Enfeksiyon önleme ve kontrol, hastalara ve sağlık çalışanlarına enfeksiyonun neden olduğu zararları engellemek amacıyla geliştirilmiş bilimsel bir yaklaşım ve pratik bir çözümdür. Bu disiplin; bulaşıcı hastalıklara, epidemiyolojiye, sosyal bilimlere ve sağlık sisteminin güçlendirilmesine dayanmaktadır. Günümüzde hiçbir ülkedeki sağlık hizmeti tesisi, sağlık hizmeti ile ilişkili enfeksiyon problemlerinden tamamen arınmış olduğunu iddia edemez. Bu durum, enfeksiyon önleme programlarının ulusal ve kurumsal düzeyde yapılandırılmasını zorunlu kılmaktadır.
Mikroorganizmalar doğada, havada, suda, derimizde ve dokunduğumuz her yüzeyde doğal olarak bulunurlar. Vücudumuzdaki mikroorganizmaların hepsi zararlı değildir; örneğin bağırsaklarımızda K vitamini sentezleyen bakteriler gibi yararlı olanlar da mevcuttur. Hastalık yapma yeteneği olan mikroorganizmalara patojen, normal koşullarda hastalık oluşturmayanlara ise nonpatojen adı verilir. Enfeksiyon, patojen mikroorganizmaların vücuda girip yerleşmesi, çoğalması ve hastalık tablosu meydana getirmesi sürecidir.
Sağlık bakım ortamlarında gerçekleştirilen tanı ve tedaviye yönelik girişimler yüksek enfeksiyon riski taşır. Enfeksiyon kontrol uygulamaları, bu ortamlarda kaynakları yok ederek veya kontrol altına alarak güvenli bir çevre oluşturmayı hedefler. Sadece sağlık çalışanlarının önlem alması yeterli olmayıp; hastaların ve ailelerinin de enfeksiyon kaynaklarının farkında olmaları ve korunma yöntemleri konusunda eğitilmeleri gerekmektedir.
Enfeksiyonun oluşabilmesi için altı halkadan oluşan enfeksiyon zincirinin eksiksiz tamamlanması gerekir. Bu zincirin ilk halkası enfeksiyon etkenidir (ajanı). Bakteri, virüs, mantar veya parazit olabilen etkenin hastalık oluşturma potansiyeli; mikroorganizmanın sayısına, virulansına (hastalık yapabilme kabiliyetine), bireyin vücut direncine ve temas süresine bağlıdır.
İkinci halka enfeksiyonun kaynağıdır (rezervuar). Mikroorganizmaların doğal olarak yaşayıp üredikleri insan, hayvan veya cansız nesneler (su, toprak) kaynak olabilir. Kaynakta enfeksiyon; organizmanın kendi florasındaki bakterilerin patojenleşmesiyle 'endojen' veya dışarıdan bulaşmayla 'eksojen' olarak gelişebilir. Üçüncü halka olan kaynaktan çıkış ise solunum, boşaltım, sindirim sistemleri veya bütünlüğü bozulmuş deri yoluyla gerçekleşir.
Dördüncü halka bulaşma yoludur; mikroorganizmalar doğrudan veya dolaylı yollarla taşınır. Bu süreçte vektörler (sinek, kene vb.) ve portörler (hastalık belirtisi göstermeden mikrobu yayanlar) rol oynar. Beşinci halka olan giriş kapısı genellikle çıkış kapılarıyla aynıdır. Son halka ise konakçıdır; vücut direnci düşük, kronik hastalığı olan, bağışıklığı yetersiz veya aşırı yorgun bireyler enfeksiyona en açık uygun konakçılardır.
Patojen mikroorganizmalar enfeksiyon zincirini tamamladığında, hedef dokuların besinlerini tüketerek, hücreleri tahrip eden toksinler üreterek veya savunma hücrelerini etkisizleştirerek enfeksiyonu başlatırlar. Bireyin patojenlere karşı gösterdiği her türlü direnç durumuna bağışıklık denir. Vücut direncinin düşmesiyle normalde zararsız olan floranın yol açtığı enfeksiyonlara ise fırsatçı enfeksiyon adı verilir.
Bağışıklık sistemi, spesifik ve spesifik olmayan savunma olmak üzere ikiye ayrılır. Spesifik savunma, yabancı etkenle karşılaştıktan sonra gelişen antikor temelli güçlü bir yetenektir. Spesifik olmayan savunma ise genel bariyerleri aşan patojenlere karşı devreye girer. Bu aşamada enflamasyon (iltihaplanma) gelişir; bölgede ısı artışı, ödem, kızarıklık ve ağrı oluşur. Fagosit hücreler bölgeye gelerek mikroorganizmaları fagositoz yoluyla yutar ve yok eder.
Vücudun en önemli doğal engellerinden biri normal floradır. Cilt, burun, ağız, vajina ve bağırsaklarda yaşayan bu yararlı bakteriler, patojenlerin besinlerini tüketerek onların üremesini engeller. Ayrıca bütünlüğü korunmuş, sağlam bir deri, insanların sahip olduğu en mükemmel mekanik savunma duvarıdır. Gözyaşı, salya ve prostatik sıvı gibi salgılar da içerdikleri asidite sayesinde mikroorganizmaları öldürücü etki gösterir.
Asepsi, patojen mikroorganizmaların ortamda bulunmaması durumudur. Tıbbi asepsi, mikroorganizmaların yayılmasını önleyen ve sayılarını azaltan işlemleri kapsarken; cerrahi asepsi (steril teknik), bir bölgedeki tüm mikroorganizmaların tamamen uzaklaştırılmasını hedefler. Antisepsi ise canlı dokular üzerindeki patojenlerin üremesini durdurma veya öldürme sürecidir ve bu amaçla kullanılan kimyasallara antiseptik denir.
Dezenfeksiyon, cansız maddeler üzerindeki patojen mikroorganizmaların öldürülmesi veya uzaklaştırılması işlemidir ancak bakteri sporlarını her zaman yok etmez. Bu amaçla kullanılan kimyasallara dezenfektan denir. Antiseptikler canlı dokularda kullanılırken, dezenfektanlar cansız yüzeylerde tercih edilir. Sanitasyon ise yüzeylerdeki mikroorganizma sayısını güvenli düzeylere indirme işlemidir.
Sterilizasyon, yüksek dirençli bakteri sporları dahil tüm mikroorganizmaları tamamen yok eden kesin bir işlemdir; bir madde ya sterildir ya da değildir. Bakteriostatik maddeler bakterilerin üremesini durdurup yavaşlatırken, bakterisid maddeler bakterileri öldürür fakat sporlarına etki edemez. Germisidler genel olarak mikroorganizmaları öldüren maddeleri, sporosidler ise en dirençli yapı olan sporları yok eden kimyasalları tanımlar.
Isı ile sterilizasyon, mikroorganizmaların proteinlerini denatüre ederek öldüren en sık, en ucuz ve en hızlı yöntemdir. Nemli ısı kapsamında kullanılan basınçlı buhar yöntemi, otoklav cihazı ile 100 °C'nin üzerindeki sıcaklıklarda gerçekleştirilir. Kaynatma yöntemi ise 100 °C'de 15 dakikada dezenfeksiyon sağlar ancak bakteri sporlarını öldüremediği için bir sterilizasyon yöntemi olarak kabul edilmez.
Kuru sıcak hava ile sterilizasyon, nem içermediği için daha yüksek ısı ve uzun süre gerektirir; bu işlem için kullanılan cihazlara Pasteur fırını denir. Pasteur fırınları metal aletleri aşındırmaz; cam, madeni aletler ve yağlar bu yöntemle steril edilir. Isıya duyarlı sıvı çözeltiler (serum, kan ürünleri, vitaminler) ise filtrasyon (süzme) yöntemiyle filtre edilerek mikroorganizmalardan arındırılır.
Işınlama yönteminde kullanılan Ultraviyole (UV) ışınları, direkt etkili olduğundan havayı ve yüzeyleri dezenfekte etmekte (ameliyathaneler vb.) kullanılır; ancak göz ve cilt irritasyonu yaptığından ortamda insan bulunmamalıdır. Gaz sterilizasyonunda ise ısıya ve neme duyarlı aletler için etilen oksit gazı tercih edilir. Etilen oksit, tüm bakteri sporlarını ve virüsleri yok edebilen ancak insanlar için toksik olan bir gazdır.
Kimyasal maddeler; hücre zarı lipidlerini bozarak, proteinleri veya DNA yapısını değiştirerek etki gösterirler. Dezenfektanlar etki düzeylerine göre yüksek, orta ve düşük seviyeli olarak sınıflandırılır. Yüksek seviyeli dezenfektanlar sporlar hariç tüm mikroorganizmaları 20 dakikada öldürürken, orta seviyeliler tüberküloz basiline 10 dakikada etki eder. Düşük seviyeliler ise sporlara ve tüberküloz basiline etkisizdir.
Alkol solüsyonları (%60-90'lık etil veya izopropil alkol) hem antiseptik hem dezenfektan olarak yaygın kullanılır; %70'lik alkol enjeksiyon öncesi cilt temizliğinde tercih edilir ancak proteinleri çökelttiği için açık yara ve mukozaya sürülmemelidir. Klorlu solüsyonlar (çamaşır suyu vb.) hızlı etki gösteren güçlü dezenfektanlardır; HBV ve HIV'e karşı çok etkilidir ancak metalleri paslandırır ve güneş ışığında bozulduğu için günlük taze hazırlanmalıdır.
İyot bileşiklerinden tentürdiyot deriyi tahriş ettiği için yerini daha az tahriş edici olan iyodoforlara (Polyvidon-İyot) bırakmıştır; bunlar cerrahi el ve cilt temizliğinde yaygın kullanılır. Klorheksidin ise gram pozitif ve negatif bakterilere etkili, toksisitesi düşük bir antiseptiktir. Glutaraldehit ve formaldehit yüksek düzey dezenfeksiyon ve kimyasal sterilizasyon sağlayan geniş spektrumlu maddelerdir.
Hastane enfeksiyonları, hastanın sağlık kuruluşuna başvurduğu sırada var olmayan veya kuluçka (inkübasyon) döneminde bulunmayan, hastanede yatış süresince veya taburcu olduktan sonra gelişen enfeksiyonlardır. Ülkemizde görülme oranı %1.0 ile %8.6 arasında değişmektedir. Bu enfeksiyonların kontrolü için verilerin sistematik olarak toplanması, analiz edilmesi ve yorumlanması sürecine sürveyans adı verilir.
Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi (CDC), önlemleri üç gruba ayırmıştır. Birinci grup önlemler kesinlikle uygulanması gereken en kritik adımlardır; el hijyeni, sterilizasyon, aseptik teknikler, dezenfeksiyon, tek kullanımlık malzeme ve antibiyotik kontrolünü içerir. İkinci grup önlemler personel eğitimi ve izolasyonu kapsar. Üçüncü grup önlemler ise yer-duvar dezenfeksiyonu ve çevresel kültürler gibi etkisi şüpheli, gerektiğinde uygulanan işlemlerdir.
El hijyeni, enfeksiyon kontrolünde en basit ve en etkili uygulamadır. Eller görünür şekilde kirli değilse alkol bazlı el antiseptikleri kullanılabilir; ancak vücut sıvılarıyla temas veya gözle görülür kirlenme varsa eller mutlaka su ve sabunla yıkanmalıdır. El yıkama çeşitleri; sosyal el yıkama, hijyenik el yıkama, el antisepsisi ve cerrahi el yıkama (en az 2-3 dakika süren) olarak gruplandırılır.
İzolasyon, hastalar ve sağlık çalışanları arasında bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önleyen bariyer yöntemidir. Standart önlemler; kan, tüm vücut sıvıları, mukoza ve bütünlüğü bozulmuş deriyle temasta hastanın tanısına bakılmaksızın eldiven, önlük, maske ve gözlük kullanılmasını gerektirir. Bulaşma yoluna yönelik önlemler ise temas, damlacık ve hava yolu önlemleri olarak üçe ayrılır.
Temas önlemlerinde özel oda, eldiven ve gömlek kullanımı gerekirken maske zorunlu değildir. Damlacık önlemlerinde yakın temasta maske takılması gerekir. Hava yolu önlemlerinde ise kapı kapalı tutulmalı, hava HEPA filtrelerle temizlenmeli ve tüberküloz gibi riskli hastalıklarda sağlık çalışanları mutlaka N-95 solunum maskesi kullanmalıdır. Galoş kullanımının ise hastane enfeksiyonlarını azalttığına dair bilimsel bir kanıt yoktur.
Enfeksiyon Kontrol Komitesi (EKK), hastanelerde enfeksiyon kontrol politikalarını geliştirmek ve günlük işleyişi yönetmekle sorumludur. Komite bünyesinde klinisyen hekim, enfeksiyon kontrol hemşiresi, mikrobiyolog, eczacı, farmakolog ve hastane yöneticisi gibi multidisipliner bir ekip yer alır. Komitenin odaklandığı dört ana alan; sürveyans, eğitim, antibiyotik kullanım politikaları ve dezenfeksiyon-sterilizasyon standartlarının belirlenmesidir.