Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Hipoglisemi, preterm ve term bebekler ile çocuklarda kan şekerinin belirli eşik değerlerinin altına düşmesi durumunu ifade eder. Preterm ve term bebekler ile çocuklarda kan şekerinin 50 mg/dL'nin altında olması hipoglisemi olarak tanımlanır. 50 ile 60 mg/dL arasındaki değerler ise optimum olarak kabul edilmez ve yakından takip edilmelidir.
Klinik pratikte bebekler ve çocuklar için hedeflenen kan şekeri aralığı genellikle 70 ila 120 mg/dL arasındadır. Bu değerlerin korunması, metabolik ve nörolojik fonksiyonların sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için hayati önem taşır.
Kan şekeri ölçümleri ve örnek saklama koşullarında dikkat edilmesi gereken önemli bir teknik detay bulunmaktadır. Alınan kan örneği oda ısısında bekletilirse, saat başına yaklaşık 5 ila 7 mg/dL oranında bir düşüş meydana gelir; bu da yanlış hipoglisemi tanısına yol açabileceği için örneklerin hemen çalışılması gerekir.
Yenidoğan döneminde görülen geçici hipoglisemi vakaları anneye veya yenidoğana bağlı çeşitli faktörlerden kaynaklanabilir. Anneye ait nedenler arasında gebelik veya doğum sırasında uygulanan intrapartum glukoz uygulamaları ilk sırada yer alır.
Ayrıca annenin kullandığı bazı ilaçlar (propranolol ve çeşitli hipoglisemik ilaçlar) ile annenin diyabetik olması (diyabetik anne çocuğu durumu) yenidoğanda geçici hipogliseminin en sık görülen maternal tetikleyicilerindendir.
Yenidoğana ait nedenler incelendiğinde ise prematürelik, SGA (Small for Gestational Age - gebelik haftasına göre küçük) bebek olmak, intraüterin büyüme geriliği, perinatal hipoksi, sepsise yakalanma, hiperviskozite ve polisitemi gibi durumların kan şekeri dengesini olumsuz yönde etkilediği görülmektedir.
Geçici durumların ötesinde, yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde uzun süreli ve kalıcı hipoglisemi tabloları da gözlenebilmektedir. Bu durumların başında karaciğerin glukoz yapım ve salgılanmasında yaşadığı metabolik bozukluklar gelmektedir.
Yağ asidi oksidasyon defektleri, amino asit metabolizma bozuklukları ve çeşitli hormon eksiklikleri de kalıcı hipogliseminin temel fizyopatolojik mekanizmaları arasında yer alır.
Ayrıca glukoz kullanımının aşırı artması yani hiperinsülinemi durumları ile galaktozemi gibi diğer metabolik hastalıklar da kalıcı hipoglisemiye neden olan etiyolojik faktörler arasında detaylıca incelenmelidir.
Bebeklerde hipoglisemi gelişimi açısından yüksek risk taşıyan faktörler özenle taranmalıdır. Preterm veya SGA doğmuş olmak, artmış glikoz ihtiyacı, tokalitik ilaç kullanımı, doğum öncesi anneye intravenöz dekstroz verilmesi, diyabetik anne çocuğu olmak ve umblikal arter kateteri varlığı riskleri artırır.
Ayrıca geç beslenme, kusma ve sürekli uykulu olma hali de risk faktörleri arasındadır. Hipoglisemi tablosu geliştiğinde bebeklerde takipne, halsizlik, solukluk, terleme, bulantı, kusma, karın ağrısı ve yoğun açlık hissi gibi genel bulgular ortaya çıkabilir.
Nörolojik ve sistemik olarak ise titreme, apne, hipotoni, beslenme bozukluğu, huzursuzluk, konvülsiyon, koma, hipotermi, kardiyak arrest, konfüzyon, baş ağrısı, görme bozuklukları, davranış bozuklukları, yutma refleksinde azalma, sinirlilik ve yüksek sesle ağlama gibi çok geniş bir semptom yelpazesi gözlenebilir.
Hipoglisemi tanısı alan veya risk altındaki bebeklerde ilk olarak çevresel düzenlemeler yapılır. Bebek nötral ısı ortamında tutularak vücut sıcaklığı korunur ve bebeğin enerji ihtiyacı en az düzeye indirilmeye çalışılır.
Enerji tüketimini azaltmak amacıyla bebeğe mümkün olduğu kadar az dokunulmalıdır. Eğer bebek ağızdan beslenmeyecekse derhal damar yolu açılmalı ve yüzde 10'luk dekstroz infüzyonuna başlanmalıdır.
Kan şekeri sık aralıklarla takip edilmeli, özellikle kan şekeri 40 mg/dL'nin altına düştüğünde yüzde 10'luk dekstroz ile acilen bolus yapılmalıdır.
Neonatal hipokalsemi, serum total kalsiyum konsantrasyonunun miyadında doğan bebeklerde 7.5 mg/dL'nin, prematüre bebeklerde ise 7 mg/dL'nin altında olması şeklinde tanımlanır. Bu durum yenidoğan döneminde karşılaşılan önemli elektrolit bozukluklarından biridir.
Hipokalseminin gelişiminde prematürelik, doğum asfiksisi, maternal insüline bağımlı diyabet ve maternal hiperparatiroidi önemli rol oynar. Ayrıca alkaloz, furosemid tedavisi, kan transfüzyonları, hipoparatiroidi ve fototerapi uygulamaları da kalsiyum seviyelerini düşürebilir.
Diyet ve emilim kaynaklı nedenler arasında ise yüksek fosfat içerikli süt ve hububat (örneğin pirinç) alımı, magnezyum yetersizliği, maternal vitamin D eksikliği, intestinal kalsiyum malabsorpsiyonu ile hipoparatiroidi yer alır.