Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kavramı, gelişimi öncesinde kalkınma projelerinin değerlendirilmesinde yalnızca ekonomik kıstasların esas alındığı bir dönemde ortaya çıkmıştır. Bu dönemde temel yöntem 'Maliyet/Fayda Analizi' idi. Bu analiz, bir yatırımın ekonomik getirisini ve maliyetini karşılaştıran bir yöntemdir.
ÇED, başlangıçta bu ekonomik analiz yöntemine ek bir boyut olarak tasarlanmıştır. Maliyet/Fayda Analizi'nin göz ardı ettiği veya hesaplamakta zorlandığı çevresel etkileri sisteme dahil etmek amacıyla geliştirilmiştir. Bu nedenle ÇED, Maliyet/Fayda Analizi'nin bir tamamlayıcısı olarak doğmuştur.
Günümüzde ise ÇED, başlangıçtaki bu sınırlı rolünden çıkarak çok daha geniş bir uygulama alanına yayılmıştır. Artık Maliyet/Fayda Analizi, ÇED'in geniş çatısı altında yer alan bir alt bileşen haline gelmiş ve ÇED, çevre yönetiminin en temel aracı konumuna yükselmiştir.
ÇED'in dünyada yasal bir mevzuat haline gelmesi, 1 Ocak 1970 tarihinde yürürlüğe giren ABD'nin 'Ulusal Çevre Politikası Yasası' (NEPA) ile gerçekleşmiştir. Bu tarih ÇED'in doğum günü olarak kabul edilirken, NEPA da bu sürecin ana kaynağı sayılmaktadır.
ABD'nin bu adımı, dünya genelinde bir model oluşturmuştur. ÇED'i kendi hukuk sistemlerine entegre eden ülkeler, büyük oranda NEPA'yı örnek almış, hatta bazıları bu yasayı doğrudan kopyalamıştır. 1980'lerden itibaren ise ÇED, uluslararası kuruluşların gündemine girerek küresel bir standart haline gelmiştir.
Türkiye'de ise ÇED uygulamaları 1993 yılında çıkarılan ÇED Yönetmeliği ile yasal bir zemine oturmuştur. Bu süreç, dünyadaki çevre duyarlılığının artışıyla paralel bir seyir izlemiş ve yerel çevre sorunlarının küresel boyuta ulaşmasıyla ivme kazanmıştır.
ÇED, başlangıçta sadece doğal çevreyi kapsayan bir inceleme alanı iken, günümüzde sosyo-ekonomik etkileri de içine alan çok disiplinli bir yapıya bürünmüştür. Artık doğa bilimciler, mühendisler, şehir plancıları, ekonomistler, sosyal bilimciler, hukukçular ve siyaset bilimciler bu sürecin aktif birer parçasıdır.
Çevre yönetiminde stratejik bir kırılma yaşanmıştır. Eskiden uygulanan 'Tepki-ve-Tedavi' (sorun oluştuktan sonra giderme) yaklaşımı, yerini 'Tahmin-ve-Önleme' (sorun oluşmadan öngörme) stratejisine bırakmıştır. Bu strateji, sürdürülebilir kalkınmanın temel taşıdır.
1987 tarihli 'Ortak Geleceğimiz' raporu ve 1992 Rio Deklarasyonu, bu stratejinin küresel ölçekte kabul görmesini sağlamıştır. ÇED, bugün sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için kullanılan en etkili çevre yönetim aracı olarak tanımlanmaktadır.