İş hukuku, bağımlı çalışanlar ile onları çalıştıran işverenler arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen bir hukuk dalıdır. Bu hukuk dalının temelinde 'bağımlılık' unsuru yatar; yani kişi, başkasının organizasyonuna dahil olarak, emir ve otorite altında iş görmektedir. Bağımsız çalışanlar (örneğin kendi ofisinde çalışan avukatlar veya esnaflar) bu kapsamın dışındadır.
4857 sayılı İş Kanunu'na göre işçi, bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişidir. İşçi statüsünün kazanılmasındaki en temel belirleyici unsur, taraflar arasındaki hukuki bağın 'iş sözleşmesi' olmasıdır. Eser, vekalet veya adi şirket sözleşmesi gibi farklı sözleşme türleri ile çalışanlar, İş Kanunu anlamında işçi sayılmazlar.
İş Kanunu'nun temel amacı, sosyal adaleti sağlamak ve ekonomik olarak işverene karşı daha zayıf konumda olan işçiyi korumaktır. Kanun, faaliyet konusuna bakılmaksızın tüm işyerlerini, işverenleri, işveren vekillerini ve işçileri kapsar. Bu, iş hukukunun devlet müdahalesini içeren, işçi-işveren-devlet üçgeninde şekillenen koruyucu yapısını yansıtır.
İş sözleşmesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8/1. maddesinde tanımlanmış olup, iş hukukunun temelini oluşturan bireysel iş ilişkisinin hukuki dayanağıdır. Bu sözleşme, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) ise bunun karşılığında ücret ödemeyi üstlendiği karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmedir. Sözleşmenin varlığı için üç karakteristik unsurun bir arada bulunması şarttır: İş görme, bağımlılık ve ücret.
İş sözleşmesi, iş hukuku sisteminin merkezinde yer alan, işçi ile işveren arasındaki temel hukuki ilişkidir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. maddesine göre bu sözleşme, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) ise bunun karşılığında ücret ödemeyi üstlendiği bir borç ilişkisidir. Sözleşmenin varlığı için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının (icap ve kabul) bulunması şarttır.
İş sözleşmesinin temelini oluşturan iş görme borcu, işçinin üstlendiği işi kanun ve sözleşme hükümlerine uygun, işverenin talimatları doğrultusunda yerine getirmesidir. Bu borç, işçinin işini bizzat yapması ve özenli bir şekilde ifa etmesi şeklinde iki temel alt borcu bünyesinde barındırır. İşçinin işini bizzat yapma yükümlülüğü, sözleşmenin kişisel niteliğinden kaynaklanır.
İş sözleşmesinin feshi, iş hukukunda işçinin korunması ilkesi çerçevesinde özel düzenlemelere tabi tutulmuş, sözleşmeyi sona erdiren tek taraflı bir irade beyanıdır. Fesih, karşı tarafa ulaştığı anda hüküm ve sonuçlarını doğuran 'bozucu yenilik doğuran' bir haktır; yani karşı tarafın kabulünü gerektirmez. Bir kez kullanıldığında geri alınamaz ve sözleşmeyi ileriye etkili olarak sona erdirir.
Haklı nedenle fesih, dürüstlük kuralı gereği iş ilişkisinin sürdürülmesinin taraflardan beklenemeyeceği durumlarda başvurulan, sözleşmeyi derhal sona erdiren bir fesih türüdür. Süreli fesihten temel farkı, bildirim sürelerine uyma veya bu sürelere ilişkin ücreti peşin ödeme zorunluluğunun bulunmamasıdır. Bu fesih türü, belirli veya belirsiz süreli tüm iş sözleşmelerinde uygulanabilir.
İş sözleşmesinin sona ermesi, işçinin alacaklarının hukuki statüsünü değiştirir. İş Kanunu m. 36/2 hükmü uyarınca, sözleşme sona erdiği anda işçinin ücreti ile kanundan veya sözleşmeden doğan para ile ölçülebilir tüm menfaatleri muaccel hale gelir. Bu, işverenin normal ödeme gününü bekleme lüksünün ortadan kalktığı ve borcun derhal ifa edilmesi gerektiği anlamına gelir.
İş hukukunda çalışma süresi, işçinin iş sözleşmesi gereği işverenin yönetim ve denetimi altında iş görme borcunu yerine getirdiği zaman dilimini ifade eder. Bu tanımın merkezinde, işçinin işverenin emir ve talimatlarına bağlı olarak hazır bulunma yükümlülüğü yer alır. Sadece fiilen üretim faaliyetinde bulunulan anlar değil, işverenin gözetimi altında geçen ve işin bir parçası olan tüm süreler çalışma süresi kapsamında değerlendirilir.
Ara dinlenmesi, işçinin günlük yeme, içme ve benzeri zorunlu ihtiyaçlarını karşılaması amacıyla verilen bir dinlenme süresidir. İş Kanunu m.68 uyarınca bu süreler kademeli olarak belirlenmiştir: 4 saat veya daha kısa süreli işlerde 15 dakika, 4 saatten fazla ve 7,5 saate kadar (7,5 saat dahil) süreli işlerde yarım saat, 7,5 saatten fazla süreli işlerde ise 1 saat ara dinlenmesi verilir. Yargıtay uygulamasına göre, günlük 11 saati aşan çalışmalar için bu süre 1,5 saate çıkarılmalıdır.
İş sağlığı ve güvenliği (İSG), sanayi devrimine kadar olan dönemde bireysel farkındalık düzeyinde kalsa da, asıl kırılma noktası buharlı makinelerin üretime girmesi ve fabrika sisteminin yaygınlaşması olmuştur. Sanayileşme ile birlikte çalışma saatlerinin uzaması ve ağır iş koşulları, iş kazaları ve meslek hastalıklarını dramatik biçimde artırmıştır. Bu durum, devletin sadece bir gözlemci değil, koruyucu ve düzenleyici bir aktör olarak devreye girmesini zorunlu kılmıştır.
Sendikalar, işçi veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla oluşturulan, tüzel kişiliğe sahip örgütlerdir. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, sendikayı kolektif bir yapı olarak tanımlar ve bireysel işçinin işveren karşısındaki zayıf konumunu güçlendirmeyi hedefler. Bir sendikanın varlığından söz edebilmek için dört temel unsurun bir arada bulunması gerekir: En az yedi kurucunun varlığı, belirli bir işkolunda faaliyet gösterme zorunluluğu, tüzel kişiliğe sahip olma ve üyelerin ortak ekonomik/sosyal çıkarlarını koruma amacı.
Toplu iş sözleşmesi (TİS), işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında akdedilen, çalışma ilişkilerinin temel kurallarını belirleyen kolektif bir hukuki araçtır. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca bu sözleşme; iş sözleşmesinin yapılması, içeriği ve sona ermesine dair hususları düzenler. Bireysel iş sözleşmesinden farkı, tek bir işçi ile işveren arasındaki ilişkiyi değil, geniş bir işçi kitlesini kapsayarak çalışma koşullarını kolektif düzeyde belirlemesidir.