Haksızlığa uğramışlık veya yanlış anlaşılma sonucu hissedilen kırgınlık. Örnek: '妈妈批评错了,他暗暗感到委屈' (Annesi yanlış eleştirdi, o içten içe kırgınlık hissetti).
面临
Zorlu bir durum, kriz veya tehlike ile karşı karşıya kalmak. Örnek: '这家公司面临着严峻的形势' (Bu şirket ciddi bir durumla karşı karşıya).
以至于
Bir durumun ulaştığı aşırı sonucu belirten bağlaç. Örnek: '她依然没及格,以至于不能在这儿学下去了' (Hala geçemedi, sonuç olarak burada okuyamaz hale geldi).
东家长西家短
Başkalarının özel hayatı hakkında sürekli dedikodu yapmak. Örnek: '你别东家长西家短地说个没完' (Başkalarının hayatı hakkında konuşup durma).
冷静
Zihinsel olarak soğukkanlı ve mantıklı kalabilme yetisi. Örnek: '在紧张的比赛中,你的头脑一定要保持冷静' (Gergin maçta zihnini soğukkanlı tutmalısın).
平静
Dışsal veya içsel bir huzur, hareketin durulması. Örnek: '湖面上十分平静' (Gölün yüzeyi çok durgun/sakin).
安静
Fiziksel ortamın sessiz ve gürültüsüz olması. Örnek: '教室里面非常安静' (Sınıfın içi çok sessiz).
SponsorluReklam Alanı · 300 × 250
奋斗
Bir amaca ulaşmak için gösterilen çaba ve mücadele. Örnek: '为了梦想,他一直在奋斗' (Hayalleri için sürekli mücadele ediyor).
配
Bir şeye layık olmak veya bir rolü hak etmek. Örnek: '只有她才配当我的老师' (Sadece o benim öğretmenim olmayı hak ediyor).
承受
Baskı, acı veya zorluklara katlanmak. Örnek: '他必须承受巨大的压力' (Büyük bir baskıya katlanmak zorunda).