Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
İnşaat işleri; ev, işyeri, fabrika, hastane, yol, köprü, tünel, stadyum, rıhtım ve havaalanı gibi her türlü yapının inşası, bakımı, onarımı, yenilenmesi, değiştirilmesi ve yıkılması faaliyetlerinin tamamını kapsar. Sektörün en belirgin özelliklerinden biri, çalışanların sabit bir işyerinde sürekli çalışmak yerine, sık sık iş değiştirmek zorunda kalmalarıdır. Genellikle her bir şantiyede çalışma süreleri birkaç hafta ile birkaç ay arasında değişir. Bu durum, hem çalışanlar hem de işverenler açısından kurumsal İSG kültürünün ve güvenlik algısının yerleşmesini zorlaştıran ciddi bir olumsuzluktur.
İnşaat çalışanları, mevsimsel ve çevresel koşullar nedeniyle yılın tamamını çalışarak geçiremezler. Bu süreksizliği ve gelir kaybını telafi etmek amacıyla, çalışabildikleri dönemlerde sıklıkla fazla mesai ve aşırı çalışma gibi zorlu koşullarla karşı karşıya kalırlar. Çoğu zaman kendi uzmanlık alanları dışındaki veya deneyimsiz oldukları işleri de yapmak zorunda kalabilirler. Normal şartlarda bir takım çalışması olması gereken inşaat süreçleri, bu istikrarsız istihdam yapısı ve değişken güvenlik algıları nedeniyle sağlık ve güvenlik açısından çok sayıda karmaşık riski beraberinde getirir.
Sektörün bir diğer ayırt edici özelliği, aynı şantiye alanında çok farklı meslek gruplarının eş zamanlı veya ardışık olarak bir arada çalışmasıdır. Kazan ustaları, marangozlar, elektrikçiler, asbest söküm çalışanları, sıvacılar, demir-çelik işçileri ve makine operatörleri gibi onlarca farklı uzmanlık grubu aynı ortamı paylaşır. Bu durum, bir çalışanın sadece kendi yaptığı işten değil, çevresindeki diğer çalışanların yürüttüğü faaliyetlerden (örneğin yan tarafta yapılan kaynak dumanından veya taş kesim tozundan) de doğrudan etkilenmesine yol açar.
Kimyasal zararlılar şantiyelerde genellikle gaz, toz, buhar ve duman şeklinde havada asılı halde bulunur ve solunum yoluyla vücuda alınır. Bazı kimyasallar ise doğrudan cilt yoluyla emilebilir veya su ve gıdalarla, hatta sigara kullanımı esnasında ağız yoluyla sindirim sistemine geçebilir. Kum püskürtme ve tünel işlerinde silikoz; izolasyon ve yıkım işlerinde asbestosis; kaynakçılıkta bronşit; çimento işlerinde cilt alerjileri; organik çözücü ve kurşun maruziyetinde ise sinir sistemi hastalıkları en belirgin kimyasal kaynaklı meslek hastalıklarıdır.
Fiziksel zararlılar her inşaat sahasında kaçınılmaz olarak mevcuttur. Gürültü, aşırı sıcak ve soğuk, radyasyon, vibrasyon ve barometrik basınç bu grubun temel unsurlarıdır. Sektörde makineleşme arttıkça gürültü ve titreşim sorunları da katlanarak büyümektedir. Havalı çekiç ve büyük iş makinelerini kullananlarda tüm vücut titreşimi ve el-kol titreşimi ciddi hasarlara yol açar. Çatı ustalarında güneş ve sıcak katran maruziyeti sıcak stresini tetiklerken; temel kazma ve tünel işlerinde yer altından sızan doğal radon gazı maruziyeti iyonize olmayan/iyonize radyasyon riskleri arasında yer alır.
Biyolojik zararlılar ise enfeksiyöz mikroorganizmalar, biyolojik kaynaklı toksik etkenler ve vahşi/zararlı hayvan saldırılarını kapsar. Özellikle kazı işlerinde çalışanlarda topraktan bulaşan histoplazmozis mantar enfeksiyonu görülebilir. Kapalı ve kalabalık şantiye ortamlarında grip ve tüberküloz gibi solunum yoluyla bulaşan hastalıklar yayılım gösterir. Sıtma, sarıhumma ve Lyme hastalığı gibi vektörlerle bulaşan enfeksiyonlar da açık alan çalışmalarında sıkça rapor edilir. Ayrıca arı, yılan ve böcek sokmaları ile zehirli bitkilerin (ısırgan, sarmaşık vb.) neden olduğu cilt tahrişleri biyolojik riskler arasındadır.
Gürültü, iç kulakta birikimsel hasara yol açan, rahatsız edici ve işitme sistemi için zararlı olan sestir. Gürültüye bağlı işitme kaybı sinsi bir şekilde, genellikle 10 yıldan az olmamak üzere uzun yıllar içinde gelişir. Hasarın boyutunu gürültünün yoğunluğu (desibel düzeyi), frekansı, maruziyet süresi ve kişisel duyarlılık belirler. Ani ve çok yüksek düzeydeki patlama veya çarpışma gibi sesler ise akustik travmaya yol açarak kulak zarında yırtılma ve kanamaya neden olabilir. Günde 8 saat boyunca sürekli 80 dB altındaki gürültü maruziyeti genellikle kalıcı hasar bırakmazken, 100 dB gürültüye sürekli maruziyet 20 yılda ortalama 14 dB işitme kaybına yol açar.
İnşaat şantiyelerindeki gürültü seviyeleri, sabit fabrikalardan farklı olarak açık havada, değişken rüzgar ve topografya koşullarında gerçekleşir. Ağır iş makineleri, kompresörler, jeneratörler ve el aletleri sürekli yer değiştirir ve gürültü seviyeleri anlık olarak dalgalanır. Örneğin, şantiyelerdeki pnömatik kırıcılar 106 dB, paletli kaya deliciler ise 113 dB gibi çok yüksek gürültü seviyelerine ulaşabilir. İşyerinde gürültünün yanı sıra titreşime veya ototoksik (kulağa zararlı) kimyasal maddelere maruz kalmak, işitme kaybının gelişimini ve şiddetini ciddi ölçüde hızlandırır.
Şantiyelerde gürültüyü kontrol altına almak, kiralık ekipman kullanımı ve alt yüklenici çeşitliliği nedeniyle zordur. Önleme stratejileri öncelikle yönetsel tedbirlere dayanır; gürültülü işlerin az sayıda çalışanın olduğu saatlerde yapılması veya kontrplak/plastik perdelerle izole edilmesi gerekir. Ekipman seçiminde elektrikli el aletleri, hidrolik kaya matkapları ve susturuculu şahmerdanlar tercih edilmelidir. Bu önlemlerin yetersiz kaldığı durumlarda işveren, uygun kişisel koruyucu donanımı (KKD) sağlamak ve kullanımını denetlemekle yükümlüdür. Ayrıca periyodik odyometrik testlerle erken dönemde işitme kaybı saptanan çalışanlar gürültülü ortamlardan uzaklaştırılmalıdır.
Titreşim maruziyeti, genellikle 8 saatlik bir çalışma süresi boyunca m/sn² cinsinden ölçülen ortalama değerle ifade edilir. Titreşim, tüm vücut titreşimi (TVT) ve el-kol titreşimi (EKT) olmak üzere ikiye ayrılır. İnşaat sektöründe sıkça görülen beyaz parmak hastalığı (El-Kol Titreşimi Sendromu - EKTS), döner ve darbeli el aletlerinin (beton kırıcılar, kompaktörler, taşlama makineleri, yontma çekiçleri vb.) uzun süreli kullanımı sonucu gelişir. Darbeli aletlerle günde 15 dakikadan, döner aletlerle ise günde 1 saatten fazla çalışanlar çok ciddi risk altındadır.
Beyaz parmak hastalığı; el ve parmaklardaki damarların, sinirlerin, kas ve eklemlerin hasar görmesiyle ortaya çıkan, ağrılı ve iş göremezliğe yol açan kronik bir rahatsızlıktır. Hastalığın nöbetlerini tetikleyen en önemli dış etken soğuk hava veya soğuk nesnelerle temastır. İlk aşamalarda parmaklarda geçici hissizlik ve karıncalanma görülürken, ilerleyen aşamalarda parmak uçları beyazlaşmaya başlar. Başparmak genellikle bu durumdan en son etkilenen parmaktır. Birden fazla parmak beyazladığında hastalık geri döndürülemez (kronik) aşamaya gelmiş demektir.
İleri vakalarda hastalar parmaklarındaki ince dokunma duyusunu tamamen kaybederler; düğme iliklemek, bozuk para tutmak veya iğne iplik kullanmak gibi günlük işleri yapamaz hale gelirler. Korunma yollarının başında, çalışanlara doğru kullanım eğitimi verilmesi ve çalışmanın istirahat aralarıyla bölünmesi gelir. Titreşimi düşük aletler seçilmeli, aletlerin bakımları düzenli yapılmalı ve elleri sıcak tutacak parmaksız veya özel koruyucu eldivenler kullanılmalıdır. Semptom gösteren çalışanların titreşimli işlerle ilişkisi derhal kesilmelidir.
İşle ilgili bel ağrıları, bilinen spesifik bir patoloji olmaksızın en az 24 saat süren ve alt kaburgalar ile kalça kıvrımları arasında hissedilen ağrıları ifade eder. Sürelerine göre 6 haftadan kısa sürenler akut, 6-12 hafta arasındakiler subakut, 12 haftayı aşanlar ise kronik bel ağrısı olarak tanımlanır. İnşaat işçilerinde bel ağrısının temel nedenleri arasında 25 kg'lık çimento torbaları gibi ağır ve uygunsuz yüklerin kaldırılması, merdiven gibi dar alanlarda taşıma yapılması, sürekli eğilme, çömelme, bükülme hareketleri ve ağır iş makinelerinin kullanımı yer alır.
Tüm vücut titreşimi (TVT), iş makinelerinin koltukları veya ayakta durulan platformlar aracılığıyla tüm vücuda yayılır. İnsan vücudundaki her organın ve bölgenin kendine özgü bir doğal rezonans frekansı vardır. Eğer dışarıdan gelen titreşimin frekansı vücudun rezonans frekansıyla eşleşirse, titreşimin vücuttaki etkisi 4 kata kadar artarak omurga üzerinde şiddetli mekanik hasarlara ve kronik bel/sırt ağrılarına yol açar. Bu durum özellikle ekskavatör, dozer ve kamyon sürücülerinde sıkça gözlenir.
Bel ağrılarını önlemek için el-kol gücüyle yük taşınması sınırlandırılmalı ve mekanik kaldırma yardımcıları (forklift, kollu vinç, vakumlu kaldırma sistemleri, makas liftler, bocurgatlar vb.) kullanılmalıdır. Kaldırılacak yük 25 kg'dan ağır ise mutlaka iki kişi tarafından veya mekanik destekle kaldırılmalıdır. Çalışma alanları, çalışanın omuz, kulak ve kalçasının aynı hizada olacağı 'doğal/nötr' pozisyonda çalışmasına izin verecek şekilde ergonomik olarak düzenlenmelidir. Uzun süre sert zeminde diz çökmek zorunda kalan işçilere diz koruyucular sağlanmalıdır.
Çalışma ortamındaki zararlı etkenlerin vücutta ilk etkilediği sistemlerin başında solunum sistemi gelir. İnşaat şantiyelerinde mekanik kırma, delme, öğütme, kesme ve kumlama işlemleri sırasında havaya yoğun miktarda inorganik toz salınır. Toza maruziyeti ve akciğerde yapacağı hasarı belirleyen temel faktörler; havadaki tozun kütle miktarı, partikül sayısı, partikül çapı dağılımı, şekli, yoğunluğu ve kimyasal bileşimidir. Özellikle 5 mikrondan küçük olan solunabilir tozlar akciğerlerin en derin noktalarına kadar ulaşarak birikir.
İnşaat sektöründeki en tehlikeli toz türlerinden biri solunabilir kristal silika tozudur. Yapı taşı kesimi, taş duvar işleri, tünel inşaatları, bina kumlama ve beton yapıların yıkım/onarım işleri sırasında aşırı miktarda silika tozu açığa çıkar. Güç aletleriyle yapılan kesim işlerinde toz seviyeleri yasal sınır değerlerin katlarca üzerine çıkabilir. Bu çok küçük silika partiküllerinin uzun süre solunması, akciğer dokusunda geri dönüşümsüz sertleşmeye (fibrozis) yol açan ve tedavisi olmayan ölümcül 'silikozis' hastalığına neden olur.
Silikanın yanı sıra şantiyelerde çimento tozu ve ahşap (talaş) tozları da yaygındır. Çimento tozu gözlerde, burunda ve boğazda ciddi tahrişlere ve kronik bronşite yol açar. Ahşap malzemelerin kesilmesiyle oluşan ağaç tozları ise cilt hastalıklarına, rinite ve mesleki astıma neden olur; özellikle sert ağaç tozlarının burun kanserine yol açtığı bilinmektedir. Şantiyelerdeki açık toprak alanlardan rüzgar veya araç hareketleriyle kalkan tozlar da hem çalışanlar hem de çevre halkı için genel bir solunum yolu riski oluşturur.