Acil durumlarda robotların kullanımı, 2001 yılındaki Dünya Ticaret Merkezi saldırılarıyla başlayan bir süreçtir. 2015 yılında düzenlenen Birleşmiş Milletler Afette Riskin Azaltılması Konferansı, bu teknolojinin ulusal yönetim planlarına entegre edilmesi için bir dönüm noktası olmuştur. Kurulan uluslararası komisyonlar, robotik teknolojilerinin standartlaştırılması, operasyonel düzenlemelerin yapılması ve acil durum yönetmeliklerine dahil edilmesi görevlerini üstlenmiştir.
Robotik teknolojisi, acil durum yanıtı ve kurtarma süreçlerinde temel bir araç haline gelmektedir. İnsansız hava araçları (İHA) geniş alanları hızlıca tararken, insansız sualtı araçları su altı sızıntılarını onarabilmekte ve kara araçları radyoaktif bölgelerde çalışabilmektedir. Uzmanlar, robotik sistemlerin önümüzdeki on yıl içinde acil durum yönetiminin ana aracı olacağını öngörmektedir.
Robotların temel katkıları; erişim dışı yerlerde bilgi toplamak, patlama veya radyasyon gibi riskli ortamlarda insan yerine çalışarak can güvenliğini sağlamak ve iskele gibi maliyetli hazırlıklara gerek kalmadan hızlı inceleme yaparak ekonomik verimlilik sağlamaktır. Ayrıca, toplanan verilerin Coğrafi Bilişim Sistemleri (GIS) ile entegre edilmesi, afet sonrası müdahale hızını artırmaktadır.
11 Mart 2011'de gerçekleşen Büyük Doğu Japonya Depremi, robotların geniş ölçekli afetlerde kullanıldığı ilk büyük örnektir. Fukushima Nükleer Santrali'ndeki patlamalar sonrası radyasyon nedeniyle insanlar için girilemez olan bölgelerde robotlar görüntüleme ve hasar tespiti yapmıştır. Sualtı robotları, balıkadamlar için riskli olan enkaz yığınlarında arama yapmış ve limanların tekrar faaliyete geçmesini hızlandırmıştır.
2012 Finale Emilia Depremi'nde ise insansız kara araçları, 60-70 derecelik eğimlere tırmanabilen platformlar olarak binaların içindeki hasar tespitinde kullanılmıştır. Bu araçlar, kamera, lazer ve GPS gibi donanımlarla donatılmış olup, zorlu hava koşullarında dahi görev yapabilmiştir. İnsansız hava araçları ise GPS'in olmadığı ortamlarda bile görüntüleme yaparak durum tespiti süreçlerini desteklemiştir.
2015 Nepal Depremi, dron filolarının aktif kullanıldığı bir başka önemli olaydır. Helikopter eksikliğinin yaşandığı bölgede dronlar, termal kameralar aracılığıyla kazazedelerin vücut ısılarını tespit etmiş ve yardım malzemesi taşımıştır. Ayrıca, bölgenin 2 ve 3 boyutlu haritalarının çıkarılması, kurtarma ekiplerinin operasyonel başarısını doğrudan etkilemiştir.
Gelecekte afetlerin türü değişse de (kimyasal, biyolojik, nükleer vb.), robotik teknolojisinin önemi artmaya devam edecektir. Devlet politikası olarak benimsenmesi gereken bu hazırlık süreci, normal hayata dönüşü hızlandırarak ekonomik kayıpları minimize eder. Robotlar, özellikle yüksek radyasyonlu bölgelerde, patlama riski taşıyan alanlarda ve geniş çaplı haritalama işlemlerinde vazgeçilmezdir.
Ancak robotik teknolojisinin önünde hem teknolojik hem de sosyal engeller bulunmaktadır. Teknolojik olarak hareket kabiliyeti, algılama, tanıma, haberleşme (kablolu/kablosuz), akıllı otonomi ve zorlu çevre koşullarına dayanıklılık konularında ilerleme şarttır. Özellikle enkaz altı gibi karmaşık ortamlarda robotun kablo yönetimi veya kablosuz sinyal iletimi kritik bir problemdir.
Sosyal engeller ise daha çok yönetmeliklerle ilgilidir. Trafik düzenlemeleri, altyapı onarım süreçleri ve sigorta prosedürleri robotların kullanımını kapsayacak şekilde güncellenmelidir. Ayrıca güvenlik, frekans tahsisi ve bileşen arayüzleri gibi konularda uluslararası standartların oluşturulması, sistemlerin ülkeler arası paylaşımını ve afet anında hızlı müdahaleyi kolaylaştıracaktır.