İlk yardım, herhangi bir kaza veya yaşamı tehlikeye düşüren durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması ya da durumun kötüye gitmesini önlemek amacıyla olay yerinde, tıbbi araç gereç aranmaksızın, mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamalardır. Bu süreçte müdahaleyi gerçekleştiren ve bu konuda özel eğitim alarak belgelendirilmiş kişilere ise ilk yardımcı adı verilmektedir. İlk yardımın temel amaçları; hayati tehlikenin ortadan kaldırılması, yaşamsal fonksiyonların sürdürülmesinin sağlanması, hasta ya da yaralının durumunun kötüleşmesinin önlenmesi ve iyileşmenin kolaylaştırılmasıdır.
Acil tıp ise, ilk yardım aşamasından sonra başlayan, hastanelerin acil servislerinde veya hastane öncesi profesyonel ekiplerce yürütülen, uzmanlık gerektiren tıbbi müdahale sürecidir. Acil tıp uzmanları, öngörülemeyen ve ani gelişen hastalık veya yaralanma durumlarında hastaları değerlendirmek, tanı koymak, akut tedavilerini başlatmak ve stabilizasyonlarını sağlamakla yükümlüdür. Bu iki disiplin, birbirini takip eden kesintisiz bir kurtarma zinciri oluşturduğundan, tıbbi terminolojide ve uygulamada bir bütün olarak ele alınır.
Sağlık çalışanları ile ilk yardımcılar arasındaki koordinasyonun ve hastane içi/dışı birimlerin entegrasyonunun sağlanabilmesi için ortak bir tıbbi dilin kullanılması hayati önem taşır. Bu doğrultuda, acil servislerde hastaların durumlarının ciddiyetine göre sınıflandırılması amacıyla triaj sistemi uygulanır. Triaj sisteminde hastalar durumlarına göre yeşil alan (hafif vakalar), sarı alan (bekleyebilecek orta derece vakalar) ve kırmızı alan (hayatı tehdit eden acil vakalar) olmak üzere üç ana gruba ayrılarak tedaviye alınırlar.
Kanamalarda ilk yardım uygulanırken kanamanın türüne (arter, ven veya kılcal damar) göre hareket edilir. Arter kanamalarında fışkırır tarzda ve açık renkli kan akışı olduğundan, kanayan yerin üzerine veya en yakın arter bölgesine doğrudan bası uygulanmalıdır. Dokularda kalıcı hasar ve nekroz oluşmasını engellemek amacıyla uzun süreli turnike uygulamalarından kaçınılmalıdır. Dış kanamalarda kanayan bölge kalp seviyesinden yukarı kaldırılmalı ve hastaya şok pozisyonu verilmelidir. İç kanama şüphesinde ise hastanın üzeri örtülerek sıcak tutulmalı, ayakları 30 cm yukarı kaldırılmalı ve hızla sevk edilmelidir.
Yanık vakalarında ilk yardımın temel amacı ısı artışını durdurmak ve doku hasarını sınırlandırmaktır. Isı yanıklarında yanan bölge giysilerden arındırılarak en az 20 dakika boyunca tazyiksiz çeşme suyu altında tutulmalıdır. Ödem oluşma ihtimaline karşı yüzük, bilezik ve saat gibi aksesuarlar hızla çıkarılmalıdır. Kimyasal yanıklarda bölge en az 15-20 dakika bol suyla yıkanırken, elektrik yanıklarında öncelikle akım kesilmeli, kesinlikle su ile müdahale edilmemeli ve kuru tahta veya ip gibi yalıtkan malzemelerle temas sonlandırılmalıdır.
Kırık, çıkık ve burkulmalarda hasarlı bölgenin tespiti ve hareketsizleştirilmesi esastır. Kırık şüphesinde bölge, bir üst ve bir alt eklemi de içine alacak şekilde sert malzemelerle (atel, tahta, karton) tespit edilmelidir. Tespit sırasında parmaklar açıkta bırakılarak renk, sıcaklık ve duyarlılık kontrolleri yapılmalıdır. Çıkıklarda eklem yüzeyleri kalıcı olarak ayrıldığından, çıkık bölge kesinlikle yerine oturtulmaya çalışılmamalı, bulunduğu pozisyonda sabitlenerek sevk edilmelidir. Burkulmalarda ise eklem yüzeylerinin anlık ayrılması söz konusu olup yine tespit ve istirahat uygulanır.
Bilinç bozukluklarında ilk değerlendirme hastanın yaşam bulgularının (dolaşım, havayolu, solunum - CAB) kontrol edilmesiyle başlar. Bilinci kapalı ancak solunumu olan hastaya hızla koma pozisyonu verilerek havayolu açıklığı korunur. Konvülziyon (havale/nöbet) durumlarında ise sinir sistemindeki elektriksel boşalmalar söz konusudur. Çocuklarda yüksek ateşe bağlı gelişen havalelerde hasta ıslak çarşafa sarılmalı veya oda sıcaklığında duşa sokulmalıdır. Epilepsi (sara) nöbetlerinde ise hasta bağlanmamalı, kilitlenen çene açılmaya çalışılmamalı, ağzına cisim sokulmamalı ve sadece başının altına yumuşak bir malzeme konularak kendini yaralaması önlenmelidir.
Hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) durumunda hastanın bilinci yerindeyse ve yutabiliyorsa şekerli içecekler veya şeker verilmelidir. Hipoglisemide fazla şekerin zararı yokken, eksikliği beyin hasarına yol açabileceğinden hayati önem taşır. Bilinç kapalıysa kesinlikle ağızdan bir şey verilmemeli, koma pozisyonu alınarak tıbbi yardım beklenmelidir.
Zehirlenmelerde temel ilke, zehirli maddenin vücuda giriş yoluna göre temasın sonlandırılması ve uzaklaştırılmasıdır. Sindirim yolu zehirlenmelerinde ağız bol suyla çalkalanmalıdır. Ancak çamaşır suyu, tuz ruhu veya asit gibi aşırı tahriş edici (korozif) maddeler içilmişse, yemek borusu ve ağızda tekrar hasar oluşturmamak için hasta kesinlikle kusturulmamalıdır. Solunum yolu zehirlenmelerinde ise hasta derhal temiz havaya çıkarılmalı veya ortam havalandırılmalıdır.
Acil tıp, beklenmedik sağlık sorunları ve yaralanmalarda hastaların ilk değerlendirmesini, stabilizasyonunu ve akut tedavisini üstlenen bağımsız bir uzmanlık dalıdır. Dünyada acil tıp uygulamaları ilk olarak 1968 yılında başlamış, 1972 yılında İngiltere'de, 1979 yılında ise Amerika Birleşik Devletleri'nde resmi bir uzmanlık dalı olarak kabul edilmiştir.
Türkiye'de acil tıp uzmanlığının resmiyet kazanması 30 Nisan 1993 tarihli ve 21567 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tıpta Uzmanlık Tüzüğü ile gerçekleşmiştir. İlk kurulduğu dönemde "İlk ve Acil Yardım" adı altında 3 yıllık bir eğitim süresi öngörülmüştür. Zaman içerisinde gelişen tıp teknolojisi ve artan gereksinimler doğrultusunda, uzmanlık eğitimi süresi 2002 yılında 5 yıla çıkarılmış, günümüzde ise 4 yıl olarak revize edilerek sürdürülmektedir.
Acil tıp uzmanları, sadece hastane acil servislerindeki kritik süreçleri yönetmekle kalmaz, aynı zamanda afet planlamaları, hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinin organizasyonu, triaj protokollerinin belirlenmesi ve çoklu yaralanmalarda multidisipliner koordinasyonun sağlanması gibi geniş bir yelpazede liderlik rolü üstlenirler.