Özet
← Ünite 4

Ünite 4: Avrupa ve Türkiye (1838-1918) — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

11838 Balta Limanı Ticaret Antlaşması, Kapitülasyonlar ve Osmanlı Ekonomisinin Çöküşü

19. yüzyılda Sanayi İnkılabı'nı tamamlayan Avrupalı devletler, ürettikleri mamul maddelere pazar bulmak ve fabrikaları için ucuz ham madde temin etmek amacıyla Yakın Doğu'ya ve özellikle Osmanlı coğrafyasına yönelmişlerdir. İngiltere, Avrupa pazarlarının kendisine kapanması üzerine Osmanlı ülkesindeki ticari kısıtlamaları kaldırmak istemiştir. Osmanlı Devleti ise Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı nedeniyle girdiği siyasi buhran ve hazinenin gelir ihtiyacı sebebiyle 1838 yılında İngiltere ile Balta Limanı Ticaret Antlaşması'nı imzalamak zorunda kalmıştır.

Balta Limanı Antlaşması ile İngiliz tüccarlar en imtiyazlı millet statüsü kazanmış, iç ticarette Osmanlı tüccarları ile aynı haklara sahip olmuş ve Osmanlı ülkesinden getirilen malların serbestçe ticaretini yapma imtiyazı elde etmiştir. Antlaşmaya göre gümrük vergileri ihracatta %9, ithalatta ise %2 olarak belirlenmiştir. Batılı devletler kendi gümrük tarifelerini koruyup ithalatı kısıtlarken Osmanlı Devleti tam aksi bir politika izleyerek ithalatı serbest bırakmış, ihracata ise kısıtlama ve yüksek vergi koymuştur. Bu durum yerli Osmanlı sanayisinin ve esnafının çöküşünü hızlandırmıştır.

Ekonomik dengeleri bozulan Osmanlı Devleti, giderlerini karşılayamayınca Kırım Savaşı sırasında (1854) ilk dış borçlanmasını yapmıştır. Borçların ödenememesi üzerine 1881 yılında Muharrem Kararnamesi yayımlanmış ve alacaklı devletlerin temsilcilerinden oluşan Duyun-ı Umumiye İdaresi (Genel Borçlar İdaresi) kurulmuştur. Böylece Osmanlı maliyesi ve vergi kaynakları doğrudan Avrupalı devletlerin denetimi altına girmiştir.

Öte yandan 16. yüzyıldan itibaren Fransa, İngiltere ve Rusya gibi devletlere tanınan ticari imtiyazlar (kapitülasyonlar), zamanla adli, idari, dini ve siyasi bir nitelik kazanmıştır. Konsoloslar vasıtasıyla Osmanlı tebaası olan gayrimüslimler (Rumlar, Ermeniler, Yahudiler) kapitülasyon koruması altına girmiş, vergi ve hukuk muafiyeti elde etmişlerdir. Bu durum Türk-Müslüman tüccarın rekabet gücünü tamamen ortadan kaldırarak devletin ekonomik ve siyasi bağımsızlığına ağır bir darbe vurmuştur.

2Sanayi İnkılabı, Emperyalizm ve Avrupa Devletlerinin Osmanlı Politikaları

18. yüzyılda başlayan Sanayi İnkılabı, sadece teknik bir gelişme değil, toplumsal, ekonomik ve siyasi ilişkileri kökten değiştiren bir dönüşümdür. Statik tarım toplumundan dinamik sanayi toplumuna geçişle birlikte ham madde ihtiyacı ve pazar arayışı üst seviyeye çıkmıştır. Sanayileşen Avrupa devletleri kendi nüfus ve topraklarıyla orantısız büyüklükte alanları sömürgeleştirmişlerdir. Nitekim 1914 yılında dünya topraklarının %68'i sömürge, %11'i yarı sömürge konumundaydı.

İngiltere, sömürge imparatorluğunun güvenliği ve Hindistan ticaret yolunun emniyeti için 19. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü savunma politikası gütmüştür. Ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra bu politikadan vazgeçerek Kıbrıs (1878) ve Mısır'ı (1882) işgal etmiştir. İngiltere, Orta Doğu'daki zengin petrol yataklarına hakim olmak amacıyla Arap milliyetçiliğini kışkırtmış ve Osmanlı Devleti'nin parçalanmasını desteklemeye başlamıştır.

Fransa, 1798'de Napolyon'un Mısır seferi ile başlayan süreçte, 1830'da Cezayir'i ve 1881'de Tunus'u işgal ederek Kuzey Afrika'da yayılmıştır. Fransa ayrıca Osmanlı ülkesindeki Katoliklerin koruyuculuğunu üstlenmiş, eğitim ve kültür müesseseleri üzerinden nüfuz kurmuştur. Rusya ise 'Pan-Slavizm' politikası doğrultusunda Balkanlar'daki Slavları kışkırtarak İstanbul ve Boğazlar üzerinden sıcak denizlere inme stratejisi izlemiştir. İstanbul elçisi General İgnatiyev vasıtasıyla Balkan ayaklanmalarını körüklemiştir.

Almanya ve İtalya'nın 1870-1871 yıllarında siyasi birliklerini tamamlayarak sahneye çıkmaları Avrupa'daki güçler dengesini bozmuştur. Almanya, II. Wilhelm döneminde 'Berlin-Bağdat Demiryolu' projesi ile Basra Körfezi'ne inme ve Osmanlı Devleti ile iktisadi-askeri yakınlaşma politikası izlemiştir. Almanya'nın bu hamlesi, İngiltere ve Rusya'yı endişelendirerek aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakıp yaklaşmalarına ve Osmanlı'yı paylaşma konusunda uzlaşmalarına yol açmıştır.

3ABD'nin Osmanlı Ülkesindeki Misyonerlik Faaliyetleri ve Siyasi Nüfuzu

Amerika Birleşik Devletleri, bağımsızlığını kazandıktan sonra ticari ve ekonomik ağlarını küresel çapta genişletme politikası izlemiştir. 19. yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı Devleti ile ticari temas kuran ABD, bu ilişkiyi ve nüfuzunu pekiştirmek amacıyla yoğun misyonerlik faaliyetlerine yönelmiştir. 1886 yılı verilerine göre dünyadaki Protestan misyoner örgütlerinin yaklaşık üçte biri ABD merkezliydi.

1831 yılında İstanbul'da Amerikan Diplomatik Temsilciliği'nin açılmasının ardından faaliyetler hız kazanmış; İstanbul merkezli 'Türkiye Misyonu' ve Beyrut merkezli 'Suriye Misyonu' kurulmuştur. Amerikan misyonerleri hedef kitle olarak Osmanlı Ermenilerini belirlemiş, bölgeyi, dilleri ve örfleri inceleyerek sistemli bir yapılanmaya gitmişlerdir.

Misyoner örgütleri Osmanlı ülkesinde okullar, hastaneler ve matbaalar açarak geniş bir ağ oluşturmuşlardır. 1850 yılında Protestan Ermenilere ayrı bir millet statüsü verilmesinde Amerikan misyonerlerinin siyasi kulisleri etkili olmuştur. Kurulan bu eğitim ve sağlık kurumları marifetiyle ABD, Osmanlı toplumuna nüfuz etmiş ve bölgedeki siyasi-ekonomik çıkarlarını meşrulaştıracak zemin hazırlamıştır.

4I. Dünya Savaşı Öncesi İttifak Arayışları ve Osmanlı Devleti'nin Savaşa Girişi

28 Haziran 1914'te Avusturya-Macaristan Veliahdı Fransuva Ferdinand'ın Saraybosna'da bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi I. Dünya Savaşı'nı başlatmıştır. Savaş öncesinde Avrupa devletleri 'Üçlü İttifak' (Almanya, Avusturya-Macaristan, İtalya) ve 'Üçlü İtilaf' (İngiltere, Fransa, Rusya) olarak bloklara ayrılmıştır.

Osmanlı Devleti diplomatik yalnızlıktan kurtulmak amacıyla öncelikle İngiltere ve Fransa'ya ittifak teklif etmiştir. Ancak bu devletler Osmanlı'yı paylaşma planları yaptıkları ve müttefikleri Rusya'yı gücendirmek istemedikleri için teklifleri geri çevirmişlerdir. Mayıs 1914'te Talat Paşa'nın Rus Çarı'na yaptığı ittifak teklifi de reddedilmiştir. İngiltere'nin Osmanlı'nın sipariş ettiği Sultan Osman zırhlısına el koyması ve teslim etmemesi gerilimi tırmandırmıştır.

İtilaf Devletleri'nden olumsuz yanıt alan Enver Paşa, Said Halim Paşa ve Talat Paşa liderliğindeki İttihat ve Terakki yönetimi Almanya'ya yönelmiştir. 2 Ağustos 1914'te Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması imzalanmıştır. Akdeniz'de İngiliz donanmasından kaçan Goben ve Breslau adlı iki Alman savaş gemisi Çanakkale Boğazı'ndan geçerek Osmanlı'ya sığınmıştır. Osmanlı Devleti bu gemileri satın aldığını açıklayıp adlarını 'Yavuz' ve 'Midilli' olarak değiştirmiştir.

Türk bayrağı çekilen Yavuz ve Midilli gemilerinin Amiral Souchon komutasında 29 Ekim 1914'te Karadeniz'e açılarak Rusya'nın Odesa, Sivastopol ve Novorosisk limanlarını bombalamasıyla Osmanlı Devleti fiilen savaşa girmiştir. 5 Kasım 1914'te İtilaf Devletleri Osmanlı'ya savaş ilan etmiş, 14 Kasım'da ise Osmanlı Padişahı ve Halifesi tarafından İtilaf Devletleri'ne karşı 'Cihad-ı Ekber' ilan edilmiştir.

5I. Dünya Savaşı'nda Taarruz ve Savunma Cepheleri

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda çok geniş bir coğrafyada savaşmıştır. Taarruz cephelerinden birincisi olan Kafkas Cephesi, 1 Kasım 1914'te Rus taarruzuyla açılmıştır. Enver Paşa, Bakü petrollerini ele geçirmek ve Orta Asya Türk dünyası ile birleşmek (Turan mefkuresi) amacıyla Sarıkamış Harekâtı'nı (Aralık 1914 - Ocak 1915) başlatmıştır. Ağır kış şartları, mühimmat ve gıda yetersizliği nedeniyle 3. Ordu büyük bir felaket yaşamış, 75.000 civarında zayiat verilmiştir. İlerleyen süreçte Ruslar Doğu Anadolu'yu işgal etmiş ancak 1917 Bolşevik İhtilali sonrası 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Antlaşması imzalanarak çekilmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa Muş ve Bitlis'i Ruslardan geri almış, Kâzım Karabekir Paşa liderliğindeki Kafkas Kolordusu da Elviye-i Selase'yi (Kars, Ardahan, Batum) ve Bakü'yü kurtarmıştır.

İkinci taarruz cephesi olan Kanal (Süveyş) Cephesi'nde Cemal Paşa komutasındaki Türk ordusu, İngiltere'nin Hindistan sömürge yolunu kesmek ve Mısır'ı geri almak amacıyla Birinci (Şubat 1915) ve İkinci (Temmuz-Ağustos 1916) Kanal Harekâtlarını düzenlemiştir. Lojistik yetersizlikler ve Alman yardımının sınırlı kalması sebebiyle başarısız olunmuş, İngilizler Sina Yarımadası'nı ele geçirerek Filistin sınırına dayanmıştır.

Savunma cephelerinin en önemlisi olan Çanakkale Cephesi, İtilaf Devletleri'nin Rusya'ya yardım ulaştırmak, İstanbul'u alarak Osmanlı'yı savaş dışı bırakmak ve Balkan devletlerini yanlarına çekmek amacıyla açılmıştır. 18 Mart 1915'te İtilaf donanmasının boğazı geçme teşebbüsü Türk topçusu ve Nusret Mayın Gemisi'nin mayınlarıyla püskürtülmüştür. Nisan 1915'te başlayan Kara Muharebelerinde Anafartalar Grup Komutanı Miralay Mustafa Kemal Paşa; Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar'da büyük zaferler kazanmıştır. Çanakkale Zaferi savaşın süresini uzatmış, Rusya'da Bolşevik İhtilali'ne zemin hazırlamış ve Mustafa Kemal'i Millî Mücadele'nin tabii lideri konumuna yükseltmiştir.

Irak Cephesi'nde İngilizler Basra petrollerini ele geçirmek ve kuzeye çıkıp Rusya ile birleşmek istemiştir. Halil (Kut) Paşa komutasındaki Türk ordusu 29 Nisan 1916'da Kutü'l-Ammare'de General Townshend komutasındaki İngiliz ordusunu kuşatarak yaklaşık 20.000 İngiliz askerini esir almıştır. Ancak daha sonra takviye alan İngilizler 11 Mart 1917'de Bağdat'ı işgal etmişlerdir. Hicaz ve Filistin-Suriye Cephelerinde ise İngilizler, Şerif Hüseyin ile Şam Protokolü çerçevesinde anlaşarak Arap isyanını kışkırtmıştır. Medine'de Fahreddin Paşa 'Çöl Ortasında Plevne Kahramanı' olarak şehri mütarekeye kadar savunmuştur.

61915 Osmanlı Ermenilerinin Yeniden Yerleştirilmeleri (Tehcir Kanunu)

Osmanlı Devleti bünyesinde uzun asırlar barış içinde yaşayan ve 'Teba-i Sadıka' olarak anılan Ermeniler, 19. yüzyılın sonlarından itibaren Rusya, İngiltere ve ABD gibi devletlerin kışkırtmalarıyla örgütlenmeye başlamışlardır. I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle birlikte komitacılar liderliğindeki Ermeni çeteleri, cephe gerisinde savunmasız Müslüman halka yönelik katliamlara girişmiş, orduya ikmal sağlayan yolları kesmiş ve Rus ordusu lehine casusluk yapmışlardır. Van, Bitlis ve Zeytun'da çıkan ayaklanmalar ordunun güvenliğini ciddi şekilde tehdit etmiştir.

Osmanlı Hükümeti, cephe gerisindeki asayişi sağlamak ve ordunun güvenliğini korumak amacıyla 24 Nisan 1915'te bir tamim yayımlayarak Ermeni komite merkezlerinin kapatılmasını, evraklarına el konulmasını ve elebaşlarının tutuklanmasını emretmiştir. Bu kapsamda 235 komitacı tutuklanmıştır. Günümüzde Ermeni çevrelerinin iddia ettiği 24 Nisan tarihi, bu komitacı tutuklamalarının yapıldığı tarihtir.

İsyan ve katliamların devam etmesi üzerine 27 Mayıs 1915'te 'Sevk ve İskân Kanunu' (Tehcir Kanunu) çıkarılmıştır. Bu kanunla, ordunun güvenliğini ihlal eden ve casusluk yapan yerleşim yerlerindeki Ermeni nüfusun Suriye ve Lübnan gibi savaş bölgesi dışındaki Osmanlı topraklarına nakledilmesi kararlaştırılmıştır. Göç uygulaması Kafkas, İran ve Sina cephelerinin gerisindeki riskli bölgelerde uygulanmış; İstanbul, Katolik ve Protestan Ermeniler ile yetim, hasta ve yaşlılar bu uygulamadan muaf tutulmuştur.

Devlet, nakil işlemlerinin emniyetle yürütülmesi için 'Emval-i Metruke Komisyonları' kurmuş, iaşe ve barınma ihtiyaçları için yüksek meblağlarda bütçe ayırmıştır. Göç sırasında iklim koşulları, salgın hastalıklar ve asayişsizlik sebebiyle üzücü can kayıpları yaşanmıştır. Ancak Osmanlı Hükümeti, kafilelere saldıran veya görevini kötüye kullanan 1400 civarında kişiyi Sıkıyönetim Mahkemelerinde (Divan-ı Harp) yargılamış ve bir kısmını idama mahkûm etmiştir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250