Zorunlu karşılık oranının yükseltilmesi, bankaların serbest rezervlerini doğrudan azaltarak kaydi para yaratma kapasitelerini düşürür. Bu araç, para arzında çok hızlı ve büyük değişiklikler yaratabildiği için bankaları likidite sıkışıklığına sokma riski taşır.
Merkez Bankasının ticari bankaların açacağı kredilere miktar sınırı getirmesi olan kredi tavanı, dolaylı araçların aksine banka tercihlerine bağlı kalmaksızın çalışır. Bu nedenle dolaşımdaki para miktarını azaltmada en kesin sonucu veren araçtır.
Talep enflasyonu; devletin bütçe açıklarını kapatmak için karşılıksız para basması (açık finansman), kredi hacminin aşırı genişlemesi ve dış ticaret dengesi fazlalığından doğan gelir artışları gibi nedenlerle toplam talebin arzı aşmasıyla ortaya çıkar.
Arz eğrisinin sola kaymasıyla oluşan stagflasyonda hem fiyatlar yükselir hem de üretim düşer. Hükümetler durgunluğu çözmek için para arzını artırdığında fiyatlar daha da yükselir; bu durum çalışanların ücret artışı taleplerini tetikleyerek enflasyonu sürekli hale getirir.
Gelişmekte olan ülkelerde eksik rekabet piyasalarının yaygın olması ve birkaç firmanın fiyatları belirlemesi yapısal enflasyona yol açar. Bu firmalar kâr marjlarını düşürmemek için fiyatları sürekli artırır ve bu da enflasyonla mücadeleyi zorlaştırır.
Sürünen enflasyon olarak da adlandırılan sinsi enflasyon, kalkınma sürecini tamamlamış gelişmiş ülkelerde %4'ten, gelişmekte olan ülkelerde ise %6'dan daha düşük düzeydeki yıllık fiyat artışlarını ifade eder.
Hiperenflasyon dönemlerinde paranın iç değeri o kadar hızlı düşer ki insanlar ellerindeki parayı tutmak istemezler. Paradan kaçış başlar, yerli para değer ölçüsü olma özelliğini kaybeder ve tasarruflar tamamen döviz ile altına yönelir.