Herhangi bir yapım eki almamış, kök durumundaki kelimelerdir. Farsçada 'âb' (su) veya 'seng' (taş) gibi kelimeler bu sınıfa girer.
Kelimelerin başına getirilerek yeni anlamda sıfat veya zarf türeten morfolojik unsurlardır. Farsçadaki 'bî-' ön eki, 'bî-çâre' örneğinde olduğu gibi olumsuz sıfatlar yapar.
Kelime kök veya gövdelerinin sonuna eklenerek yeni isim veya sıfat yapan eklerdir. '+istân' eki, 'gülistân' örneğinde olduğu gibi yer isimleri türetir.
İsim veya sıfatların sonuna gelerek soyut isimler türeten '+î' ekidir. 'merd' (adam) kelimesinden 'merdî' (adamlık) türetilmesi bu ekin görevidir.
Aruz vezni gereği şiirde heceyi hafifletmek veya kısaltmak amacıyla bir ekin veya kelimenin kısaltılmış halidir. '+gâh' ekinin '+geh' şeklinde kullanılması buna örnektir.
Farsçaya özgü olan ve [g] sesini veren 'گ' harfidir. Osmanlı Türkçesi metinlerinde bu harf genellikle normal kef 'ك' şeklinde yazılır.
Bir ismin sonuna gelerek ona aitlik, mensubiyet veya renk anlamı katan '+î' ekidir. 'İranî' (İranlı) veya 'gülî' (gül rengi) kelimelerinde bu ek kullanılır.
Sıfatların sonuna gelerek onlara 'daha' anlamı katan derecelendirme ekidir. 'erzân' (ucuz) sıfatından yapılan 'erzânter' (daha ucuz) buna örnektir.
Sıfatların sonuna gelerek onlara 'en' anlamı katan en üst derece ekidir. 'müşkil' (zor) sıfatından yapılan 'müşkilterîn' (en zor) buna örnektir.
İsimlerin sonuna gelerek küçültme, sevgi veya acıma anlamı katan ektir. 'bâğ' (bağ) kelimesinden türetilen 'bâğçe' (bahçe) bu ekin en yaygın örneğidir.
Farsçada sonu '-den' veya '-ten' ekleriyle biten, fiilleri zaman ve şahıs bildirmeksizin adlandıran en temel fiil şeklidir. Osmanlı Türkçesi söz diziminde doğrudan çekimli eylem olarak kullanılmamış, ancak kelime türetiminde taban kabul edilmiştir.
Aslî masdarlardan '-den' ve '-ten' eklerinin atılmasıyla elde edilen, geniş zamanı ve emir ikinci tekil şahsı ifade eden fiil tabanıdır. Birleşik sıfat yapımında sıfat-fiil anlamıyla sıklıkla kullanılır.
Farsça fiillerin sonundaki nûn (ن) harfinin atılmasıyla elde edilen ve görülen geçmiş zaman üçüncü tekil şahsı ifade eden tabandır. Aynı zamanda hafifletilmiş masdar olarak isim görevi üstlenir.
Masdarın sonundaki nûn harfinin düşmesiyle oluşan geçmiş zaman gövdesinin, eylemin adını ve oluşunu bildiren bir isim olarak kullanılması durumudur. Örneğin 'reft' kelimesinin 'gidiş' anlamına gelmesi bu duruma örnektir.
Fiillerin emir veya geçmiş zaman gövdelerine getirilen eklerle türetilen, eylemin sonucunu, yapılış biçimini veya eylemle ilgili kavramları karşılayan isimlerdir.
Geçmiş zaman gövdesine '-e' (٥) ekinin getirilmesiyle türetilen, edilgen anlamlı sıfat-fiildir. 'Dîde' (görülmüş) veya 'âzürde' (incinmiş) kelimeleri bu yapıya örnek gösterilebilir.
Fiilin emir gövdesine '-ende' (نده), '-ân' (ان) veya '-â' (ا) ekleri getirilerek yapılan, eylemi gerçekleştiren etken sıfat-fiil yapısıdır. 'Gûyende' (söyleyen) kelimesi bu türe örnektir.
Farsça isim ve sıfat tamlamalarında kelimeleri birbirine bağlayan geçiş sesidir. Farsça birleşik kelimelerde ve birleşik sıfatlarda bu kesre tamamen kaldırılarak kelimeler birleşik okunur.
Türkçede birleşik sıfat işlevi gören, birinci unsuru iyelik eki almış bir isim, ikinci unsuru sıfat olan kelime grubudur. Farsça birleşik sıfatların Türkçeye çevirisinde sıklıkla kullanılır.
Eş, yakın veya zıt anlamlı kelimelerin aralarına bağlama edatı alarak tek bir kavramı karşılayacak şekilde birleşmesiyle oluşan yapılardır. 'Güft ü gû' (dedikodu) bu yapıya örnektir.
Farsçada 'â-', 'be-' ve 'tâ-' gibi unsurlar yardımıyla kelimelerin birleştirilmesiyle oluşturulan ve cümlede durum, zaman veya miktar bildiren yapılardır. 'Ser-â-ser' (baştan başa) bu gruba girer.
Farsçada masdar eki '-den' (دن) ile biten fiil grubudur. 'Hânden' (okumak) ve 'derîden' (yırtmak) gibi fiiller bu kategoride değerlendirilir.
Farsçada masdar eki '-ten' (تن) ile biten fiil grubudur. 'Güften' (söylemek) ve 'sûhten' (yakmak) gibi fiiller bu grupta yer alır ve emir gövdeleri türetilirken farklı ses olaylarına uğrarlar.
Fiilin emir gövdesine '-e' (٥) eki getirilerek türetilen ve bir işi yapmaya yarayan aracı temsil eden isimlerdir. 'Rende' (yontma aleti) bu türe örnektir.
Fiil gövdelerine '-gâr' veya '-âr' ekleri getirilerek yapılan, eylemi meslek veya alışkanlık haline getiren kişiyi bildiren isimlerdir. 'Harîdâr' (alıcı) kelimesi bu yapıdadır.
Farsça tamlamalarda tamlanan ile tamlayan arasındaki ilişkiyi kuran, ünsüzle biten kelimelerde yazılmayıp sadece okunan, ünlüyle bitenlerde ise hemze veya ye ile gösterilen morfolojik sestir. Örneğin 'bâb-ı beyt' tamlamasındaki '-ı' sesidir.
Farsça tamlamada en başta yer alan, kendisinden sonra gelen kelimeler tarafından nitelenen veya iyelik yönünden tamamlanan ana unsurdur. 'dîde-i giryân' tamlamasındaki 'dîde' (göz) kelimesi tamlanandır.
Farsça tamlamada tamlanandan sonra gelen, onu niteleyen veya anlamca tamamlayan yardımcı unsurdur. 'şehr-i İstanbul' tamlamasındaki 'İstanbul' kelimesi tamlayandır.
Farsça kelimelerin sonunda /a/ veya /e/ ünlülerini göstermek için kullanılan harftir. Bu harfle biten tamlanan kelimelerin üzerine izafet esresini göstermek için hemze işareti konur; 'leyle-i kadr' örneğinde olduğu gibi.
Arapça kökenli kelimelerle kurulan tamlamalarda, tamlanan unsur ikilik (tesniye) eki aldığında sıfatın da aynı ikilik ekini alarak uyum sağlaması kuralıdır. 'devleteyn-i aliyyeteyn' (iki yüce devlet) buna örnektir.
Arapça dil bilgisinde kelimenin iç yapısının değiştirilmesiyle yapılan düzensiz kırık çoğullardır. Farsça tamlamalarda bu çoğulların sıfatları genellikle tekil-dişil formda gelir; 'şu'arâ-yı Osmâniyye' gibi.
Birden fazla kelimenin bir araya gelerek tek bir sıfat değerinde kullanıldığı dil bilgisel yapılardır. 'tûtî-i pâk-lehçe' tamlamasındaki 'pâk-lehçe' (temiz dilli) ifadesi birleşik sıfattır.
Arapça dil bilgisinde erkek cinsiyeti ifade eden kelime yapısıdır. Farsça tamlamada tamlanan eril olduğunda sıfat da eril olur; 'mü'min-i kâmil' tamlamasındaki kelimeler erildir.
Arapça dil bilgisinde dişi cinsiyeti ifade eden kelime yapısıdır. Tamlanan dişil olduğunda sıfat da sonuna yuvarlak te/he alarak dişil yapılır; 'belde-i tayyibe' tamlamasındaki 'tayyibe' buna örnektir.
Farsça tamlamalarda tamlanan kelimenin sonu /â/ veya /û/ ünlüleriyle bittiğinde, tamlama bağını kurmak için yazılan ve '-yı / -yi' şeklinde okunan harftir. 'asâ-yı Mûsâ' tamlamasındaki 'ye' harfi buna örnektir.
Sözün akıcı, anlaşılır ve dil kurallarına en uygun şekilde, gereksiz kelime kalabalığından uzak kurulması durumudur. Çok kelimeli (5-7 kelimelik) tamlamalar fasih kabul edilmez.
En az iki ismin izafet kesresiyle birbirine bağlanarak oluşturduğu, bir aidiyet veya sahiplik bildiren kelime grubudur. Örneğin 'peymâne-i hâtır' (gönül kadehi) ifadesinde ilk kelime tamlanan, ikincisi tamlayandır.
Bir ismin nitelik, nicelik veya durum yönünden bir sıfatla tamamlanmasıyla oluşan kelime grubudur. Farsça yapıda sıfat sonda yer alır; 'vilâyât-ı muhtolife' (çeşitli vilâyetler) buna örnektir.
Kelimelerin cümle içinde üstlendikleri görevleri, birbirleriyle olan ilişkilerini ve cümle ögelerinin diziliş kurallarını inceleyen dil bilgisi alanıdır.
Cümleyi oluşturan ve özne, yüklem, nesne, yer tamlayıcısı, zarf tamlayıcısı gibi dil bilgisel işlevleri yerine getiren sözcük veya sözcük gruplarıdır.
Birden fazla kelimenin yeni bir kavramı karşılamak üzere bir araya gelip kalıplaşmasıyla oluşan, tek bir kelime gibi işlem gören sözcüklerdir.
İki veya daha fazla kelimenin birleşerek bir ismi nitelemek veya belirtmek üzere oluşturduğu sıfat grubudur; 'pûlâd-beden' (çelik bedenli) gibi.
İsim soylu kelimelerin veya birleşik sıfatların üzerine gelerek onları yüklemleştiren ve fiilleştiren 'etmek', 'olmak', 'eylemek' gibi eylemlerdir.
Farsça tamlamalarda ilk sırada yer alan, yani kendisi başka bir kelimeyle tamamlanan, nitelenen veya sahiplenilen ana unsurdur.
Farsça tamlamalarda ikinci sırada yer alan, tamlayanı oluşturan ve ilk kelimenin anlamını tamamlayan yardımcı unsurdur.
Fiil kök veya gövdelerinden türetilerek sıfat görevi üstlenen kelimelerdir; Farsçada emir gövdesi ('bîn' - gören) veya geçmiş zaman gövdesiyle ('nihâde' - koymuş) kurulur.
Arapça kurallara göre yapılan, genellikle sıfat-fiil veya ism-i fâil türünden kelimelerin harf-i tarif (el-) ile bağlandığı tamlama türüdür.
Eylem yönünden bir nesneye ihtiyaç duyan, yani 'neyi, kimi' sorularına cevap veren hareket ve oluş bildiren kelimelerdir.
Nesne alamayan, eylemin doğrudan özne üzerinde gerçekleştiğini bildiren ve yer/zarf tamlayıcısı gerektiren hareket bildiren kelimelerdir.
Tek başına anlamı olmayan, ancak cümle içinde kelimeler arasında anlam ilişkileri kuran ve çekimlenebilen görevli sözcüklerdir; Arapça 'lâ-', 'mâ-' ve 'ma'a-' gibi yapılar Osmanlı Türkçesinde bu görevi üstlenir.
Fiillerin, sıfatların veya kendi türünden sözcüklerin anlamını zaman, yön, miktar ve tarz bakımından sınırlayan sözcüklerdir; Arapça 'li-' edatı ile kurulan sebep tamlayıcıları Türkçede zarf fonksiyonu kazanır.
Bir dildeki yazılı metni, ses değerlerini tam olarak korumak ve göstermek amacıyla özel işaretler barındıran başka bir alfabeye aktarma işlemidir.
Transkripsiyon teriminin Türkçe karşılığı olup, özellikle Osmanlı Türkçesi metinlerinin Latin alfabesine bilimsel işaretlerle hatasız aktarılması sürecini ifade eder.
Arapça olumsuzluk edatı olup, Osmanlı Türkçesinde kelimelerin önüne gelerek 'bî-' ve 'nâ-' gibi olumsuzluk veya yokluk anlamı katar; 'lâ-mekân' (mekânsız) kelimesinde olduğu gibi kullanılır.
Arapçada 'o şey ki' anlamına gelen edat olup, Osmanlı Türkçesinde 'mâ-fevk' (üstteki) ve 'mâ-kabl' (önceki) gibi yön ve zaman bildiren kalıplaşmış kelime grupları kurar.
Arapçada 'birlikte, ile' anlamına gelen edat olup, 'ma'a-hâzâ' (bununla birlikte) ve 'ma'a'l-esef' (esefle, ne yazık ki) gibi sık kullanılan zarf grupları oluşturur.
Arapçada benzetme bildiren 'gibi' anlamındaki edattır; 'ke'l-evvel' (eskisi gibi) ve 'ke'l-'adem' (yok gibi) örneklerinde benzetme ilişkisi kurar.
Arapçada 'nasıl' anlamına gelen soru edatıdır; 'mâ-' edatıyla birleşerek 'keyfe-mâ-yeşâ' (nasıl isterse öyle) şeklinde şart bildiren deyimler kurar.
Arapça istisna edatı olup, Türkçede '+sız/+siz' ekleri veya 'olmayan' kelimesiyle karşılanır; 'gayri müslim' (Müslüman olmayan) yapısında bu işlev görülür.
Arapçada 'için' anlamına gelen edattır; kendisinden önceki kelimenin üstünlü tenvin ile okunmasıyla 'rızâen li'llâh' (Allah rızası için) gibi sebep zarfları kurar.
Arapçada 'sahip, +lı/+li' anlamına gelen ve 'zü'l-celâl' (celal sahibi) gibi kalıplaşmış ifadeler ile bilimsel terimlerde kullanılan edattır.
Sahiplik bildiren 'zû' edatının tamlamalarda kullanılan çokluk (çoğul) şeklidir; 'zevi'l-erhâm' (yakın akrabalar) tamlamasında bu çoğulluk görülür.
Sahiplik bildiren 'zû' edatının harf-i cer almış (esreli) şeklidir; 'zî-kıymet' (kıymetli) ve 'zî-hayât' (canlı) kelimelerinde sıfat kurucu olarak yer alır.
Sahiplik bildiren 'zû' edatının müennes (dişil) şeklidir; tıp ve fen terimlerinde sıklıkla kullanılır, 'zâtü'l-cenb' (akciğer zarı iltihabı) buna örnektir.
Arapça 'bilmem' anlamına gelen ve edebiyatta yazarı veya şairi bilinmeyen, anonim kalmış şiirlerin altına yazar adı yerine konulan kalıp ifadedir.
Arapça dilbilgisinde eylemin yapılış sebebini bildiren 'sebep tamlayıcısı' (zarf grubu) yapısıdır; Osmanlı Türkçesinde 'teksîren li'n-nef'' örneğinde olduğu gibi kullanılır.
Osmanlı metinlerinde soy, asalet veya bir geleneğin sürekliliğini ifade etmek için kullanılan 'babadan dedeye, nesilden nesile' anlamına gelen kalıp sözdür.
Hz. Muhammed'in adı anıldığında söylenen ve 'Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun' anlamına gelen kalıplaşmış dua cümlesidir.
Metinlerde hayırlı bir olayı, zamanı veya durumu nitelerken kullanılan ve 'Allah mübarek etsin' anlamına gelen kalıplaşmış dua cümlesidir.
Kötü, korkutucu veya istenmeyen bir durumdan bahsederken kullanılan ve 'Allah'ın sığınırım, Allah korusun' anlamına gelen sığınma ve korunma sözüdür.
Osmanlı alfabesinde tek bir harf olmasına rağmen /k/, /g/ ve /ñ/ (geniz n'si) gibi üç farklı sesi gösterebilen çok işlevli ünsüz harftir.
Arapça kökenli kelimelerde bulunan ve transkripsiyonda sola açık kavisli kesme işaretiyle (‘) gösterilen gırtlaksı bir ünsüz harftir.
Kelime içinde ses kesilmesi veya ünlü geçişini gösteren, transkripsiyonda sağa açık kavisli kesme işaretiyle (’) temsil edilen ünsüz değerindeki işarettir.
Kelimelerin söylenişleri zamanla değişse bile, yazılışlarının yüzyıllar boyunca aynı kalması ve kalıplaşmış imla şekillerinin korunması durumudur.