← Ünite 2

Ünite 2: Meslek Hastalıkları Etmenleri — Konu Anlatımı

1Giriş ve İşle İlgili Hastalıklar ile Meslek Hastalıklarının Ayrımı

İşle ilgili hastalıklar ile meslek hastalıkları tıp ve iş hukuku literatüründe sıklıkla birbirine karıştırılan ancak etiyolojik açıdan kesin sınırlarla ayrılan iki farklı olgudur. İşle ilgili hastalıklarda temel etken iş yeri dışında, yani bireyin genetik yapısında, yaşam tarzında veya genel çevresel koşullarında yer alır. İşe girmeden önce var olan ya da çalışırken ortaya çıkan herhangi bir sistemik hastalık, yapılan işin niteliği veya çalışma ortamının koşulları nedeniyle daha ağır seyredebilmektedir. Bu durum, çalışanın sağlık durumuna uygun bir işe yerleştirilmemesi ya da sistemik hastalığın ilerlemesine yol açan etkenlerin çalışma ortamında ortadan kaldırılmaması nedeniyle mevcut patolojinin şiddetlenmesi şeklinde kendini gösterir.

Çalışanlar arasında meslek hastalıklarına kıyasla çok daha yüksek bir sıklıkta görülen işle ilgili hastalıklar; kalp hastalıkları, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları (KOAH) ve kas-iskelet sistemi hastalıkları gibi kronik ve dejeneratif karakterdeki rahatsızlıklardır. Bu hastalıkların çok faktörlü bir doğası vardır ve belirli mesleklerde çalışıyor olmak, bu hastalıkların ortaya çıkması veya alevlenmesi için ciddi bir risk artışına yol açar. Örneğin, lumbal disk hernisi (bel fıtığı) olan bir çalışanın, ergonomik olmayan koşullarda elle taşıma işinde istihdam edilmesi, mevcut fıtığın şiddetlenerek akut ağrılı bir tabloya dönüşmesine neden olur. Elle taşıma yapan her çalışanda disk hernisi gelişmemekle birlikte, bu rahatsızlığa sahip birinin bu işte çalıştırılması klinik tabloyu ağırlaştırmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), işle ilgili hastalıkları sadece bilinen ve yasal olarak kabul edilen meslek hastalıkları olarak değil; oluşmasında, gelişiminde ve ilerlemesinde çalışma ortamı ile çalışma şeklinin diğer etiyolojik faktörler arasında önemli bir rol oynadığı hastalıklar olarak tanımlamaktadır. Kısaca ifade etmek gerekirse, işle ilgili hastalıklar çalışma koşulları nedeniyle doğal seyri değişen, hızlanan veya ağırlaşan hastalıklardır. Avrupa Birliği genelinde yapılan araştırmalar, çalışanların sağlık sorunlarına uygun işlere yerleştirilmemesi ve ergonomik eksiklikler nedeniyle her üç çalışandan birinin kronik sırt ağrısı problemi yaşadığını ortaya koymaktadır.

2Meslek Hastalıklarının Sınıflandırılması ve Türkiye'deki Yasal Gruplandırma

Bir hastalığın tıbbi ve hukuki açıdan meslek hastalığı olarak kabul edilebilmesi için, yürütülen iş ile ortaya çıkan hastalık arasında doğrudan ve tartışmasız bir nedensellik bağının (illiyet bağı) bulunması zorunludur. Meslek hastalıklarının sınıflandırılması, bu nedensellik bağının kurulmasını kolaylaştırmak ve hastalığın işin yürütüm şartlarından kaynaklanıp kaynaklanmadığını netleştirmek açısından büyük önem taşır. Türkiye'de meslek hastalıkları, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) mevzuatı çerçevesinde beş ana grupta (A, B, C, D, E grupları) ve yaklaşık 100 civarında spesifik hastalık başlığı altında sınıflandırılmaktadır.

Bu yasal sınıflandırmanın yanı sıra, tıp literatüründe meslek hastalıkları etkilendikleri organ sistemlerine göre (solunum, sindirim, hematopoetik, kas-iskelet, boşaltım ve işitme sistemi) veya hastalığa yol açan spesifik etmenin türüne göre (kimyasal, fiziksel, biyolojik, psikososyal, ergonomik ve tozlar) de kategorize edilmektedir. Örneğin, uzun yıllar boyunca kömür madeninde çalışan bir işçide pnömokonyoz gelişmesi doğrudan bir meslek hastalığı iken, sadece birkaç günlüğüne gürültülü bir eğlence mekânında geçici olarak çalışan bir garsonun yaşadığı hafif işitme kaybı yasal olarak meslek hastalığı kapsamında değerlendirilemez.

SGK'nın 2019 yılı verilerine dayanan Türkiye'deki resmi sınıflandırma tablosuna göre; A Grubu kimyasal maddelerle olan meslek hastalıklarını (25 alt grupta 67 hastalık), B Grubu mesleki cilt hastalıklarını (deri kanseri ve kanser dışı deri hastalıkları olmak üzere 2 alt grupta), C Grubu pnömokonyozlar ve diğer mesleki solunum sistemi hastalıklarını (6 alt grupta 9 hastalık), D Grubu mesleki bulaşıcı hastalıkları (4 alt grupta 30 hastalık) ve E Grubu fiziksel etkenlerle olan meslek hastalıklarını (7 alt grupta 12 hastalık) içermektedir.

3Kimyasal, Cilt ve Solunum Sistemine Bağlı Meslek Hastalıkları

İşyeri ortamında en yaygın karşılaşılan ve sayıları binlerle ifade edilen risk etmenlerinin başında kimyasal maddeler gelmektedir. Bu maddeler basit alerjik reaksiyonlardan, geri dönüşsüz sistemik hasarlara ve ölüme yol açan ağır tablolara kadar geniş bir yelpazede etki gösterirler. Kimyasal risk etmenleri; metaller, çözücüler, gazlar, mineraller ve üretim esnasında açığa çıkan kimyasal ürünler olmak üzere beş ana grupta incelenir. Bu maddeler havada gaz, toz, buhar veya duman halinde bulunarak solunum yoluyla alınabileceği gibi, ciltten emilim veya ağız yoluyla da vücuda nüfuz edebilir. Örneğin, kum püskürtme ve tünel işlerinde silikozis; izolasyon ve yıkım işlerinde asbestozis; kaynak işlerinde bronşit; çimento işlerinde cilt alerjileri; organik çözücü ve kurşun maruziyetinde ise ağır nörolojik hastalıklar gelişmektedir.

Mesleki cilt hastalıkları, genellikle dış kaynaklı (ekzojen) ajanların deride irrite edici, duyarlılaştırıcı veya akne yapıcı etkileri sonucu ortaya çıkar ve meslek hastalıkları arasında en sık görülen grubu oluşturur. Türkiye'deki yasal mevzuatta bu hastalıklar 'deri kanseri ve prekanseröz deri hastalıkları' ile 'kanserleşmeyen deri hastalıkları' olmak üzere iki ana başlık altında toplanır. Tahriş edici maddeler (kuvvetli asitler ve bazlar gibi) hücre hasarı yaparak akut temas egzamasına veya kimyasal yanıklara yol açarken, duyarlılaştırıcı ajanlar (alerjenler) ise bağışıklık sistemi üzerinden alerjik temas egzamasına neden olmaktadır.

Solunum sistemi, geniş yüzey alanı ve dış ortamla doğrudan bağlantısı nedeniyle işyeri ortamındaki kirleticilerden en hızlı ve en fazla etkilenen sistemdir. Şehir hayatında yaşayan bir birey günde ortalama 2 mg toz solurken, tozlu iş kollarında çalışanlarda bu miktar 10 ila 100 kat daha fazladır. Solunum yoluyla alınan fibrojenik tozların akciğerlerde birikerek doku hasarı yapması sonucu oluşan pnömokonyozlar, iş gücü kaybına en fazla yol açan ve iş sağlığı uygulamalarında birincil derecede korunması gereken mesleki akciğer hastalıklarıdır.

4Bulaşıcı, Fiziksel, Psikososyal ve Ergonomik Risk Etmenleri

Mesleki bulaşıcı hastalıklar, özellikle sağlık hizmeti sektörü, laboratuvarlar, veterinerlik, tarım ve hayvancılık alanlarında çalışanların maruz kaldığı biyolojik risk etmenlerinden (virüsler, bakteriler, mantarlar, parazitler) kaynaklanır. Sağlık çalışanları için hepatit virüsleri, tüberküloz ve laboratuvar kazaları sonucu bulaşan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) gibi viral ve bakteriyel enfeksiyonlar hayati risk taşır. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlarda ise şarbon, bruselloz ve şistozoma gibi zoonotik hastalıklar sık görülür. Fiziksel risk etmenleri ise gürültü, titreşim, termal konfor (aşırı sıcak/soğuk), aydınlatma yetersizliği, iyonize ve iyonize olmayan radyasyon ile alçak/yüksek basınç gibi çevresel faktörleri kapsar. Örneğin, vibrasyonlu alet kullananlarda dolaşım bozukluğu olan Raynaud sendromu (beyaz parmak hastalığı) gelişirken, aşırı soğukta çalışan askeri personelde akciğerlerin korunması için nöbet süreleri titizlikle ayarlanır.

Psikososyal risk etmenleri ve bunlara bağlı gelişen zihinsel/davranışsal bozukluklar, Türkiye'deki resmi meslek hastalıkları listesinde doğrudan yer almamakla birlikte, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 2010 yılında listeye dahil edilmiştir. İşyerinde psikolojik taciz (mobbing), aşırı iş yükü ve iş güvencesizliği gibi faktörler stres yoluyla veya doğrudan fiziksel mekanizmalarla çalışanın sağlığını bozar. Stresle mücadelede kişisel yöntemler (gevşeme egzersizleri, diyet, spor) kadar kurumsal yöntemler de (çalışanın işini denetleyebilmesi, karar süreçlerine katılımı, esnek çalışma saatleri) hayati öneme sahiptir.

Ergonomi, çalışma ortamının ve iş araçlarının çalışanın fiziksel ve psikolojik özelliklerine uygun hale getirilmesi bilimidir. El emeğinin yoğun olduğu, tekrarlayan hareketlerin yapıldığı ve ağır yüklerin kaldırıldığı iş kollarında (örneğin madencilik ve inşaat) kas-iskelet sistemi (lokomotor sistem) hastalıkları kaçınılmaz hale gelir. Uzun süre aynı pozisyonda çalışmak, uygunsuz duruşlar ve aşırı zorlanmalar çalışanlarda kronik yorgunluğa ve kalıcı eklem/kas hasarlarına yol açmaktadır.

5Mesleki Kanserler, Yükümlülükler ve Tıbbi Tanı Süreçleri

Kanser vakalarının yaklaşık %80'inde çevresel faktörler rol oynamakta olup, tüm kanserlerin ortalama %5'i (%3-8 aralığı) doğrudan işyerindeki kanserojen ajanlara maruziyet nedeniyle gelişmektedir. Mesleki kanserler klinik olarak diğer kanserlerden farklı olmamakla birlikte, genellikle daha genç yaşlarda ortaya çıkmaları ve en önemlisi tamamen 'önlenebilir' olmalarıyla ayrışırlar. Tarihsel süreçte ilk kez Bernardino Ramazzini rahibelerdeki meme kanserine dikkat çekmiş, ardından Sir Percival Pott baca temizleyicilerindeki skrotum kanserini, Rehn ise boya sanayindeki aromatik aminlere bağlı mesane kanserini tanımlamıştır. Mesleki kanserlerde tütün kullanımı en önemli kolaylaştırıcı (predispozan) faktördür; tütün kullanan çalışanların mesleki kanserlere yakalanma riski katlanarak artmaktadır.

İş sağlığı ve güvenliği mevzuatına göre hem çalışanların hem de işverenlerin kesin yükümlülükleri vardır. Çalışanlar, aldıkları eğitimler doğrultusunda kendilerinin ve diğer çalışanların güvenliğini tehlikeye atmamakla ve işyerinde gördükleri tehlikeleri derhal işverene bildirmekle yükümlüdür. Tehlike giderilmediği takdirde çalışanın çalışmaktan kaçınma hakkı mevcuttur. İşveren ise çalışanların işe uygunluğunu denetlemek, risk değerlendirmesi yapmak, koruyucu ekipman sağlamak ve İSG tedbirlerinin maliyetini kesinlikle çalışanlara yansıtmamakla yükümlüdür. İşyeri dışından uzmanlık hizmeti alınması işverenin bu sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

Meslek hastalıkları sinsi ve yavaş ilerleyen süreçler olduğundan, erken tanı için işe giriş ve periyodik sağlık muayeneleri kritik rol oynar. Bir hastalığa meslek hastalığı tanısı konabilmesi için; çalışanın SGK'lı olması, hastalıkla iş arasında nedensellik bağının bulunması, hastalığın resmi listede yer alması, maruziyet süresi ve yükümlülük süresi sınırlarına uyulması ve tanının yetkilendirilmiş hastanelerce (meslek hastalıkları hastaneleri, kamu üniversite hastaneleri veya Sağlık Bakanlığı eğitim-araştırma hastaneleri) konulması gerekir. İşveren, ön tanı konulan bir çalışanı 6331 sayılı Kanun uyarınca 3 iş günü içinde yetkili sağlık kuruluşuna sevk etmekle, tanı koyan sağlık kuruluşu ise durumu 10 gün içinde SGK'ya bildirmekle yükümlüdür.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250