Özet
← Ünite 10

Ünite 10: Değerler Ahlaki Gelişim — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Değerler, Ahlaki Gelişim ve İnternet Bağlamı

Değerler ve ahlaki gelişim konuları, günümüzde dijitalleşme ve internet teknolojilerinin hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte yepyeni bir boyut kazanmıştır. BİT (Bilgi ve İletişim Teknolojileri) üzerinden ele alınan örnekler, bireylerin toplumsallaşma süreçlerinin artık sadece fiziki dünyada değil, dijital ağlar ve sanal ortamlarda da gerçekleştiğini göstermektedir. Bu bağlamda, ahlaki normların ve değerlerin korunması ya da ihlal edilmesi dijital gözetim araçlarıyla doğrudan ilişkilidir.

Michel Foucault'nun (1926-1984) düşünceleri ve Jeremy Bentham'ın Panopticon (Gözetim Evi) kavramı, modern internet yapısındaki gözetim mekanizmalarını anlamak için kritik birer çerçeve sunar. Panopticon'da merkezde birinin olup olmadığının asla bilinmemesi durumu, radikal bir belirsizlik yaratır. İnternet ve sanal dünyadaki veri toplama faaliyetleri de tıpkı bu modelde olduğu gibi bireyler üzerinde sürekli ve görünmeyen bir denetim hissi uyandırmaktadır.

Dijital gözetim pratiklerinin en somut örneklerinden biri yüz tanıma sistemleridir (Facial recognition system). Videolardan veya fotoğraflardan alınan yüz örneklerinin devasa veri tabanlarıyla eşleştirilmesi, kamusal alandaki mahremiyetin sınırlarını tartışmaya açmaktadır. Özellikle sosyal medya platformları (örneğin Facebook) kullanıcı verilerini işleyerek benzer gözetim ağlarının merkezinde yer almaktadır.

Devletlerin ve kurumların bu yoğun gözetim faaliyetlerine karşı bireyler ve araştırmacılar da çeşitli savunma mekanizmaları geliştirmektedir. Anti-yüz tanıma sistemleri (Anti facial recognition systems), dijital çağda bireysel mahremiyeti koruma çabalarının en güncel kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır.

2Dijital Gözetim ve Mahremiyet Teknolojileri

Teknolojinin getirdiği gözetim kapasitesine karşı geliştirilen ilk yeniliklerden biri 2013 yılında Japon araştırmacılar tarafından Ulusal Enformatik Enstitüsü'nde tasarlanan 'privacy visor' (gizlilik siperi) gözlükleridir. Bu gözlükler, yakın kızılötesi ışık kullanarak yüzü maskeler ve yüz tanıma yazılımları tarafından tanınmaz hale getirir.

Japon araştırmacıların geliştirdiği bu teknolojinin en son versiyonu, titanyum çerçeve, ışık yansıtıcı malzeme ve hem ışığı emen hem de geri yansıtan açılar/paternler içeren bir maske yapısına sahiptir. Bu sayede yüz tanıma teknolojisinin işleyişi fiziksel olarak sekteye uğratılır ve kullanıcının kimliği gizlenir.

Aralık 2016'da Chicago'da özel gözlük zanaatkarlığı yapan Scott Urban tarafından icat edilen 'reflectacles' adlı anti-CCTV ve yüz tanıma güneş gözlükleri de benzer bir amaca hizmet eder. Kızılötesi ve isteğe bağlı olarak görünür ışığı yansıtan bu gözlükler, kameranın karşısındaki kişinin yüzünü beyaz bir bulanıklığa dönüştürür.

Bu tür mahremiyet teknolojilerinin sadece gözlüklerle sınırlı kalmayıp, gelecekte HoloLens gibi başa takılan ekranlar (head-mounted displays) ve benzeri giyilebilir teknolojilerle entegre edilmesi son derece muhtemeldir. Bu durum, dijital çağda ahlak, mahremiyet ve teknoloji arasındaki mücadelenin sürekli evrildiğini kanıtlar.

3Toplumsallaşma, Althusser ve Ahlak Kuralları

Louis Althusser (1918-1990), toplumsallaşma süreçlerini ve bireyin toplumda yer edinmesini ideolojik ve baskı aygıtları üzerinden ele alır. Toplumsallaşma, bireyin doğduğu andan itibaren içinde bulunduğu toplumun kurallarını, değerlerini ve normlarını içselleştirmesi sürecidir. Bu süreçte ahlak, değer ve etik kavramları düzenleyici normlar olarak işlev görür.

Ahlak kuralları, diğer düzenleyici normlardan farklı olarak sadece dışsal sonuçlara değil, bireyi o eyleme götüren içsel süreçlere ve niyetlere de odaklanır. Bir eylemin ahlaki değeri, kişinin o eylemi gerçekleştirirken sahip olduğu motivasyonla yakından ilişkilidir.

Metinde adı geçen ahlak, değer ve etik kavramları sıklıkla bir arada kullanılsa da aralarında nüanslar bulunur. Ahlak, genellikle toplum içinde kabul gören davranış kuralları bütünüdür; değerler bireyin ya da toplumun önem verdiği olgulardır; etik ise ahlaki ilkelerin felsefi temelde sorgulanması ve incelenmesidir.

Bireyin bu düzenleyici normlarla tanışması çocukluk çağında başlar. Çocuk, sevgi kazanmak, onaylanmak ya da cezadan kaçınmak gibi motivasyonlarla ahlaki kuralları öğrenmeye ve içselleştirmeye başlar.

4Piaget ve Kohlberg'e Göre Ahlaki Gelişim Evreleri

Jean Piaget, çocukların ahlaki kurallarla tanışmasını ve gelişimini evrelere ayırarak inceler. 'Ahlak öncesi dönem'de çocuk kendisi dışındakileri dinlemez ve kuralları henüz bilmez; ancak zamanla akranlarıyla oynadıkça kuralların varlığını fark eder.

Piaget'nin 'Dışa bağlı dönem'inde (heteronom ahlak / ahlaki realizm / baskı ahlakı) çocuk, otoritelerin (anne-baba, devlet adamları, din) koyduğu kuralları sorgulamadan, mutlak doğrular olarak kabul eder. 'Özerk dönem'de ise çocuk değerlendirmelerinde göreceleşmeye başlar, kuralların değişebilir ve esnek olduğunu fark eder ve davranışın temelindeki niyeti dikkate alır.

Lawrence Kohlberg ise ahlaki gelişimi gelenek öncesi, gelenek ve gelenek sonrası olmak üzere üç ana düzeyde inceler. Gelenek öncesi düzeyde birey biyolojik ve sosyal dürtülerle (ceza ve ödül) hareket eder; gelenek düzeyinde içinde bulunduğu gruptaki değerleri ve beklentileri benimser.

Kohlberg'e göre gelenek sonrası düzeyde ise birey, başkalarının kurallarından bağımsız olarak kendi evrensel etik ilkeleri, akıl yürütmesi ve karar verme mekanizmalarıyla ahlaki davranışlar sergiler.

5İnsan Anlayışları, Bilgi-Ahlak İlişkisi ve İfade Özgürlüğü

Kant metafiziği ve felsefi gelenekler çerçevesinde üç farklı insan anlayışı öne çıkmaktadır: Doğuştan günahkar (baptiz) anlayışı, doğuştan masumiyet anlayışı ve 'Tabula Rasa' (boş levha) anlayışı. Tabula Rasa'ya göre insan ne iyi ne kötü doğar; zihni boş bir levha gibidir ve zaman içinde sosyal etkileşimlerle şekillenir.

Tabula Rasa görüşü, eğitsel ve toplumsal müdahalelerin gücünü vurgular. Öyle ki, bu anlayışa göre bilinçli bir yönlendirmeyle bir çocuk isterse hırsız, isterse hakim olarak yetiştirilebilir; her şey çevresel etkenlere bağlıdır.

Bilgi-ahlak ilişkisinde en temel tartışmalardan biri 'otoritenin kim olması gerektiği'dir. Bilimin sınırlandırılmaması gerektiğini savunan görüşlerin yanı sıra, bazı bilimsel ve teknolojik gelişmeler (örneğin uzaya çıkılması) bazı çevrelerce 'Tanrı'nın insana çizdiği sınırın aşılması' olarak değerlendirilmiş ve etik/ahlaki bir sorun olarak görülmüştür.

Uluslararası hukukun koruması altında olan insan hakları (Rights to react), ifade özgürlüğü ve bilgi arama, alma ve yayma hakları gibi kavramlar da belirli kısıtlamalara tabidir. Başkalarının hak veya itibarının korunması, ulusal güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık ve ahlakın korunması gibi gerekçelerle bu haklara yasal sınırlamalar getirilebilmektedir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250