Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Kanser oluşumu, gelişimi ve vücut içerisindeki yayılım süreçleri son derece karmaşık ve çok basamaklı mekanizmalardan oluşur. Sağlıklı bir organizmada hücrelerin çoğalması, büyümesi ve gerektiğinde programlanmış hücre ölümü (apoptoz) ile ortadan kaldırılması hassas bir denge içinde yürütülür. Bu dengeyi sağlayan temel unsur, hücre çekirdeğinde yer alan DNA molekülü ve bu molekül üzerindeki genetik kodlardır.
Hücre döngüsünün kontrolünde görev alan genler genelde 'gaz' ve 'fren' sistemleri olarak benzetilebilir. Proto-onkojenler hücre bölünmesini ve büyümeyi uyaran gaz pedalı işlevi görürken, tümör baskılayıcı genler (tumor suppressor genes) kontrolsüz büyümeyi engelleyen fren pedalı görevini üstlenir. Ayrıca, DNA replikasyonu sırasında meydana gelen hataları düzelten 'tamir sistemleri' de bu döngünün güvenliğini sağlar. Bu sistemlerde meydana gelen mutasyonlar veya işlev kayıpları, hücrenin kontrolsüzce çoğalmasına ve kanserleşme sürecinin başlamasına yol açar.
Kanser gelişiminde sadece genetik mutasyonlar değil, aynı zamanda epigenetik mekanizmalar da kritik roller oynar. Mikro RNA'lar (miRNA), DNA metilasyonu ve histon modifikasyonları gibi epigenetik değişiklikler, DNA dizisinde bir değişiklik yapmaksızın genlerin ifadesini (ekspresyonunu) kalıcı olarak değiştirebilir. Bu epigenetik değişimler, tümör baskılayıcı genlerin susturulmasına veya onkojenlerin aşırı aktif hale gelmesine neden olarak kanser patogenezini doğrudan tetikler.
Kanser hücreleri oluştuktan sonra tamamen izole bir şekilde büyümezler; aksine, sürekli olarak içinde bulundukları immünolojik çevre ile etkileşim halindedirler. İmmün sistem normal şartlarda yabancı veya mutasyona uğramış hücreleri tanıyıp yok etme (immün gözetim) yeteneğine sahiptir. Ancak kanser hücreleri, bağışıklık sisteminin bu savunma mekanizmalarından kaçabilmek için çeşitli stratejiler geliştirirler.
İmmuno-onkoloji, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini yeniden tanıyıp onlarla savaşmasını sağlamayı amaçlayan modern bir tedavi yaklaşımıdır. Tümör mikroçevresinde yer alan bağışıklık hücreleri, sitokinler ve büyüme faktörleri tümörün büyümesini destekleyecek şekilde manipüle edilebilir. Kanser hücrelerinin immün kontrol noktalarını (immune checkpoints) kullanarak kendilerini gizlemesi engellendiğinde, T-hücreleri tümörü etkili bir şekilde yok edebilir.
Radyoterapi uygulamaları da sadece tümör hücrelerini doğrudan öldürmekle kalmaz, aynı zamanda immün sistemi aktive edici etkiler gösterir. Radyasyon hasarı sonucu ölen kanser hücrelerinden salınan tümör antijenleri, bağışıklık sistemi tarafından tanınarak sistemik bir antitümöral yanıtın (abskopal etki) başlamasına katkıda bulunur. Bu nedenle, radyoterapi ve immünoterapinin kombine kullanımı onkolojide güçlü bir sinerji yaratmaktadır.
İnsan vücudunda en sık rastlanan kanser türleri epitel dokudan köken alan karsinomlardır. Epitel hücreleri birbirlerine sıkı bağlarla bağlı, polarize ve hareket yeteneği sınırlı hücrelerdir. Bu hücrelerin altında yer alan bazal membran, tümörün çevre dokulara yayılmasını engelleyen fiziksel ve biyolojik bir bariyer görevi görür.
Kanser hücrelerinin yayılımı ve uzak organlara metastaz yapabilmesi için bu bazal membranı geçmesi gerekir. Tümör hücreleri bazal membranı aştığında, 'Epitelial-Mezenşimal Transformasyon' (EMT) adı verilen kritik bir süreç başlar. Bu süreçte epitelial özelliklerini kaybeden kanser hücreleri, daha hareketli ve istilacı olan mezenşimal hücre özelliklerini kazanırlar.
Mezanşimal transformasyon, klinik gidişatı (prognozu) son derece olumsuz etkileyen ve kanserin vücuda yayılımını (metastaz) dramatik şekilde artıran en önemli dönüşüm mekanizmalarından biridir. Hücrelerin bu dönüşüm sayesinde kan ve lenf damarlarına sızması, dolaşımda hayatta kalması ve uzak dokularda yeni tümör odakları oluşturması kolaylaşır.