MÖ 4. ve 5. yüzyıl Atina'sında toplum; aristokratlar, halk sınıfı, yabancılar ve köleler şeklinde keskin bir sosyal tabakalaşmaya sahip olup, kölelik kurumu dönemin filozofları tarafından meşru kabul edilmiştir.
Ephesoslu (Efesli) filozof Herakleitos, evrendeki sürekli oluşu ve değişimi yöneten, karşıtların birliğini sağlayan ilkeyi 'logos' olarak adlandırmış ve insanın logosun sesine kulak vermesi gerektiğini savunmuştur.
Demokritos, insanın kendini hak, hukuk ve yasalara uygun davranmaya zorlaması gerektiğini, devlet yönetiminde adaletin en öncelikli unsur olduğunu ve yasamanın amacının toplum refahı olduğunu belirtmiştir.
Sofist Antiphon, insanların doğadan gelen tam bir eşitliğe sahip olduğunu (Yunanlı ve Barbar ayrımı olmaksızın), insanların koyduğu pozitif yasaların ise doğaya aykırı olabildiğini savunarak ilk doğal hukuk eleştirilerinden birini yapmıştır.
Aristoteles devletleri yönetim şekline göre üçe ayırmış; doğru biçimler olarak monarşi, aristokrasi ve politeia'yı, bunların yozlaşmış biçimleri olarak ise tiranlık, oligarşi ve demokrasiyi göstermiştir.
MÖ 399 yılında Atina'da gençlerin ahlakını bozmak ve yeni tanrılar türetmek suçlamalarıyla yargılanan Sokrates, felsefi ilkelerinden ödün vermeyerek zehirli baldırıkan içmeye mahkûm edilmiş ve ölüme yürümüştür.