Özet
← Ünite 5

Ünite 5: Dil Meclisleri — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Ebû Osman el-Mâzinî'nin Dil Meclisi ve 'İnne' Tartışması

Ebû Osman el-Mâzinî, meclisinde dönemin önde gelen nahivcilerini (dilbilimcilerini) toplayarak Arap dilinin kuralları üzerine derinlemesine tartışmalar yürütmüştür. Mecliste ele alınan en temel konulardan biri, 'inne' (إنَّ) kelimesinin cümle içerisindeki irabı ve ameli olmuştur. Nahivciler genel olarak 'inne' edatının mübtedayı nasb ettiğini fakat haber üzerinde bir amel yapmadığını, dolayısıyla haberin asıl merfu durumunu ve mübteda haber yapısını koruduğunu savunmuşlardır. Bu görüş, meşhur dil alimi Kisâî'nin mezhebi olarak da bilinmektedir.

Bu görüşe karşı çıkan Ebû Osman el-Mâzinî, bunun bir hata olduğunu belirterek meslektaşlarına şu kritik soruyu yöneltmiştir: Eğer 'inne' sadece mübtedayı nasb ediyorsa ve habeere etki etmiyorsa, 'İnne zeyden kâdimün' (إنَّ زيداً قادِمٌ) cümlesinde zeyd kelimesi ne olarak irab edilir? Nahivciler bu soruya 'öne geçirilmiş mefuldür' cevabını vermişlerdir. Bunun üzerine Mâzinî, fiil olmaksızın bir kelimenin sadece nasb edip hiçbir şeyi merfu etmeyeceğini, Arap dilinde faili olmayan ve sadece nasb eden bir fiil benzerinin bulunmadığını ifade etmiştir.

Mâzinî'nin mantıki çıkarımına göre, harf-i müşebbehe bi'l-fiil (fiile benzeyen harf) olan 'inne' ve kardeşlerinin fiile benzetilebilmesi için isimlerinin nasb (meful konumunda), haberlerinin ise merfu (fail konumunda) olması şarttır. Aksi takdirde, fiil özelliği taşımayan bir harfin fiile benzetilmesinin mantıki bir dayanağı kalmaz. Bu bağlamda, Ebû Osman el-Mâzinî nahivcileri köşeye sıkıştırmış ve 'inne'nin hem ismi (mefule benzetilerek) hem de haberi (faile benzetilerek) üzerinde amel ettiğini kanıtlamıştır.

Bu köklü dil tartışmasında Halil b. Ahmed el-Ferâhidî de Mâzinî ile aynı görüşü paylaşmıştır. Halil'e göre de 'inne' kelimesi fiil gibi amel ederek ismini nasb, haberini ise merfu etmiştir; bu yapıda ilk öge meful, ikinci öge yani haber ise fail konumundadır. Nahivciler bu mantıki ve yapısal takdirden kaçamamış ve Arap dilinin genel kaidelerine uygun olan bu mezhebi kabul etmek zorunda kalmışlardır.

2Sîbeveyh'in Meclisi ve Masdarların Cem'i (Çoğul Yapılması) Meselesi

Sîbeveyh'in meclisinde, Basra kadısı Muhammed b. Abdullah el-Ensârî'nin aktardığı bir hatıra üzerinden Arap dilindeki masdar kelimelerin çoğul yapılıp yapılamayacağı konusu ele alınmıştır. Ebû Ali Asel b. Zekvân el-Askerî ve Ebû Osman el-Mâzinî isnadıyla aktarılan olayda, kadı Sîbeveyh'e 'el-Cevap' (الجَواب) kelimesinin nasıl çoğul yapılacağını sormuştur. Sîbeveyh ise bu kelimenin çoğulunun yapılamayacağını net bir şekilde ifade etmiştir.

Ebû Osman el-Mâzinî bu durumu açıklarken 'el-cevap' kelimesinin bir masdar olduğuna dikkat çekmiştir. Arap dilinde masdarlar kural olarak çoğul yapılmazlar. Tıpkı 'fesad' (فساد) ve 'salah' (صلاح) kelimelerinin müfred kalıp çoğullarının yaygın olarak kullanılmaması gibi, 'cevap' kelimesi de aynı kategoridedir. Masdarların çoğul yapılması kıyasa aykırıdır ve dilde ancak istisnai olarak duyulan bazı kullanımlar mevcuttur.

Arap dilinde kurallara bağlı olmaksızın (semai olarak) çoğul yapılmış az sayıda masdar örneği bulunmaktadır. Metinde geçen 'merdâ' (أمراض - hastalıklar), 'eş'âr' (أشعار - şiirler), 'ukûl' (عقول - akıllar), 'elbâb' (ألَبَاب - akıllar/özler), 'evcâ' (أوجاع - ağrılar) ve 'âlem' (آالم - acılar) kelimeleri bu istisnalara örnek oluşturur. Ancak Mâzinî, bu az sayıdaki istisnanın kıyasa alet edilmemesi gerektiğini, yani her masdarın bu şekilde çoğul yapılamayacağını özellikle vurgulamıştır.

Masdarların kıyas dışı yapısına örnek olarak 'Darabtuhu darben kesîran' (ضَرَبْتُهُ ضَرْباً كثيراً - Onu çokça dövdüm) cümlesi verilir; buradan hareketle 'durûben kesîraten' (ضروباً كثيرة) denilemez. Eğer böyle denilirse, anlam tek bir masdar olmaktan çıkıp 'vurma türleri ve çeşitleri' anlamına dönüşür. Ayrıca 'Kitâbu'l-cevâbit' (كِتابُ الجَوابت) şeklindeki kullanımlar hatalıdır, sonradan uydurulmuş (müvelled) ifadelerdir. Doğru kullanım 'Ketebtu fe lem tüjibnî cevâbe kitâbî' şeklinde olmalıdır.

3Nahiv Notları: Şart Edatları ve Yapıları

Arap dilinde şart cümlelerinin kuruluşu belirli bir formüle dayanır: Şart edatı (أداة الشرط) + Şart fiili (فعل الشرط) + Cevap cümlesi / Ceza (جواب الشرط). Bu yapıda ikinci kısımdaki cevap cümlesinin gerçekleşmesi, birinci cümlede belirtilen şartın yerine getirilmesine bağlanmıştır. Örneğin 'İn tehtehid tençah' (إنْ تَْتَهِدْ تَنْجَحْ) cümlesinde başarma eylemi çalışma şartına bağlanmıştır.

Şart edatları fonksiyonları bakımından iki gruba ayrılır: Fiilleri cezm eden (cezmeden) edatlar ve fiilleri cezm etmeyen edatlar. Cezm eden şart edatları, hem şart fiilini hem de cevap fiilini (cezâ) birlikte meczum ederler. Metinde listelenen bu edatlar şunlardır: 'İn' (إنْ), 'izmâ' (إذْمَا), 'men' (مَنْ), 'mâ' (مَا), 'mehmâ' (مَهْمَا), 'metâ' (مَتَى), 'eyyine' (أَيَّنَ), 'eyne' (أَيْنَ), 'eynemâ' (أَيْنَما), 'enne' (أَنَّ), 'eyy' (أَيّ), 'haysumemâ' (حَيْثُمَا) ve 'keyfemâ' (كَيْفَمَا).

Bu edatların anlamları ve iraptaki konumları çeşitlilik arz eder. Örneğin 'keyfemâ' kelimesinin sonundaki 'mâ' harfi atılırsa artık cezm etmez. 'Eyyine', 'eyne', 'enne', 'metâ', ve 'haysumemâ' gibi edatlar aynı zamanda mekân ve zaman zarfı oldukları için cümlede 'mefulün fîh' ögesini oluştururlar. 'Keyfemâ' genellikle hâl konumundadır. 'Eyy' edatı ise diğer şart edatlarından farklı olarak murabdır ve cümlede mübteda, meful veya hâl gibi birden fazla görevi üstlenebilir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250