Örgütsel davranış (ÖD), örgüt içindeki bireylerin ve grupların ne düşündüklerini, hissettiklerini ve nasıl davrandıklarını sistematik bir şekilde inceleyen disiplinler arası bir alandır. Bu alan, sadece bireysel davranışları değil, aynı zamanda bu davranışların örgüt yapısı, yönetim biçimi ve dış çevre ile olan etkileşimini de ele alır. ÖD'nin temel amacı, örgütsel ortamda insan davranışlarını anlamak, tahmin etmek ve yönetmektir.
Bireysel farklılıklar, insanların düşünme, hissetme ve davranış biçimlerindeki değişkenlikleri ifade eder. Örgütlerde bu farklılıkları anlamak, çalışan davranışlarını tahmin etmek ve verimli takımlar oluşturmak için kritiktir. İki insan birbirinin aynısı olmasa da, davranışsal eğilimlerin benzeştiği noktalar örgütsel davranışın çalışma alanını oluşturur.
Duygular, bireyin karşılaştığı çeşitli içsel veya dışsal uyarıcılara karşı verdiği fizyolojik, davranışsal ve psikolojik tepkiler bütünüdür. Bir duygunun ortaya çıkabilmesi için mutlaka bir uyarıcıya (kişi, olay, nesne) ihtiyaç vardır. Ancak sadece uyarıcının varlığı yeterli değildir; bireyin bilişsel süreçleri olan anlama, düşünme ve yorumlama yetenekleri devreye girerek uyarıcıyı anlamlandırır.
Tutum, bireyin belirli bir psikolojik objeye karşı geliştirdiği, duygu, düşünce ve davranışlarına yön veren, bireye atfedilen bir eğilimdir. Bu eğilim doğrudan gözlemlenemez; ancak bireyin sergilediği davranışların yorumlanmasıyla hakkında fikir sahibi olunabilir. Tutumlar, bireyi davranışa hazırlayan temel öncüllerdir ve davranışın gerisinde yer alarak onu şekillendirme gücüne sahiptir.
Algılama, bireylerin çevrelerini anlamlandırmak amacıyla beş duyu organı aracılığıyla gelen bilgileri seçme, organize etme, yorumlama ve bu bilgilere tepki verme sürecidir. İnsanlar, çevreden gelen sınırsız uyarıcı arasından kendi kişiliklerine, inançlarına, beklentilerine ve ihtiyaçlarına göre bir seçim yaparlar. Bu süreç, bireyin nesnelere, olaylara veya diğer insanlara karşı geliştirdiği tutum ve davranışların temelini oluşturur.
Öğrenme, davranışta veya davranışsal potansiyelde nispeten kalıcı değişimlere yol açan bilgi, beceri ve değerlerin elde edilme sürecidir. Bir sürecin öğrenme olarak kabul edilebilmesi için iki temel şart vardır: Birincisi, edinilen bilginin bireyin davranışına yansıması; ikincisi ise bu değişimin geçici değil, kalıcı olmasıdır. Yorgunluk, alkol veya geçici motivasyonel durumlar nedeniyle oluşan anlık değişimler öğrenme kapsamında değerlendirilmez.
Motivasyon, Latince 'hareket etmek' anlamına gelen 'movere' kökünden türetilmiştir. En temel tanımıyla motivasyon, bir veya birden fazla bireyi belirli bir amaca doğru sürekli bir şekilde harekete geçirmek için yapılan çabaların toplamıdır. Yöneticiler için motivasyon, insanları örgüt amaçları doğrultusunda isteyerek çalıştırma sanatıdır; çünkü yöneticinin temel çalışma aracı psikososyal bir varlık olan insandır.
Grup, ortak amaçlar doğrultusunda bir araya gelen, belirli kurallara göre etkileşimde bulunan ve en az iki kişiden oluşan bireyler topluluğudur. Bireylerin sosyalleşme ihtiyacını karşılayan bu yapılar, örgütsel davranışın en temel inceleme alanlarından biridir çünkü grup dinamikleri bireysel davranışları doğrudan şekillendirir. Örgütsel bağlamda gruplar temel olarak biçimsel (formel) ve biçimsel olmayan (informel) olarak ikiye ayrılır.
Liderlik, en temel tanımıyla bir amaca yönelik olarak diğerlerini etkileyen ve yönlendiren kişi olma sürecidir. Lider, sadece bir pozisyona atanmış kişi değil, izleyenleri üzerinde etki ve nüfuz kurabilen, onlara rehberlik eden kimsedir. Liderliğin özünde, grup üyelerinin potansiyellerini açığa çıkarma ve ortak hedeflere ulaşma amacı yatar.
Örgütler, görünürdeki resmi kuralların ötesinde, perde arkasında işleyen etkileşimler, güç mücadeleleri ve siyasal manevralarla şekillenir. Sosyal etki, başkalarının tutum ve davranışlarını etkileme çabası olarak tüm sosyal ortamlarda olduğu gibi örgütlerde de temel bir dinamiktir. Kaynakların kıt olduğu bir ortamda, bireylerin ve grupların kendi amaçlarını gerçekleştirme arzusu, örgütsel yaşamı doğal bir güç mücadelesine dönüştürür.
Örgütlerde üretkenlik yanlısı davranışlar, çalışanların biçimsel bir ödül veya karşılık beklemeden, tamamen gönüllü bir şekilde örgütün işleyişine katkıda bulunmak ve iş arkadaşlarının performansını artırmak amacıyla sergiledikleri davranışlardır. Bu davranışlar, örgüt ile birey arasındaki iş birliğinin en somut göstergesidir. Bu tür davranışların sergilendiği ortamlarda verimlilik ve etkinlik artar, sosyal ilişkiler güçlenir ve bilgi akışı daha sağlıklı bir yapıya kavuşur.
Çatışma, örgütsel davranışın en temel konularından biri olup, iki veya daha fazla tarafın çıkarlarıyla ilgili herhangi bir konuda anlaşmazlık, uyumsuzluk ve çekişme yaşaması durumudur. Bu olgu, tarafların diğer tarafın görüş, düşünce ve beklentilerine muhalif olduğunu algılamasıyla ortaya çıkar. Örgütler, bireylerin farklı yetenek ve gayretlerini birleştirerek ortak amaçlara ulaşmaya çalıştığı yapılar olduğundan, çatışma aslında birlikte çalışmanın doğal bir sonucudur.
Örgüt kültürü, bir örgütü diğerlerinden ayıran, üyeler tarafından paylaşılan inançlar, değerler, normlar ve davranış standartlarından oluşan bir sistemdir. Bu sistem, çalışanların olayları algılama, değerlendirme ve tepki verme biçimlerini şekillendirerek örgütsel davranışları yönlendirir. Kültür, örgüt üyelerinin işleri nasıl yapacakları, kararları nasıl alacakları ve dış çevreye nasıl uyum sağlayacakları konusunda ortak bir zemin oluşturur.
Günümüz dünyasında değişim, bireyler ve kurumlar için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Teknolojik ilerlemeler, küreselleşme ve bilgi iletişim olanaklarının artışı, örgütleri sürekli bir uyum arayışına itmektedir. Değişime uyum sağlayamayan örgütler, tarihin tozlu raflarına karışma riskiyle karşı karşıyadır.