Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Eğitim kavramı en genel tanımıyla insan kişiliğini tüm yönleriyle geliştiren, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı pekiştiren hayati bir etkinliktir. Bilington (2011) eğitime bir yetkinleştirme süreci olarak yaklaşır; bu süreç öğrencilerin hem dünyayı hem de kendilerini keşfetmesine izin verir. Burada temel amaç herhangi bir pragmatik neden değil, bireyin sırf insan olarak bu fikirleri ve becerileri içkin olarak değerli bulmasından ötürü onları izlemesi ve geliştirmesidir.
Hak kavramı, toplumsal bir talebi ve bu talebi karşılayacak toplumsal bir sorumluluğu içerir. Haklar devlete ve öteki toplumsal aktörlere doğrudan yükümlülükler getirir. Günümüz hukuk anlayışında haklar hem devletlerin hem de evrensel değerlerin koruması altındadır. Türk Dil Kurumu'na göre adalet ve hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç olarak tanımlanırken; genel anlamda yasa ve yönetmeliklerle kişilere tanınan yetki ve olanaklar bütünüdür.
Özsoy'a (2004) göre hak, başkalarıyla bir tutulma, tanınma ve onlarla aynı şeye sahip olma talebidir ve bu yönüyle ayrıcalık kavramıyla taban tabana zıtlaşır. Ayrıcalık paylaşıldıkça azalırken, hak paylaşıldıkça çoğalır ve güçlenir. Bir hakka sahip olmak diğer haklara ulaşmayı da kolaylaştırır. Hak sahibi olmak, bireyin bir şey yapma yetki ve gücüne sahip olması demektir.
Hak kavramı kesinlikle fırsat ve şans gibi kavramlarla karıştırılmamalıdır. Fırsat başkalarından farklı ve ayrıcalıklı olma vaadidir; hak ise toplumsal eşitliğin sağlanmasına yönelik güçlü bir taleptir. Hak statüsü tanınan unsurların yasal olarak korunması zorunludur. Hakların varoluş nedeni yasalar değildir; aksine yasaların varoluş nedeni hakların korunmasıdır.
Eğitim, evrensel ölçekte temel bir insan hakkı olarak kabul görmektedir. Bu kabulün altındaki en temel etken, eğitimin insan kişiliğinin tüm yönleriyle gelişmesinde kritik bir faktör olması ve bireylerin kendilerini gerçekleştirmeleri ile özgürleşmeleri süreçleriyle doğrudan ilişkili bulunmasıdır (Eğitim-Sen, 2004). İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne (1948) göre eğitim cinsiyet, ırk, etnik yapı ve ulus farkı gözetilmeksizin her bireyin devredilemez hakkıdır.
Eğitim hakkı, uluslararası belgelerin çoğunda diğer insan haklarının kullanılabilmesinin ön koşulu olarak konumlandırılmıştır. Diğer hakların kullanılabilmesi ve olası hak ihlallerine karşı etkin mücadele edilebilmesi insanların hangi haklara sahip olduklarını bilmelerine ve anlamalarına bağlıdır; bunu sağlayacak temel araç ise eğitimdir.
Eğitimin temel bir insan hakkı olması, devletin kamusal sorumluluk üstlenmesini ve herhangi bir ayrım gözetmeden herkese nitelikli eğitimi tamamen parasız olarak sunmasını zorunlu kılar. Eğitimin kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarılıp parayla alınabilen ticari bir mala dönüştürülmesi onu bir hak olmaktan çıkarıp, kişilerin maddi olanaklarına bağlı bir ayrıcalık haline getirir.
İnsan Sermayesi Yaklaşımı'na (İSK) göre bireyler başta eğitim ve yetiştirme olmak üzere çeşitli etkinliklerle insan sermayesi adı verilen bilgi ve beceriler kazanırlar. Bu bilgi ve beceriler iş yerinde bireylerin üretkenliğini artırmayı hedefler. Artan bu üretkenliğin kişiye yüksek gelir, ekonomiye ise büyüme getireceği iddia edilir.
Bu kuram doğrultusunda eğitimin bireysel ve toplumsal refah artışındaki rolü ön plana çıkarılmış, eğitim ekonomik bir değişken olarak ele alınarak insan sermayesine yapılan bir yatırım şeklinde değerlendirilmiştir. EĞitimin ekonomik büyümenin aracı olarak görülmesi onun piyasa mekanizmalarına tabi kılınmasına yol açmaktadır.
Eğitime bir hak olarak yaklaştığımızda ise insan kişiliğinin çok yönlü gelişimi, bireyin özgürleşmesi ve kendi potansiyelini gerçekleştirmesi hedeflenir. Böyle bir eğitimin sağlanması devletin kamusal sorumluluğunu gerektirir. İSK'ya dayalı piyasacı bir eğitim anlayışının egemen olduğu bir düzende eğitimin evrensel bir hak niteliğinden söz etmek son derece güçleşmektedir.
Sanayi devrimiyle birlikte gelişen kapitalist üretim biçimine uygun nitelikli emek gücünü yetiştirmek amacıyla eğitimde kitleselleşme süreci başlamıştır. Ekonomi ve sermayenin gereksinimlerine göre şekillendirilen bir eğitim yapılanması ortaya çıkmıştır. Fransız Devrimi ile birlikte eğitim eşitlik, özgürlük ve kardeşlik gibi toplumsal kavramlarla birlikte tartışılmaya başlanmıştır.
Fransız Anayasası'nda yer alan “Her insana gereken bilginin, genel öğretimle parasız olarak sağlanması devletin görevidir” ilkesi tarihi bir dönüm noktasıdır. Ulus devletlerin gelişimi, eğitimin bütün vatandaşlara parasız ve zorunlu olarak sunulmasında kilit rol oynamış, kalkınma ile eğitim arasında kurulan pozitif ilişki devletlerin eğitime el atmasını hızlandırmıştır.
Türkiye'de modernleşmeci yaklaşım çerçevesinde hedeflenen geleceğe ulaşabilmek için Batılılaşma ve modernleşme çabalarının bilinçli katılımcıları olmayan kitlelerin eğitilmesi amaçlanmıştır. Temel hedef devleti ve milleti sınıfsız, zümresiz, kaynaşmış bir şekilde çağdaş uygarlık düzeyine taşımaktır. Bu doğrultuda 3 Mart 1924'te Tevhîdi Tedrisat Kanunu çıkarılarak bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanmış, ikili eğitim sistemine son verilerek laik eğitim ilkesi benimsenmiştir.
Eğitim hakkı uluslararası alanda birçok temel belgeyle güvence altına alınmıştır. 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (Madde 26, 28, 29), 1950 İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (Madde 2), 1989 Çocuk Hakları Sözleşmesi (Madde 28), 1966 Ekonomik, Sosyal ve Haklar Sözleşmesi (Madde 13), 1981 Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (Madde 10) ve Lima Bildirgesi bu hakkı uluslararası düzeyde korur.
Türkiye'de eğitim hakkının anayasal dayanağı 1982 Anayasası'nın 42. maddesidir; bu madde kimsenin eğitim hakkından yoksun bırakılamayacağını, ilköğretimin zorunlu ve devlet okullarında parasız olduğunu belirtir. Ayrıca 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu (1961) ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu (Madde 7 ve 8) eğitim hakkı ile fırsat ve imkan eşitliğini yasal güvenceye bağlamıştır.
Altunya'ya (1997) göre eğitim hakkının tam anlamıyla yaşam bulabilmesi için şu koşullar şarttır: herkesi kapsamalı, yaşam boyu ulaşılabilmeli, örgügün eğitim yeterli sürede verilmeli, kamu görevi olarak parasız sunulmalı, içeriği çağdaş ve bilimsel olmalı, özgür ve demokratik bir ortamda yürütülmeli, ortak kültür yanında yeteneklere göre çeşitlendirilmeli, resmî dil yanında istenen dillerde yapılabilmeli ve uzman öğretmenlerce gerçekleştirilmelidir.