Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Ahlak, bireyin ve toplumun neyin doğru neyin yanlış olduğuna ilişkin geliştirdiği değerler kümesini kapsar. Bireyin bağımsız karar ve seçim yapma hakkı ile ahlaki gelişim süreçleri doğrudan ilişkilidir. Çocukluktan yetişkinliğe uzanan bu süreçte bireyler, toplumsal kuralları, adalet kavramını ve insan haklarını farklı düzeylerde anlamlandırırlar.
Ahlaki akıl yürütmeye ilişkin gelişim kuramlarından en etkilileri Jean Piaget ve Lawrence Kohlberg tarafından ortaya konmuştur. Bu kuramcılar, ahlaki gelişimin bilişsel gelişime paralel olarak belirli aşamalar ve evreler halinde ilerlediğini savunurlar. Bireyin karşılaştığı ahlaki ikilemlere verdiği yanıtlar ve bu yanıtların arkasındaki gerekçeler, onların hangi gelişimsel düzeyde olduğunu gösterir.
Ahlaki gelişim sadece bilişsel süreçlerle sınırlı değildir; Sosyal Öğrenme Yaklaşımı da bu süreçte önemli bir rol oynar. Bu yaklaşıma göre, olumlu sosyal davranışlar çevre tarafından verilen olumlu pekiştirmelerle güçlendirilir. Bireyler, çevrelerindeki ahlaki davranış modellerini taklit ederek ve soyut modelleme yoluyla ahlaki davranışlara ilişkin genel çıkarsamalar yaparak öğrenme sürecini tamamlarlar.
Jean Piaget, çocukların doğru ve yanlış anlayışlarını, kurallara bakış açılarını ve ahlaki yargılarını oyun etkinlikleri üzerinden incelemiştir. Piaget'ye göre ahlak gelişimi, çocuğun bilişsel olgunlaşmasına bağlı olarak aşamalar halinde ilerler. Kuramın ilk aşaması, kuralların dışarıdan belirlendiği ve kesinlikle değiştirilemez kabul edildiği 'Dışa bağımlı ahlak' aşamasıdır.
Gelişimsel süreçte 4-7 yaş aralığındaki çocuklar oyun kurallarını tam olarak kavrayamasalar da akranlarıyla birlikte oynamaktan büyük keyif alırlar. Bu dönemde kurallar adeta kutsal ve sabittir. 7-10 yaş aralığına gelindiğinde ise 'yeni başlayan işbirliği' aşaması devreye girer. Bu aşamada çocuklar oyunlarda net bir biçimde sosyal hale gelirler, kuralları öğrenirler ve oyunları bu kurallara sıkı sıkıya bağlı kalarak oynarlar.
Yaklaşık 10 yaşlarında ise 'özerk işbirliği' aşaması başlar. Bu aşamada çocuklar, eğer oyundaki tüm oyuncular kabul ederse oyunun kurallarının değiştirilebileceğinin farkına varırlar. Bu durum, hukuk kurallarının ve toplumsal normların aslında insan iradesine bağlı olarak değişebileceği yönündeki yetişkin ahlak anlayışının temelini oluşturur.
Lawrence Kohlberg'in kuramının ilk düzeyi olan Gelenek Öncesi Düzey, genellikle 4-10 yaş arasındaki çocukları kapsar. Bu düzeyde ahlaki yargılar, bireyin kendi dışındaki otorite figürlerinin koyduğu kurallara ve bu kuralların getireceği fiziksel sonuçlara (ödül ve ceza) göre şekillenir. Çocuklar henüz kendi dışındaki kişilerin düşünce, duygu ve görüşlerini anlamakta, yani empati kurmakta zorluk çekerler.
Gelenek öncesi düzeyin 1. evresi 'Bağımlı Ahlak' (itaat ve ceza) evresidir. Bu evrede temel düşünce cezadan kaçınmak ve otoritenin gözünde ödül kazanmaktır. Eğer bir davranışın sonunda ceza alınmayacaksa kurallar rahatlıkla ihlal edilebilir. Otoriteye mutlak itaat esastır; bir eylem ya tamamen doğru ya da tamamen yanlıştır. Aile içi iletişim, ödül-ceza uygulamaları ve otorite figürlerinin davranışları bu evredeki çocuk üzerinde son derece belirleyicidir.
2. evre ise 'Bireyselcilik ve Saf Çıkarcı' evredir. Bu evrede kurallara sadece bireysel ihtiyaçlar karşılandığı sürece uyulur. Karşılıklı menfaat ilişkisi (rüşvet, çıkar ortaklığı, altın takma gibi eylemler) ahlaki kararlarda etkilidir. Eğer elde edilecek menfaat, yakalanma durumunda alınacak cezadan daha fazlaysa birey cezayı göze alarak kuralları ihlal edebilir. Örneğin, kopya çekmediğinde sınıfta kalma riski varsa, bu evredeki bir birey için kopya çekmek tamamen doğru ve rasyonel bir harekettir.
Geleneksel Düzey, genellikle 10-14 yaş aralığını kapsar ve bireyin aile, grup ya da toplumun beklentilerini kendi çıkarlarının önünde tuttuğu dönemi ifade eder. Bu düzeyde insanlar, başkalarının kabul edeceği şekilde davranışlar sergilemeye özen gösterirler ve sosyal onay ararlar. Davranışlar sadece sonuçlarına göre değil, arkasında yatan niyet ve motivasyona göre de değerlendirilmeye başlanır.
Bu düzeyin 3. evresi 'Karşılıklı Kişilerarası Beklentiler, İlişkiler ve Kişilerarası Uyma' (iyi çocuk) evresidir. İyi insan ahlakının hakim olduğu bu evrede, iyi davranış sergilemek; diğer insanlara karşı düşünceli, zarif ve duyarlı davranmak demektir. Çocuk hem kendi gözünde hem de toplumun (akranların, ailenin) gözünde 'iyi bir insan' olma ihtiyacı hisseder. Toplumsal onay ve 'elalem ne der!' kaygısı bu evrenin en belirgin özelliğidir.
4. evre ise 'Toplumsal Sistem ve Vicdan' (otorite ve toplumsal düzeni sağlama) evresidir. Bu evredeki insanlar, bireysel ilişkilerin ötesine geçerek toplumun kurallarına ve kanunlarına uymayı kabul ederler. Kişi, kanun ve düzeni içselleştirerek riayet eder; çünkü temel kaygısı kurulu düzeni korumak, kaosun önüne geçmek ve toplumun çıkarlarını gözetmektir. Kurallar asla esnetilmez ve bireyler görev tanımlarının dışına çıkmamaya büyük özen gösterirler.
Gelenek Sonrası Düzey, 14 yaş ve üzerindeki bireylerde görülebilen, ahlaki ilkelerin kişisel olarak tanımlandığı ve otoriteden bağımsız hale geldiği en üst düzeydir. Bu düzeyde birey, toplumun kurallarını körü körüne kabul etmek yerine, evrensel değerler doğrultusunda kendi ahlak ilkelerini oluşturur. Kural ve kanunların mutlak olmadığını, insan ihtiyaçlarına göre değişebileceğini savunur.
5. evre olan 'Sosyal Sözleşme' evresinde, insanlar toplumun kabul edilmiş kurallarına uymada bir yükümlülük hissederler ancak kanunların insanların lehine olacak şekilde değiştirilmesi gerektiğini de savunurlar. Eğer toplumun ihtiyaçları ile mevcut kanunlar arasında bir zıtlık varsa, kanunlar toplum menfaatine göre güncellenmelidir. Sivil toplum çalışmaları ve meşru müdafaa hakkı bu evrenin tipik yansımalarıdır.
Kuramın en üst noktası olan 6. evre 'Evrensel Ahlak' evresidir. Bu evrede insan hakları, adalet, eşitlik ve insan yaşamının kutsallığı her türlü yasanın ve toplumsal kuralın üzerinde tutulur. Kişi kendi ahlaki ilkelerini oluştururken başkalarının haklarına da mutlak saygı gösterir. İnsan haklarına saygı duymayan hiçbir yasa veya uygulama ahlaki kabul edilemez. Bu evre, felsefi düzeyde tasavvuf mantığı ile de örtüşmektedir.