Özet
← Ünite 8

Ünite 8: Sabit+yağ — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Sabit Yağların Genel Özellikleri ve Kimyasal Yapısı

Sabit yağlar, doğada hem bitkisel hem de hayvansal organizmalarda yaygın olarak bulunan, temel olarak gliseritler, serbest yağ asitleri ve sabunlaşmayan bileşenlerden oluşan karmaşık karışımlardır. Kimyasal yapıları incelendiğinde, bu bileşiklerin çok büyük bir kısmını trigliseritler oluşturur. Trigliseritler, üç değerli bir alkol olan gliserolün (gliserin) yapısında bulunan üç adet hidroksil (-OH) grubunun tamamının, çeşitli doymuş veya doymamış yağ asitleriyle esterleşmesi sonucu meydana gelen moleküllerdir.

Bitkiler aleminde sabit yağlar hemen hemen tüm organlarda sentezlenip depolanabilmekle birlikte, özellikle bitkinin neslini devam ettirmesini sağlayan tohum (semen) ve meyve gibi üreme organlarında yüksek oranlarda birikirler. Hayvansal organizmalarda ise genellikle depo dokularında ve iç organların çevresinde yoğunlaşırlar. Sabit yağlar, uçucu yağların aksine oda sıcaklığında uçucu özellik göstermezler ve kağıt üzerinde kalıcı, şeffaf bir leke bırakırlar.

Sabit yağların fiziksel ve kimyasal özellikleri, yapılarında taşıdıkları yağ asitlerinin zincir uzunluğuna ve içerdikleri çift bağ (doymamışlık) miktarına doğrudan bağlıdır. Örneğin, yapısında hidroksil grubu gibi polar fonksiyonel gruplar barındıran yağ asitleri içeren sabit yağlar, alışılmışın dışında polar çözücülerde de çözünürlük gösterebilirler. Bu durum, sabit yağların teşhisinde ve saflık kontrollerinde önemli bir parametre olarak kullanılır.

2Bitkisel Droglar ve Sabit Yağ Miktar Tayini Yöntemi

Bitkisel droglardan sabit yağ miktar tayini gerçekleştirilirken öncelikle numunenin analize uygun hale getirilmesi gerekir. Bu amaçla drog, hücre çeperlerinin parçalanması ve yağın çözücüyle temas yüzeyinin artırılması için havanda iyice ezilerek toz haline getirilir. Eğer drog yüksek miktarda su içeriyorsa, bu suyun uzaklaştırılması şarttır. Bu amaçla nemli numune, susuz sodyum sülfat (Na2SO4) ile birlikte ezilir. Suyun ortamdan uzaklaştırılmasının temel nedeni, drogda bulunan suyun, yağın non-polar çözücü faza geçmesini engellemesidir.

Hazırlanan bu karışım, kantitatif (hiç madde kaybı olmayacak şekilde) olarak Soxhlet apareyinin kartuşuna aktarılır. Selüloz malzemeden yapılmış olan bu kartuş, drog parçalarının çözücüye karışarak ekstreye geçmesini engellerken, çözücünün drog içinden süzülerek geçmesine izin verir. Soxhlet apareyinin balon kısmına ise petrol eteri, hekzan, kloroform (CHCl3), karbon tetraklorür (CCl4) veya eter gibi non-polar organik çözücüler konur.

Ekstraksiyon işlemi tamamlandıktan sonra, elde edilen ekstre darası (önceden tartılmış boş ağırlığı) alınmış bir balona aktarılır ve çözücü distilasyon yöntemiyle geri kazanılmak üzere distillenir. Balonun dibinde kalan son çözücü damlalarını ve olası nem kalıntılarını tamamen uzaklaştırmak için balon 105 °C sıcaklıktaki etüvde kurutulur. Ardından desikatörde soğutulan balon tartılır ve aradaki ağırlık farkından yararlanılarak drogdaki yüzde (%) sabit yağ verimi hesaplanır.

3Soxhlet Apareyinin Çalışma Prensibi ve Avantajları

Soxhlet apareyi, katı numunelerden sıvı-katı ekstraksiyonu gerçekleştirmek amacıyla laboratuvarlarda sıklıkla kullanılan son derece verimli bir düzenektir. Bu aparey temel olarak üç ana kısımdan oluşur: en üstte buharlaşan çözücüyü yoğunlaştıran soğutucu, ortada numunenin yerleştirildiği kartuşu barındıran ekstraktör ve en altta çözücünün kaynatıldığı balon reaktör.

Soxhlet yönteminin en büyük avantajı, çok az miktarda çözücü kullanılarak son derece hızlı, sürekli ve otomatik bir ekstraksiyon döngüsü sağlamasıdır. Alttaki balonda ısıtılan çözücü buharlaşarak yan borudan yukarı tırmanır ve soğutucuya ulaşarak yoğunlaşır. Yoğunlaşan taze çözücü damlalar halinde kartuşun içindeki numunenin üzerine düşer ve buradaki etken maddeleri (sabit yağı) çözer.

Ekstraktör haznesindeki sıvı seviyesi sifon borusunun tepe noktasına ulaştığında, çözücü otomatik olarak sifonlanarak alt balona geri döner. Bu döngü sürekli tekrarlanarak, numune her seferinde taze ve sıcak çözücü ile muamele edilmiş olur. Böylece drog içindeki etken maddenin tamamı minimum çözücü sarfiyatıyla ve yüksek verimle çekilmiş olur.

4Sabit Yağların Ayırt Edici Reaksiyonları ve Çözünürlük Analizleri

Sabit yağlar ile uçucu yağları birbirinden ayırt etmek için basit ama etkili bir leke testi uygulanır. Süzgeç kağıdının bir tarafına zeytinyağı (Oleum Olivae - sabit yağ), diğer tarafına ise kekik yağı (Oleum Origani - uçucu yağ) damlatılıp etüvde bekletildiğinde; uçucu yağın tamamen buharlaşarak leke bırakmadığı, sabit yağın ise kağıt üzerinde kalıcı, yarı saydam bir yağ lekesi bıraktığı gözlenir.

Çözünürlük testlerinde, zeytinyağının (Oleum Olivae) su ve %90'lık etanolde çözünmediği; buna karşılık eter, kloroform (CHCl3) ve karbon tetraklorür (CCl4) gibi non-polar çözücülerde kolayca çözündüğü görülür. Ancak Hint yağı (Oleum Ricini) bu durumun istisnasıdır; yapısındaki ana bileşen olan risinoleik asidin (12-hidroksi oleik asit) taşıdığı polar hidroksil (-OH) grubu nedeniyle, Oleum Ricini absolü alkol, %90'lık etanol ve glasiyel asetik asit içinde çözünür.

Sabit yağların yapısındaki doymamış çift bağların tespiti için brom katım reaksiyonu kullanılır. Zeytinyağı CCl4 içinde çözülüp üzerine damla damla bromlu su eklendiğinde, bromun koyu kırmızı-kahverengi rengi açılır; çünkü brom molekülleri zeytinyağındaki doymamış yağ asitlerinin çift bağlarına katılarak renksiz dibrom bileşikleri oluşturur. Susam yağının (Oleum Sesami) teşhisinde ise Baudouin reaksiyonu uygulanır; sakarozun asit hidroliziyle oluşan hidroksimetilfurfural, susam yağındaki sesamol ile birleşerek karakteristik pembe-kırmızı renkli bir katım bileşiği verir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250