsayımsal ve dile özgü bilişsel modüldür.
Dünyanın farklı bölgelerindeki tüm insan dillerinin ırk ve kültür farkı olmaksızın paylaştığı ortak yapısal özellikleri (ilkeler) ve bu ilkelerin doğuştan geldiğini savunan Chomsky’ci kuramsal yaklaşımdır.
Bir yapının içinde aynı türden başka bir yapının (Rus matruşka bebekleri gibi) yer alabilmesi ilkesidir. Örneğin, Türkçede bir Ad Öbeğinin içinde başka bir Ad Öbeğinin bulunması ('Ali’nin kitabının kapağı') bu ilkeye dayanır.