← Ünite 13

Ünite 13: Sosyal Güvenlik Mevzuatı — Konu Anlatımı

1Sosyal Güvenlik Sisteminin Doğuşu ve Tarihsel Gelişimi

Sosyal güvenlik, tarihsel olarak sanayi devrimi sonrasında ortaya çıkan kapitalist üretim ilişkileri ve buna bağlı derin eşitsizliklerin giderilmesi amacıyla kurulmuş çok boyutlu bir sistemdir. Sanayileşme öncesi geleneksel toplumlarda bireyler, karşılaşabilecekleri risklere karşı kişisel tasarruflar, aile içi dayanışma, dini kurumlar ve yardımlaşma sandıkları aracılığıyla korunmaya çalışmaktaydı. Ancak sanayi devrimi ile birlikte üretim ve bölüşüm ilişkileri kökten değişmiş, toplum sermaye sahipleri ve yalnızca emek gücüne sahip olan işçiler olarak iki sınıfa bölünmüştür. İşçilerin maruz kaldığı ağır çalışma koşulları, güvencesizlik, iş kazaları ve meslek hastalıkları gibi riskler, kamusal bir koruma mekanizmasının kurulmasını zorunlu kılmıştır.

Sistemin tarihsel gelişimindeki ilk önemli dönemeç, 1793 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ile kamusal yardımların devletin bir yükümlülüğü olduğunun ilan edilmesidir. Ardından İngiltere'de feodalizmin çözülmesi ve derinleşen yoksulluk sorunlarına karşı toplumsal düzeni korumak amacıyla 1834 yılında Yeni Yoksulluk Yasası yürürlüğe konulmuştur. Sosyal güvenliğin kurumsallaşmasında asıl büyük adım ise Almanya'da atılmıştır. Alman Başbakanı Otto von Bismarck öncülüğünde 1871 yılından itibaren demiryolu, maden ve fabrikalarda doğacak kaza ve ölümlere karşı işveren yükümlülükleri düzenlenmiş ve literatüre 'Bismarck Modeli' olarak geçen ilk devlet sigortası sistemi kurulmuştur. Bu modeli, İngiltere'de William Beveridge tarafından hazırlanan ve yoksulluğu kapsamlı bir sosyal güvenlik sistemiyle çözmeyi hedefleyen 'Beveridge Raporu' (Beveridge Modeli) izlemiştir.

20. yüzyılda yaşanan 1929 Ekonomik Buhranı, sosyal güvenlik sistemlerinin yasal güvencelere kavuşturulmasında hızlandırıcı bir rol oynamıştır. Amerika Birleşik Devletleri, krizin yarattığı ağır tahribatı önlemek amacıyla 1935 yılında Sosyal Güvenlik Yasası'nı yürürlüğe koyarak çağdaş anlamda ilk yasal düzenlemeyi gerçekleştirmiştir. Uluslararası alanda ise 1941 Atlantik Paktı, 1944 Philadelphia Bildirgesi ve özellikle 1948 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi (İHEB) sosyal güvenliği temel bir insan hakkı olarak tanımlamıştır. İHEB'in 22. ve 25. maddeleri ile 1976 tarihli BM Ekonomik, Sosyal, Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 9. maddesi, devletlerin herkese sosyal güvenlik hakkı sağlama yükümlülüğünü uluslararası hukuk güvencesi altına almıştır.

2Türkiye'de Sosyal Güvenliğin Tarihsel Gelişimi ve Kurumsallaşma

Türkiye'de sosyal güvenlik hakkının gelişimi, Batı ülkelerindeki gibi kitlesel işçi hareketlerinden ziyade Tanzimat Dönemi ile başlayan toplumsal, ekonomik ve idari modernleşme arayışlarına dayanmaktadır. Osmanlı döneminde sosyal koruma işlevi aile, vakıflar, 13. yüzyılda kurulan ahilik teşkilatı ve 15. yüzyıldan itibaren gelişen loncalar tarafından yerine getirilmiştir. Modern anlamda ilk emeklilik uygulaması ise Osmanlı ordusunun öncülüğünde 1865 yılında kurulan Askerî Tekaüd Sandığı ile hayata geçirilmiştir. Bu sandıkla birlikte emeklilik için ilk kez prim ödeme ve hizmet süresi koşulları getirilmiş, hayatını kaybeden askerlerin ailelerine maaş hakkı tanınmıştır. Ayrıca 1869 tarihli Maadin Nizamnamesi ile maden işçilerinin iş kazalarına karşı korunması ve işverenlerin tazminat ödemesi düzenlenmiştir.

Cumhuriyetin ilanından sonra sosyal güvenlik alanında yasal ve kurumsal adımlar hız kazanmıştır. 1923 yılında Zonguldak ve Ereğli havzasındaki maden işçileri için kurulan Amele Birliği İhtiyat ve Teavün Sandığı bu dönemin en önemli yardımlaşma sandığı örneğidir. 1924 Anayasası'nda eğitimin parasız olmasına yönelik hükümler yer almış; Borçlar Kanunu (1926), Umumi Hıfzıssıhha Kanunu (1930) ve İş Kanunu (1936) ile çalışanların korunmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Sosyal sigortalara ilişkin ilk müstakil yasa olan İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu 1945 yılında çıkarılmış, aynı yıl İşçi Sigortaları Kurumu kurulmuştur. Bunu 1949 tarihli İhtiyarlık Sigortası Kanunu ile Emekli Sandığı'nın kuruluşu izlemiştir.

1961 Anayasası'nın 48. maddesi, sosyal güvenliği açıkça devletin bir ödevi ve herkesin hakkı olarak tanımlayarak yeni bir dönemi başlatmıştır. Bu doğrultuda 1964 yılında Sosyal Sigortalar Kanunu çıkarılarak dağınık sigorta kolları Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) altında birleştirilmiştir. 1971 yılında ise esnaf ve bağımsız çalışanlar için Bağ-Kur kurulmuştur. Böylece Türkiye'de memur (Emekli Sandığı), işçi (SSK) ve esnaf (Bağ-Kur) ayrımına dayalı parçalı bir kurumsal yapı ortaya çıkmıştır. Bu parçalı yapı, 2006 yılında çıkarılan Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ve 2008 yılında yürürlüğe giren Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile tek bir çatı (SGK) altında birleştirilerek norm ve standart birliği sağlanmıştır.

3Sosyal Güvenliğin Araçları: Sosyal Sigortalar, Sosyal Hizmetler ve Sosyal Yardımlar

Modern sosyal güvenlik sistemleri, sosyal risklerin yönetilmesinde primli rejimi temsil eden sosyal sigortalar ile primsiz rejimi temsil eden sosyal hizmetler ve sosyal yardımlardan oluşan bütüncül bir mekanizmadır. Sosyal sigortalar; zorunlu katılım, prim ödeme ve sigortacılık esaslarına dayanır. Aktif sigortalılar sisteme prim ödeyerek katkı sunarken, pasif sigortalılar sistemden emekli aylığı, malullük aylığı veya iş göremezlik geliri gibi ödemeler almaktadır. Sosyal sigorta kolları kısa vadeli (iş kazası, meslek hastalığı, hastalık, analık) ve uzun vadeli (malullük, yaşlılık, ölüm) olmak üzere ikiye ayrılır. Ayrıca genel sağlık sigortası (GSS) ile tüm vatandaşların sağlık hizmetlerine, ilaç ve tıbbi malzemelere erişimi güvence altına alınmaktadır.

Sosyal hizmetler; kişi ve ailelerin kendi kontrolleri dışında oluşan maddi, manevi ve sosyal yoksunluklarının giderilmesini, sosyal sorunlarının önlenmesini ve yaşam standartlarının yükseltilmesini amaçlayan sistemli ve programlı hizmetler bütünüdür. Sosyal hizmetler, hak temelli bir yaklaşımla özellikle yaşlılar, engelliler, kadınlar, çocuklar ve yoksullar gibi özel gereksinim gruplarına yönelik psikososyal destek ve bakım hizmetlerini içerir. Sosyal yardımlar ise, herhangi bir prim ödeme koşuluna bağlı olmaksızın, tamamen kamu bütçesinden (vergilerle) finanse edilen ve muhtaç durumdaki bireylere sunulan ayni veya nakdi transferlerdir. Sosyal yardımlar, toplumsal dayanışma ilkesi gereğince yoksulluk riski altındaki hanelerin asgari yaşam standardını korumayı hedefler.

Türkiye'de sosyal güvenliğin araçlarının yürütülmesinde kurumsal bir iş bölümü mevcuttur. Primli rejim olan sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası hizmetleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na bağlı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yürütülürken; primsiz rejim olan sosyal hizmetler ve sosyal yardımlar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (ASHB) ile her il ve ilçede kurulu bulunan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma (SYD) Vakıfları aracılığıyla koordine edilmektedir. Bu bütüncül yapı, bireylerin hem çalışma yaşamı boyunca karşılaşabilecekleri risklere karşı korunmasını hem de çalışma gücü olmayan veya yoksulluk sınırının altında kalan kesimlerin insani yaşam koşullarına kavuşturulmasını sağlar.

4Sistemin Kurumsal Yapısı ve Sosyal Yardım Programları

Türkiye'de sosyal güvenlik sisteminin kurumsal omurgasını Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı oluşturmaktadır. SGK, 2006 reformu ile SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'nın birleştirilmesiyle kurulmuş olup, tüm sigortalıların hak ve yükümlülüklerini eşitlik ilkesi temelinde yönetmektedir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ise sosyal hizmetler ve yardımlara ilişkin ulusal politika ve stratejileri geliştirmek, uygulamak ve izlemekle görevlidir. Bakanlık bünyesinde yer alan Çocuk Hizmetleri, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri, Kadının Statüsü, Şehit Yakınları ve Gaziler ile Sosyal Yardımlar Genel Müdürlükleri kendi alanlarında uzmanlaşmış hizmet modelleri sunmaktadır.

Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü, yoksullukla mücadelede çok çeşitli tematik yardım programları yürütmektedir. Bu yardımlar aile, barınma-gıda, engelli-yaşlı, eğitim ve sağlık olmak üzere beş ana başlık altında toplanan 44 farklı programdan oluşmaktadır. Eşi vefat etmiş kadınlara yönelik düzenli nakit yardımlar, öksüz ve yetim yardımları, elektrik ve doğalgaz tüketim destekleri, çoklu doğum yardımları ve kronik hastalık yardımları bu programların en somut örnekleridir. Ayrıca dezavantajlı bölgelerdeki kadınların mesleki ve kişisel gelişimlerini desteklemek amacıyla Aile Destek Merkezleri (ADEM) ile Roman vatandaşların yoğun yaşadığı bölgelerde Sosyal Dayanışma Merkezleri (SODAM) faaliyet göstermektedir.

Sosyal yardımların yereldeki uygulayıcıları ise Türkiye genelinde 1.003 adet bulunan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma (SYD) Vakıflarıdır. Bu vakıflar, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olup mülki idare amirleri (vali/kaymakam) başkanlığındaki Mütevelli Heyetleri tarafından yönetilir. Mütevelli heyetlerinde yerel kurum müdürlerinin yanı sıra muhtarlar ve sivil toplum temsilcileri de yer alır. Vakıflar, ihtiyaç sahiplerinin başvurularını değerlendirerek muhtaçlık kararlarını alır ve yardımların adil bir şekilde dağıtılmasını sağlar. Tüm bu süreçler, kamu kurumları arasında veri entegrasyonu sağlayan ve başvurudan ödemeye kadar tüm aşamaları elektronik ortamda yöneten 'Bütünleşik Sosyal Yardım Bilgi Sistemi' üzerinden şeffaf bir şekilde yürütülmektedir.

5İş Yaşamında Dijitalleşme ve E-SGK Uygulamaları

Dijitalleşme, fiziksel verilerin sayısallaştırılması ve iş süreçlerinin dijital alana aktarılmasıyla iş yaşamını, iş akitlerini, işyeri kavramını ve sosyal güvenlik sistemlerini kökten dönüştürmektedir. İnternet ve akıllı teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte geleneksel hizmet sunum modelleri yerini çevrimiçi, hızlı ve kesintisiz dijital platformlara bırakmıştır. Bu süreçte dijital dünyaya doğan 'dijital yerliler' ile teknolojiyle sonradan tanışan 'dijital göçmenler' arasındaki geçiş, kamu kurumlarının da hizmet sunum paradigmalarını değiştirmesini zorunlu kılmıştır. Türkiye, sosyal güvenlik hizmetlerinin dijitalleştirilmesi konusunda dünyada öncü yatırımlar yapan ülkelerden biridir.

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından geliştirilen E-SGK uygulamaları; sigortalılar, emekliler, işverenler, hastaneler ve eczaneler gibi tüm paydaşlara yaklaşık 5.400 iç ve dış uygulama ile 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet sunmaktadır. Vatandaşlar artık kurumlara gitmeden, tek bir dokunuşla e-devlet kapısı üzerinden emeklilik talebinde bulunabilmekte, hizmet dökümlerini sorgulayabilmekte ve hak sahipliği işlemlerini gerçekleştirebilmektedir. Sağlık alanında geliştirilen ve kısaca 'Medula' (Medikal Ulak) olarak bilinen sistem; hastane, eczane, optik ve şahıs ödemeleri entegrasyonu ile sağlık hizmetlerinin finansmanını ve veri akışını anlık olarak yönetmektedir.

Dijitalleşme süreci yalnızca sosyal sigorta işlemleriyle sınırlı kalmayıp, sosyal yardım ve sosyal hizmetler alanına da yansımıştır. SYD Vakıfları tarafından kullanılan Bütünleşik Sosyal Yardım Bilgi Sistemi, vatandaşların gelir testlerini ve muhtaçlık durumlarını diğer kamu kurumlarının veri tabanlarıyla entegre bir şekilde saniyeler içinde sorgulayabilmektedir. Gelecek dönemde yapay zeka tabanlı teknolojilerin sisteme entegre edilmesiyle, sosyal güvenlik ve yardım hizmetlerinin çok daha proaktif, adil ve suistimalleri önleyici bir yapıya kavuşturulması hedeflenmektedir. Türkiye, bu başarılı dijital dönüşüm projeleriyle 2024 yılında Uluslararası Sosyal Güvenlik Teşkilatı (ISSA) nezdinde 10 ayrı alanda ödül kazanarak başarısını tescillemiştir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250