Hukuk düzeninde hakların ve borçların taşıyıcısı olan varlıklara 'kişi' denir. Tarihsel süreçte kölelik düzeni gibi ayrımlar nedeniyle her insan eşit kabul edilmezken, günümüz modern hukukunda tüm insanlar hak ve borçlara ehil olmada eşittir. Kişilik kavramı dar ve geniş olmak üzere iki anlamda incelenir. Dar anlamda kişilik, hak ehliyetiyle özdeş olup kişi kavramını karşılar; geniş anlamda kişilik ise hak ehliyetinin yanı sıra fiil ehliyetini, kişisel durumları ve kişilik haklarını da kapsar.
Kişisel haller (durumlar), bir kişiyi diğerinden ayıran ve hukuki sonuçlar doğuran yaş, cinsiyet, medeni hal gibi niteliklerdir. Kişilik hakları ise bireyin manevi, maddi ve iktisadi bütünlüğü üzerinde sahip olduğu mutlak haklardır. İsim, şeref, vücut bütünlüğü gibi değerler kişilik hakları kapsamında devlet koruması altındadır. Türk Medeni Kanunu'na göre kimse hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez, özgürlüklerini hukuka ve ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz.
Hukukta kişiler iki ana gruba ayrılır: Gerçek kişiler ve tüzel kişiler. Gerçek kişiler biyolojik anlamdaki insanları ifade ederken, tüzel kişiler ise belli bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelen insan veya mal topluluklarının oluşturduğu bağımsız hak öznesidir. Tüzel kişiler de tıpkı gerçek kişiler gibi unvana, yerleşim yerine ve ehliyetlere sahiptir.
Medeni Kanun'a göre gerçek kişilik, çocuğun sağ ve tam olarak doğduğu anda başlar. Çocuğun ana rahminden tüm organlarıyla ayrılması ve bir an dahi olsa yaşam belirtisi göstermesi (nefes alması vb.) sağ doğum için yeterlidir; yaşama yeteneğine sahip olup olması aranmaz. Ölü doğan bebekler ise hiçbir zaman kişilik kazanamazlar.
Henüz doğmamış ancak ana karnında bulunan cenin için kanun istisnai bir koruma öngörmüştür. TMK m. 28/2 uyarınca cenin, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetinden yararlanır. Özellikle miras paylaşımında ceninin hakları saklı tutulur ve doğum beklenir. Sağ doğan çocuk mirasa ortak olur.
Gerçek kişilik ölüm ve gaiplik halleriyle sona erer. Ölüm, kişiliğe bağlı hakları sona erdirirken malvarlığı hakları mirasçılara geçer. Ölümün, cesedin bulunamadığı ancak kesin gözle bakıldığı durumlarda (uçak kazası vb.) 'ölüm karinesi' uygulanır; bu durumda mülki amir emriyle kütüğe ölü kaydı düşülür. Birden fazla kişinin hangisinin önce öldüğü ispat edilemiyorsa 'birlikte ölüm karinesi' gereği hepsi aynı anda ölmüş sayılır.
Gaiplik, ölüm tehlikesi içinde kaybolma (1 yıl) veya uzun zamandır haber alınamama (5 yıl son haberden itibaren) durumlarında mahkeme kararıyla kişiliğin sona erdirilmesidir. Gaiplik kararı kendiliğinden doğmaz, hak sahibi ilgililerin mahkemeye başvurması şarttır. Gaibin mallarını alan mirasçılar, ileride çıkabilecek üstün hak sahiplerine karşı teminat göstermek zorundadır.
Ad, bireyi toplumsal ilişkilerde belirleyen ve kişilik hakları arasında yer alan bir araçtır. Öz ad (ön ad) ana baba tarafından konulur, çocuğun küçük düşürücü adlar alması engellenmiştir ve ancak mahkeme kararıyla değiştirilebilir. Soyadı ise 1934 tarihli Soyadı Kanunu ile zorunlu kılınmış olup aile bağı ifade eder. Kadınlar evlenince kocanın soyadını alır ancak isterlerse kızlık soyadlarını da önünde kullanabilirler.
Öz ve soyadının dışında sanat, edebiyat ve basın yaşamında kişilerin kendi adlarını gizlemek için kullandıkları 'müstear ad (mahlas)' ile toplum tarafından belli özellikler nedeniyle takılan ancak o çevrede benimsenmiş olması gereken 'lakap' kavramları da geniş anlamda ad kapsamına girer.
Tüzel kişiler, ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere örgütlenmiş kişi veya mal topluluklarının kazandığı bağımsız hak özneliğidir. Osmanlı/Türk hukukunda tüzel kişilik 1909 yılında Fransız Dernekler Kanunu'nun alınmasıyla kabul edilmiştir. Tüzel kişiler özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olmak üzere ikiye ayrılır.
Özel hukuk tüzel kişileri kazanç amacı güdüp gütmemelerine göre ayrılır. Gelir amacı gütmeyenler dernek ve vakıflardır. Dernekler en az 7 gerçek veya tüzel kişinin kazanç paylaşma dışında bir amaçla kurduğu kişi topluluğudur; genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu olmak üzere üç zorunlu organı vardır. Vakıflar ise mal topluluğu olup belirli bir amaca özgülenmiş malvarlıklarından oluşur ve tescille tüzel kişilik kazanır, tek zorunlu organı yönetim organıdır.
Kâr amacı güden özel hukuk tüzel kişileri ise ticaret şirketleri (kollektif, komandit, anonim, limited) ve kooperatiflerdir. Kamu hukuku tüzel kişileri ise kamu gücü ayrıcalıklarına sahip olan, devlet, il özel idareleri, belediyeler, köyler (yerel yönetim) ile üniversiteler, TRT gibi hizmet yerinden yönetim kuruluşlarıdır; kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur ve yine aynı usulle sona ererler.
Hukukta ehliyetler hak ehliyeti ve fiil ehliyeti olarak ikiye ayrılır. Hak ehliyeti, haklara sahip olabilme ve borç altına girebilme yetkisidir; pasif niteliktedir. TMK m. 8 uyarınca her insanın hak ehliyeti vardır ve bu alanda herkes genellik ve eşitlik ilkelerine göre eşittir. Hak ehliyeti kazanmak için insan olmak (veya tüzel kişi olmak) yeterlidir.
Fiil ehliyeti ise kişinin kendi fiilleriyle lehine haklar ve aleyhine borçlar yaratabilmesi yeteneğidir; aktif niteliktedir. Fiil ehliyetine sahip bir kimse hukuki işlem yapabilir, haksız fiillerinden sorumlu olur ve dava ehliyetine (taraf ehliyetine) sahip olur.
Fiil ehliyetinin üç koşulu bulunur: Bunlardan ikisi olumlu (ayırt etme gücüne sahip olmak ve ergin/reşit olmak), biri olumsuzdur (kısıtlı olmamak). Ayırt etme gücü (temyiz kudreti), makul biçimde davranabilme yeteneğidir; yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sarhoşluk gibi nedenlerle ortadan kalkabilir. Erginlik ise normalde 18 yaşın doldurulmasıyla başlar, ancak evlenme veya mahkeme kararıyla (yargısal erginlik) da elde edilebilir.
Gerçek kişiler fiil ehliyetleri bakımından dört gruba ayrılır. Birincisi 'Tam Ehliyetliler'dir; ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlı olmayan bu kişiler kendi başlarına her türlü hukuki işlemi yapabilir, borç altına girebilir ve davalarda taraf olabilirler.
İkincisi 'Sınırlı Ehliyetliler'dir. Fiil ehliyetinin tüm koşullarına sahip olmalarına rağmen çıkarları korunması için bazı işlemleri yasal danışman izniyle veya eşin rızasıyla yapabilen evli kişiler ve kendilerine yasal danışman atanmış ergin kişilerdir. Örneğin taşınmaz alım satımı veya kefil olma gibi işlemleri yasal danışman onayıyla yaparlar.
Üçüncüsü 'Tam Ehliyetsizler'dir. Ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilerdir; yaptıkları hukuki işlemler hukuki sonuç doğurmaz, haksız fiillerinden sorumlu tutulmazlar ve dava ehliyetleri yoktur. Dördüncüsü 'Sınırlı Ehliyetsizler'dir; ayırt etme gücüne sahip küçükler ile kısıtlılardan oluşur. Kural olarak yasal temsilci izni olmadan borç altına giremezler (askıda geçersizlik), ancak karşılıksız kazanımları (bağış kabul etme) tek başlarına yapabilirler, haksız fiillerinden ise sorumludurlar. Vakıf kurma, kefil olma gibi yasak işlemleri hiçbir şekilde yapamazlar.