Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Uluslararası iktisat teorisinde serbest ticaretin ülkelerin refahını artırdığı kabul edilse de, gerçek dünyada devletler çeşitli ekonomik, sosyal ve politik gerekçelerle dış ticarete müdahale etmektedir. Dış ticaret politikası, devletlerin uluslararası mal ve hizmet akışını kısıtlamak, yönlendirmek veya teşvik etmek amacıyla uyguladığı tüm önlemleri ve stratejileri kapsar. Bu politikaların temelinde, serbest ticaretin getirdiği rekabet baskısını hafifletmek ve yerli üreticileri korumak yatar.
Dış ticaret politikasının en önemli amaçlarından biri döviz açığının giderilmesidir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, iç piyasada üretemedikleri malları ithal etmek zorunda kaldıklarından ciddi miktarda döviz kaybederler. İthalatı kısıtlayıcı önlemler döviz tasarrufu sağlarken, ihracatı teşvik edici politikalar ülkeye döviz girişini artırarak ödemeler dengesini iyileştirmeyi amaçlar.
İktisadi kalkınma ve ekonomik istikrar da dış ticaret politikalarının merkezinde yer alır. Gelişmekte olan ülkeler, sanayileşmiş ülkelerin teknolojik üstünlüğü karşısında kendi yerli endüstrilerini korumak için ithal ikameci veya ihracata dönük stratejiler izlerler. Ayrıca, dış dünyadan gelebilecek ekonomik dalgalanmaların iç piyasayı sarsmasını önlemek, fiyat istikrarını korumak ve adil bir gelir dağılımı sağlamak amacıyla dış ticarete müdahale edilir.
Ekonomide kendi kendine yeterliliği sağlamak (otarşi eğilimi) ve bütçe dengesini korumak diğer kritik amaçlardır. Özellikle tarım gibi stratejik sektörlerde ülkeler, dışa bağımlılığı azaltmak için korumacı politikalar uygularlar. Gümrük vergileri aynı zamanda devlet için önemli bir dolaylı vergi geliri kaynağıdır; bu vergiler bütçe açıklarının kapatılmasına doğrudan katkı sağlar. Son olarak, büyük ülkeler dış ticaret politikaları vasıtasıyla kendi ihraç mallarının fiyatını artırıp ithal mallarının fiyatını düşürerek ticaret hadlerini kendi lehlerine iyileştirebilirler.
Gümrük tarifeleri, ithal edilen mallar üzerinden sınır geçişlerinde alınan vergilerdir ve dış ticaret politikasının en klasik, en yaygın aracıdır. Tarifeler, ithal malların yurt içi fiyatını yükselterek yerli benzer malları üreten endüstrilere fiyat avantajı sağlar. Tarihsel olarak merkantilist düşünceye dayanan bu uygulama, hem yerli üretimi koruma hem de devlete finansman sağlama işlevi görür.
Tarifeler uygulanış biçimlerine göre temel olarak ikiye ayrılır: Spesifik tarifeler ve advalorem tarifeler. Spesifik tarifeler, ithal edilen malın fiziksel birimi başına (örneğin ton, adet veya litre başına) sabit bir miktar olarak alınan vergilerdir. Advalorem tarifeler ise ithal edilen malın parasal değerinin belirli bir yüzdesi (örneğin %10 veya %20) oranında tahsil edilen vergilerdir. Bazı durumlarda piyasa koşullarına göre esnek tarifeler de uygulanabilir.
Gümrük tarifelerinin uygulanmasında üç temel yaklaşım mevcuttur. Birincisi, devlete gelir sağlamayı amaçlayan 'finansman aracı olarak tarifeler'dir. Özellikle gelişmemiş ülkelerde vergi toplama altyapısı yetersiz olduğundan gümrük vergileri en kolay tahsil edilen dolaylı vergi kalemidir. İkincisi, yerli sanayiyi yabancı rekabetten korumayı hedefleyen 'koruma aracı olarak tarifeler'dir. Üçüncüsü ise iç piyasada fiyat istikrarı sağlamak, döviz kurlarını dengelemek ve ithal enflasyonu önlemek amacıyla kullanılan 'istikrar sağlama aracı olarak tarifeler'dir.
Korumacılık literatüründe 'bebek endüstri' (genç endüstriler) tezi tarifelerin en önemli savunma mekanizmalarından biridir. Yeni kurulan sanayi dalları, başlangıç aşamasında yüksek ortalama maliyetler nedeniyle kökleşmiş dünya devleriyle rekabet edemezler. Bu endüstriler, ölçek ekonomilerine ulaşıp maliyetlerini dünya ortalamasına düşürene kadar gümrük tarifeleriyle geçici olarak korunmalıdır. Ancak bu korumanın kalıcı hale gelmesi kaynak etkinsizliğine yol açacağından, koruma süreci mutlaka geçici ve kademeli olarak azaltılan bir yapıda olmalıdır.
Gümrük tarifelerinin ekonomik etkileri kısmi denge analizi yardımıyla incelenebilir. Bu analizde, diğer şartların sabit olduğu (ceteris paribus) ve piyasada tam rekabet koşullarının geçerli olduğu varsayılır. Analizde ayrıca 'küçük ülke' varsayımı kullanılır. Küçük ülke, dünya dış ticaret hacminde çok küçük bir paya sahip olduğu için ithalatına tarife uyguladığında o malın dünya fiyatını etkileyemeyen ülkedir. Bu nedenle küçük ülkenin uyguladığı tarife, dünya fiyatını değiştirmez, sadece yurt içi fiyatı tarife miktarı kadar yükseltir.
Dışa kapalı (otarşik) bir ekonomide denge fiyatı yüksek, tüketim ise sınırlıdır. Serbest ticarete geçildiğinde, yurt içi fiyat dünya fiyatı seviyesine düşer, yerli üretim azalırken ithalat başlar ve tüketici rantı muazzam ölçüde artar. Ancak hükümet yerli üreticiyi korumak amacıyla serbest ticaret fiyatının üzerine gümrük tarifesi koyduğunda, yurt içi fiyat yükselir. Bu fiyat artışı tüketici rantını azaltırken, yerli üreticilerin üretimini teşvik ederek üretici rantını artırır.
Tarife uygulamasının net refah etkileri grafiksel olarak incelendiğinde, tüketici rantındaki azalmanın bir kısmı yerli üreticiye (üretici rantı artışı) ve bir kısmı da devlete (gümrük vergisi geliri) aktarılır. Buna 'tarifelerin yeniden dağılım etkisi' denir. Ancak tüketici rantındaki toplam kayıp, üretici ve devletin kazancından daha büyüktür. Arada kalan fark, toplumsal net refah kaybını oluşturur. Bu kayıp iki kısımdan oluşur: 'Üretim sapma maliyeti' (yerli üreticilerin daha etkin olan yabancı üreticiler yerine daha pahalıya üretmesinden kaynaklanan kayıp) ve 'tüketim sapma maliyeti' (tüketicilerin yüksek fiyat nedeniyle tüketimlerini azaltmalarından kaynaklanan kayıp).
Eğer uygulanan tarife ithalatı tamamen durduracak kadar yüksekse buna 'yasaklayıcı tarife' denir. Yasaklayıcı tarifede ithalat sıfıra indiği için devlet hiçbir gümrük vergisi geliri elde edemez. Tüketici rantındaki devasa kayıp sadece üretici rantına dönüşür ve hazineye gelir etkisi doğmadığı için ülkenin net toplumsal refah kaybı en üst düzeye ulaşır. Büyük ülke durumunda ise tarife uygulaması karşı ülkenin fiyat düşürmesine yol açarak ticaret hadlerini iyileştirebilir, ancak bu durum genellikle misillemelere ve küresel ticaret hacminin daralmasına neden olur.
Gümrük tarifelerinin mikroekonomik refah etkilerinin ötesinde çok önemli makroekonomik yansımaları vardır. Bunların başında dış ödemeler bilançosuna etkisi gelir. Tarifeler ithal malların fiyatını artırarak ithalat miktarını düşürür ve dış ticaret açıklarını kapatmaya yardımcı olur. Ancak bu etkinin ortaya çıkması, ithal mallarının yurt içi talep esnekliğinin yüksek olmasına bağlıdır. Eğer ülke sanayisi üretim için ithal ara malı ve ham maddeye bağımlıysa, tarifeler ihraç mallarının da maliyetini artırarak dış dengeyi daha da bozabilir.
Tarifeler yurt içi üretimi artırarak istihdam artışına yol açabilir. Korunan sektörlerde üretimin genişlemesi emek talebini artırır ve işsizliği azaltır. Ancak bu durum, iş gücü hareketliliğinin sınırlı olmasına ve sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücü (beşeri sermaye) altyapısının ülkede mevcut olmasına bağlıdır. Benzer şekilde, toplam talebin yerli mallara kayması kısa vadede millî gelir artışına katkı sağlayabilir.
Gelir dağılımı ve bütçe dengesi de tarifelerden doğrudan etkilenir. Tarifeler sayesinde korunan sektörlerdeki üretim faktörlerinin (örneğin emek yoğun sektörlerde işçilerin) geliri artar ve bu durum gelir dağılımını daha adil hale getirebilir. Ayrıca ithalatın fiyat esnekliği düşükse, yüksek tarifeler devletin vergi gelirlerini artırarak bütçe açığını kapatır. Ancak ham madde yönünden dışa bağımlı ülkelerde ithalat maliyetlerinin artması uzun vadede bütçe açıklarını daha da büyütebilir.
Bu bağlamda 'İkiz Açık Teorisi' büyük önem taşır. Teoriye göre, ekonomide tasarruf ve yatırımların eşitliği varsayımı altında, bir ülkenin bütçe açığı ile cari işlemler (dış ticaret) açığı arasında paralel ve doğrudan bir ilişki vardır. Cari işlemler açığının gümrük tarifeleriyle kontrol altına alınamaması veya ithalat maliyetlerinin artması bütçe dengesini bozar; aynı şekilde bütçe açıklarının artması da ithalat talebini tetikleyerek cari açığı büyütür. Bu nedenle dış ticaret politikaları tasarlanırken bu iki açık arasındaki etkileşim mutlaka gözetilmelidir.
Günümüz küresel ekonomisinde gümrük tarifeleri uluslararası anlaşmalarla sınırlandırıldığından, ülkeler dış ticareti kısıtlamak için giderek daha fazla 'tarife dışı araçlara' başvurmaktadır. Tarife dışı engeller; ithalat ve ihracat kotaları, yasaklar, normlar ve standartlar, ihracat sübvansiyonları, damping ve görünmez engeller gibi çok çeşitli uygulamaları içerir. Bu araçlar serbest piyasa mekanizmasına doğrudan müdahale ettikleri için genellikle tarifelerden daha kısıtlayıcı ve şeffaflıktan uzaktır.
İthalat kotası, devlet tarafından belirli bir dönemde ithal edilmesine izin verilen maksimum mal miktarının veya değerinin belirlenmesidir. Kotalar, ithalatı miktar yönünden kesin olarak sınırlandırdığı için gümrük tarifelerine göre çok daha kesin ve radikal bir etkiye sahiptir. Hükümetler kotayı uygulamak için ithalatçılara ithalat lisansları dağıtırlar. İthalat kotaları yurt içi fiyatları yükseltir, yerli üretimi teşvik eder ve yurt içi tüketimi azaltır.
Kotaların gümrük tarifelerinden en temel farkı, ortaya çıkan 'kıtlık rantı'nın (lisans sahiplerinin malı ucuza ithal edip yurt içinde yüksek fiyattan satarak elde ettikleri haksız kazanç) dağılımıdır. Tarifelerde bu gelir doğrudan devlet hazinesine giderken, kotalarda kıtlık rantı ithalat lisansını alan firmalara, yabancı ihracatçılara veya rüşvet mekanizmalarıyla dağıtıcı taraflara gidebilir. Devlet kotaları açık artırmayla satmadığı sürece bu gelirden mahrum kalır.
Diğer tarife dışı araçlar arasında yer alan ihracat vergileri, yerli üreticilerin iç piyasayı ihmal edip sürekli dışarıya satmasını önlemek ve yurt içi fiyatları düşürmek için kullanılır. Görünmez engeller ise bürokratik işlemlerin uzatılması, aşırı katı sağlık, paketleme, kalite ve çevre standartlarının (normların) getirilmesi yoluyla ithalatın zorlaştırılmasıdır. Bu engeller, açıkça ilan edilmeyen ancak uygulamada ithalatı fiilen engelleyen en tehlikeli korumacılık yöntemleridir.