Eğitici drama, çocukların bilişsel, sosyal, duygusal ve motor becerilerini bütünsel bir şekilde geliştirmeyi hedefleyen yapılandırılmış bir süreçtir. Literatürde eğitici dramanın sınıflandırılmasına yönelik farklı yaklaşımlar bulunmakla birlikte, özellikle okul öncesi ve temel eğitim çağındaki çocukların gelişimsel özellikleri dikkate alınarak beş temel kategori altında bir tasnif yapılmaktadır. Bu kategoriler; tanışma/selamlaşma/isim öğrenme çalışmaları, ilişki kurma/iletişim ve hareket çalışmaları, rahatlama/gevşeme çalışmaları, duyu çalışmaları (dinleme, gözlem, dokunma) ile doğaçlama ve yaratıcılık çalışmaları (beden, pandomim, konu, olay/öykü doğaçlamaları) şeklinde sıralanır.
Bu kitapta sunulan drama etkinliklerinin en büyük ayırt edici özelliği, okul öncesi dönemden (dört yaşından itibaren) başlayarak ilkokul 6. sınıfa kadar olan geniş bir yaş grubuna uygulanabilir olmaları ve büyük bir kısmının Türkiye'de yedi yılı aşkın bir süredir bizzat denenerek geliştirilmiş olmasıdır. Etkinliklerin uygulanmasında temel ilke, mükemmel oynamak ya da profesyonel bir tiyatro performansı sergilemek değil; her çocuğun kendi yapabildiği ölçüde sürece aktif katılımını sağlamaktır. Bu doğrultuda, her etkinlik için önceden katı amaçlanan davranışlar tanımlanmamış, bu planlama grubun ve çocukların bireysel ihtiyaçlarına göre öğretmenin inisiyatifine bırakılmıştır.
Etkinliklerin yapılandırılmasında dikkat çeken bir diğer unsur, süreç sonrasında gerçekleştirilen 'Tartışma' aşamasıdır. Drama sonrasında çocuklara yöneltilen açık uçlu sorular, çocukların yaşadıkları deneyimleri zihinsel düzeyde analiz etmelerini, kavramlaştırmalarını ve gerçek yaşamla ilişkilendirmelerini sağlar. Bu süreçte öğretmen sadece bir kolaylaştırıcı rolündedir; çocukların verdikleri yanıtları yargılamadan kabul eder, onları destekler ve gerektiğinde ipuçları vererek kendi çözümlerini bulmalarına yardımcı olur.
Sosyal ilişkilerin kurulmasında ve olumlu bir grup ikliminin oluşturulmasında ilk adım, bireylerin birbirlerini ismen tanımaları ve selamlaşmalarıdır. Yetişkinlerin bile yeni girdikleri ortamlarda inisiyatif alarak tanışmakta zorlandıkları göz önüne alınırsa, çocuklara küçük yaşlardan itibaren bu becerinin kazandırılması sosyalleşme süreçleri açısından kritik bir öneme sahiptir. İsim öğrenme ve selamlaşma çalışmaları, sadece bir kelimenin ezberlenmesi değil; çocukların kendilerini diğer insanlardan ayırt ederek sağlıklı bir benlik/kendilik kavramı geliştirmelerine katkı sağlar.
Bu grupta yer alan 'Topla İsim Çalışması', 'Elleri/Ayakları Kullanarak Ritimle İsim Çalışması', 'Müzik Eşliğinde Dur ve Selam Ver' gibi etkinlikler, çocukların hem kendi isimlerini güvenle söylemelerini hem de arkadaşlarına isimleriyle hitap etmelerini kolaylaştırır. Örneğin Topla İsim Çalışması'nda kullanılan top, grupta 'söz sırasının kimde olduğunu' belirleyen somut bir araç işlevi görür. Bu durum, çocukların konuşan kişiyi sessizce dinleme ve sıra bekleme gibi temel iletişim kurallarını doğal bir süreç içinde öğrenmelerine yardımcı olur.
Selamlaşma etkinlikleri, gruptaki kaygı düzeyini düşürerek çocukların kendilerini daha güvende hissettikleri, öğrenmeye açık ve destekleyici bir ortam yaratır. Çekingen ve pasif çocukların sürece dahil edilmesi için öğretmenlerin bu çocukları daha atak ve sosyal çocuklarla eşleştirmesi önerilir. Etkinlik sonlarında yapılan tartışmalarda 'İsimlerimiz olmasaydı ne olurdu?' veya 'Biri size isminiz yerine hey, baksana diye seslenirse ne hissedersiniz?' gibi sorularla ismin bireysel değer ve saygınlıkla olan ilişkisi irdelenir.
Birbirlerinin isimlerini öğrenen ve tanışan çocuklar arasındaki sosyal bağları, iletişimi ve iş birliğini geliştirmek amacıyla hareket temelli çalışmalar uygulanır. Çocukların doğasında var olan hareket etme eğilimi, bu etkinlikler aracılığıyla büyük motor becerilerin gelişimine ve bedensel enerjinin olumlu yönde kanalize edilmesine hizmet eder. 'İyilik Meleği', 'Ayna ve Görüntü', 'Gölge Oyunu', 'Sırt Sırta Dans' ve 'Kilitlen-Açıl Dansı' gibi etkinlikler hem sözlü hem de sözsüz iletişimi en üst düzeye çıkarır.
Bu çalışmaların birçoğunda rol değiştirme tekniği aktif olarak kullanılır. Örneğin 'Ayna ve Görüntü' çalışmasında bir çocuk ayna olurken diğeri aynaya bakan kişi rolünü üstlenir; daha sonra roller değiştirilir. Bu süreç, çocukların empati becerilerini geliştirirken, karşısındaki kişinin hareketlerine yüksek düzeyde konsantre olmalarını gerektirir. 'Müzikli Sandalyeler II - Herkese Yer Var' etkinliğinde ise geleneksel elenme formatının aksine, sandalye sayısı azaldıkça çocukların birbirlerini kucaklarına alarak veya sıkışarak dışarıda kimseyi bırakmamaya çalışmaları, gruptaki 'biz' duygusunu ve dayanışmayı pekiştirir.
İletişim ve hareket çalışmaları, akademik kavramların ve günlük yaşam becerilerinin öğretilmesinde de etkilidir. 'Köfte Kızartma' veya 'Yangın Söndürme' gibi dramalarda çocuklar hem bir sürecin aşamalarını canlandırır hem de mutfak güvenliği, yangın anında yapılması gerekenler, sağlıklı beslenme gibi hayati konularda bilgi sahibi olurlar. Tartışma aşamasında, çocukların canlandırdıkları rollerde ne hissettikleri ve gerçek yaşamda bu durumlarla karşılaştıklarında nasıl davranmaları gerektiği derinlemesine ele alınır.
Rahatlama ve gevşeme çalışmaları, çocukların dikkatlerini kendi bedenlerine yoğunlaştırarak bedensel ve zihinsel bir farkındalık kazanmalarını, biriken stres ve gerginlikten arınmalarını amaçlar. Bu çalışmalar, gerçeklerden bir kaçış yöntemi değil; aksine çocukların günlük yaşamda karşılaştıkları problemleri ve çatışmaları aktif olarak çözebilmeleri için ihtiyaç duydukları enerjiyi ve içsel gücü yeniden kazanmalarını sağlayan yenileyici etkinliklerdir. Gerginliklerinden arınmış çocuklar, eğitim etkinliklerine çok daha yüksek bir konsantrasyonla katılım gösterirler.
Bu alıştırmaların uygulanmasında fiziksel ortamın düzenlenmesi büyük önem taşır. Çocukların birbirlerine dokunarak konsantrasyonlarını bozmayacakları genişlikte bir alan sağlanmalı, oda gürültüden uzak ve hafifçe loşlaştırılmış olmalıdır. Tamamen karanlık bir ortam çocuklarda korku yaratabileceği için tercih edilmez. Öğretmen, 'Yüzüne Yağmur Yağıyor', 'Pamuk Yatak' veya 'Minik Kanarya' gibi etkinliklerde yönergeleri inişli çıkışlı olmayan, tekdüze, sakin ve yavaş bir ses tonuyla, cümleler arasında sessizlik boşlukları bırakarak aktarmalıdır.
Gevşeme çalışmalarında 'Aşamalı Rahatlama' ve 'Germe-Gevşeme' teknikleri de kullanılır. Çocuklar belirli kas gruplarını (örneğin ellerini yumruk yaparak) önce sıkıca gerer, ardından tamamen serbest bırakırlar. Bu sayede vücutlarındaki gerginlik ile gevşeme arasındaki farkı somut olarak deneyimlerler. Etkinlik sonrasında yapılan tartışmalarda, zihinlerinde canlandırdıkları imgeler (yağmur damlaları, yumuşak pamuklar, minik kuşun dokunuşu) ve bu imgelerin bedenlerinde yarattığı rahatlama hissi üzerine konuşulur.
Piaget ve Bruner gibi gelişim kuramcılarının vurguladığı üzere, çocukların düşünme süreçleri başlangıçta tamamen somut ve duyusal yaşantılara bağlıdır. Konuşulan dilin ve kavramların kökleri de duyusal deneyimlerde yatar. Duyu çalışmaları; çocukların işitme, görme ve dokunma duyularını aktif olarak kullanarak çevrelerini tanımalarını, nesneleri ayırt etmelerini ve bu yolla bilişsel şemalarını geliştirmelerini hedefler. Duyusal farkındalığı gelişmeyen çocukların yaratıcı kapasitelerinin de ketleneceği kabul edilmektedir.
Dinleme çalışmalarında ('Çeşitli Sesleri Dinleme', 'Sesli Kutular', 'Eşini Sesinden Bul'), çocuklar gözlerini kapatarak iç ve dış çevreden gelen seslere odaklanırlar. Bu süreç, aktif dinleme becerisini geliştirirken gürültü kirliliği içinde kaybolan sesleri ayırt etmelerini sağlar. Gözlem çalışmalarında ('Çeşitli Bakma Çalışmaları', 'Hangisi Kayıp?', 'Kendinde Değişiklik Yap') ise çocukların görsel uyarıcılar üzerindeki dikkat süreleri uzatılır ve çevrelerindeki detayları fark etme hassasiyetleri artırılır. Dokunma çalışmaları ('Adı Söylenen Nesneyi Bul', 'Ayakla Nesne Tanımak') ise çocukların nesneleri dokusal özelliklerine (sert, yumuşak, pürüzlü, soğuk) göre zihinsel olarak kategorize etmelerini sağlar.
Duyu çalışmalarının uygulanmasında güvenlik ve gönüllülük esastır. Göz bağlama gerektiren etkinliklerde gözünün bağlanmasını istemeyen çocuklara kesinlikle zorlama yapılmamalıdır. Ayrıca dokunma torbalarına çocukların ellerine zarar verebilecek keskin veya sivri nesneler konulmamalıdır. Tartışma aşamalarında, duyular aracılığıyla edinilen bilgilerin günlük yaşamda ne işe yaradığı, nesnelerin yapısal özellikleri ve bu duyulardan birinin eksikliği durumunda hayatın nasıl etkilenebileceği empati çerçevesinde konuşulur.
Doğaçlama ve yaratıcı etkinlikler; çocukların içlerinden geldiği gibi rol oynayarak, konuşarak ve canlandırarak kendilerini serbestçe ifade ettikleri, sorunlara kendi çözümlerini ürettikleri en üst düzey drama çalışmalarındandır. Bu çalışmalar çocukların yaratıcı kapasitelerini ve kendilerine olan güvenlerini geliştirir. Öğretmenin bu süreçteki en önemli görevi, çocukların hata yapmaktan korkmayacakları, ödül ve cezanın olmadığı, her türlü duygu ifadesinin kabul edildiği güvenli bir atmosfer yaratmaktır.
Yaratıcılığı engelleyen en önemli faktörler arasında başarısızlık korkusu, oyun oynama isteksizliği, geleneğe aşırı bağlılık, fanteziye yer vermeme ve bilinmeyenin korkusu yer alır. Eğitici dramada bu engelleri aşmak için gerçek nesneler yerine hayali nesnelerin kullanılması (örneğin tencere kapağını direksiyon yapmak) veya pandomim tekniklerinden yararlanılması teşvik edilir. Beden doğaçlamaları ('Heykeltraş/Kil', 'Bedenimiz Daire/Üçgen/Kare'), pandomimle doğaçlama ('Kullan ve Yanındakine Ver', 'Duygunu Aynada Göster'), konu doğaçlamaları ('Mevsimler', 'Deniz Altı Dünyası') ve olay/öykü doğaçlamaları ('Çünkü Oyunu', 'Tarlalara Gezi') bu kapsamda uygulanır.
Özellikle küçük yaş gruplarıyla çalışırken uzun ve karmaşık öykülerin tamamını canlandırmak yerine, iyi bilinen bir öykünün belirli bir bölümünü oynamak veya öğretmenin anlattığı öyküdeki karakterlerin seslerini taklit etmek ('Öyküdeki Hayvanları Seslendirme') çok daha etkilidir. Doğaçlama sonrasındaki tartışmalarda, canlandırılan karakterlerin motivasyonları, olayların neden-sonuç ilişkileri ve alternatif çözüm yolları üzerinde durularak çocukların problem çözme becerileri destekleyici etkinlikler ve aile katılımı boyutlarıyla pekiştirilir.