Mali piyasa, bir ekonomide fon arz edenler (tasarruf sahipleri) ile fon talep edenleri (yatırımcılar, tüketiciler) bir araya getiren, fonların ödünç alınıp verilmesini veya alınıp satılmasını sağlayan geniş kapsamlı bir sistemdir. Bu piyasa, para ve sermaye piyasalarını kendi çatısı altında toplayarak ekonomik işleyişin temelini oluşturur. Mali piyasanın sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için üç temel unsurun bir arada bulunması şarttır: İşlemlere aracılık eden araçlar, piyasayı düzenleyen kanuni mevzuat ve bu işlemleri yürüten kurumsal yapılar.
Tasarruf, en temel tanımıyla bireyin veya kurumun elde ettiği toplam geliri ile yaptığı harcamalar arasındaki pozitif farktır. İnsanlar gelirlerinin tamamını tüketmek yerine, gelecekteki belirsizliklere karşı güvence oluşturmak, emeklilik döneminde rahat bir yaşam sürmek veya ileride yapacakları büyük harcamaları karşılamak amacıyla gelirlerinin bir kısmını ayırırlar. Bu süreç, bireysel bir tercih olabileceği gibi, ülkenin genel refah düzeyi ve milli gelir seviyesiyle de doğrudan ilişkilidir.
Bankacılığın temelleri, M.Ö. 2000'li yıllara kadar uzanmaktadır. İlk bankacılık faaliyetleri, Babil'de tapınaklar bünyesinde başlamıştır. Tapınaklar, o dönemin en güvenli ve iyi örgütlenmiş kurumları oldukları için, halkın emanetlerini saklama ve hasat sonrası ürün karşılığı avans verme gibi işlemleri yürütmüşlerdir.
Osmanlı'da bankacılık faaliyetleri, bütçe açıklarını kapatmak amacıyla 1840'ta çıkarılan 'Kaime' adlı kağıt paraların değer kaybı ve dış ticaret açıklarıyla tetiklenmiştir. 1847'de kurulan İstanbul Bankası, kaimelerin değerini korumak için kısa süreli bir çözüm sunmuştur. Ancak asıl dönüm noktası, 1856'da İngiliz sermayesiyle kurulan Osmanlı Bankası'dır.
Türkiye'de bir banka kurmak veya yurt dışında kurulu bir bankanın Türkiye'de şube açması, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu çerçevesinde BDDK (Kurul) iznine tabidir. Bu izin, Kurulun en az beş üyesinin aynı yöndeki oyu ile alınır. Başvurular, gerekli bilgi ve belgelerin tamamlanmasıyla birlikte üç ay içinde sonuçlandırılır.
Bankalar, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu çerçevesinde geniş bir faaliyet yelpazesine sahiptir. Bu faaliyetlerin başında mevduat ve katılım fonu kabulü gelir. Bankalar, topladıkları bu fonları nakdi veya gayrinakdi kredi olarak ihtiyaç sahiplerine aktararak ekonomide kaynak dağılımı işlevini görürler.
Türkiye bankacılık sistemi, BDDK ve Türkiye Bankalar Birliği (TBB) tarafından temel olarak üç ana kategoriye ayrılmaktadır: Mevduat bankaları, Katılım bankaları ve Kalkınma ve Yatırım bankaları. Bu sınıflandırma, bankaların temel işlevlerini ve piyasadaki faaliyet alanlarını belirlemektedir. Mevduat bankaları, en yaygın bankacılık türü olup, temel olarak mevduat toplama ve kredi kullandırma işlevlerini yerine getirirler.
Bankacılık sektörü, toplumda fon arz edenler ile fon talep edenler arasında köprü kuran kritik bir finansal aracılık mekanizmasıdır. Bu sistemin sağlıklı işlemesi için sadece karlılık ve verimlilik yeterli değildir; aynı zamanda güven ve istikrarın korunması hayati bir zorunluluktur. Bankacılık Kanunu'nun 75. maddesi, bankaların yönetiminde adalet, doğruluk, dürüstlük ve sosyal sorumluluğu esas alan etik ilkelere uymasını zorunlu kılar.
Kurumsal yönetim, bankaların uzun ömürlü, güvenilir ve başarılı olabilmesi için temel bir zorunluluktur. Bu yönetim anlayışı, bankanın faaliyetlerini belirli ilkeler çerçevesinde, şeffaf ve denetlenebilir bir yapıda sürdürmesini sağlar. Kurumsal yönetim ilkeleri, Sermaye Piyasası Kurulu ve ilgili kuruluş birliklerinin görüşleri alınarak belirlenir.
Bankalarda organizasyon şeması, kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde genellikle dikey (hiyerarşik) bir yapıda kurgulanır. Bu yapı, bankanın büyüklüğüne göre değişiklik gösterir; 10-50 şubeli orta ölçekli bankalarda daha sade bir yapı mevcutken, 100 şubeyi aşan büyük bankalarda müdürlükler Genel Müdür Yardımcılığı seviyesine yükseltilerek daha geniş bir yönetim kademesi oluşturulur. Organizasyonun en tepesinde hissedarları temsil eden Genel Kurul yer alır.
Bankacılık sektörü, doğası gereği finansal piyasalardaki dalgalanmalardan ve operasyonel süreçlerden doğrudan etkilenen bir yapıya sahiptir. Bu risklerin başında gelen 'Kredi Riski', bankanın en temel faaliyet alanı olan kredi kullandırma veya menkul kıymet yatırımı süreçlerinde, anapara veya faizin kısmen ya da tamamen geri dönmemesi olasılığını ifade eder. Bu durum bankanın nakit akışını bozan en kritik risklerden biridir.
BDDK, 4389 sayılı Bankalar Kanunu uyarınca 23 Haziran 1999 tarihinde kamu tüzel kişiliğine sahip ve özerk bir yapı olarak kurulmuştur. 31 Ağustos 2000 tarihinde fiilen faaliyete geçen kurum, bankacılık sektöründe tasarruf sahiplerinin haklarını korumak, bankaların düzenli ve güvenli çalışmasını sağlamak ve sistemik riskleri önlemekle görevlidir. BDDK öncesinde bu işlevler Hazine Müsteşarlığına bağlı Banka Kambiyo Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmekteydi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Bu amaca ulaşmak için Banka, para politikasını ve kullanacağı araçları bağımsız bir şekilde belirler. Fiyat istikrarı ile çelişmemek kaydıyla, Hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını desteklemek de Banka'nın görevleri arasındadır.
Türkiye'de mevduatın korunmasına yönelik ilk somut adım 1933 yılında atılmıştır. 30.05.1933 tarihli ve 2243 sayılı Mevduatı Koruma Kanunu, bankaların TCMB nezdinde tuttukları munzam karşılıkları, tasarruf mevduatı hesaplarının bir güvencesi olarak kabul etmiş ve bu tutarların üçüncü kişilerce haczini yasaklamıştır. Bu, sistemin temelini atan ilk yasal düzenlemedir.