Butler ve Kavanagh, 1984 yılında yaptıkları çalışmada, Lazarfeld'in sosyal sınıfların oy verme davranışı üzerindeki belirleyici etkisine yönelik tezlerinin İngiltere seçmen pazarı için artık geçerliliğini yitirdiğini ampirik verilerle ortaya koymuşlardır.
Forma tarafından 2000 yılında gerçekleştirilen araştırmada, Lazarfeld'in iddia ettiği sosyal sınıf ile siyasi parti tercihi arasındaki güçlü ilişkinin Finlandiya seçmen yapısında halen varlığını koruduğu tespit edilmiş, bu durum sosyolojik modelin bazı ülkelerde geçerliliğini sürdürdüğünü göstermiştir.
Pacek ve Radcliff, 1995 yılında farklı ekonomik gelişmişlik seviyelerine sahip 17 ülkenin seçim sonuçlarını incelemişlerdir. Çalışma sonucunda, özellikle ekonomik açıdan kötü durumda olan ülkelerde, seçmenlerin oy verme tercihleri ile makroekonomik göstergeler arasında rasyonel modele uygun çok güçlü ilişkiler saptamışlardır.
DeVries ve Tarrance, 1972 yılında yaptıkları çalışmada adayın kişiliği ile işi gerçekleştirme becerisinin en önemli değişkenler olduğunu savunmuşlardır. Ayrıca, oylarını farklı partiler arasında bölen seçmenleri tanımlamak için 'Ticket-splitter' kavramını literatüre kazandırmışlardır.
Fishbein ve Coombs, 1974 yılında davranışsal modelleme tekniklerini siyaset biliminde ilk kez kullanan araştırmacılar olmuşlardır. Adayların pozitif yaklaşımlar sergilemesi durumunda, seçmenlerin de onlara karşı rasyonel ve pozitif tutumlar geliştireceğini ampirik olarak göstermişlerdir.
Newman'ın pazarlama temelli modeli, 2002 yılında Vercic ve Verdnik tarafından Slovenya'da, 2010 yılında ise Cwalina ve arkadaşları tarafından Polonya'da test edilmiştir. Bu çalışmalar, modelin farklı kültürel ve siyasal coğrafyalarda da yüksek açıklayıcılık gücüne sahip olduğunu kanıtlamıştır.
Icek Ajzen tarafından 1991 yılında geliştirilen bu teori, bireyin niyetinin eylemlerini belirlediğini savunur. Teori daha sonra Singh ve arkadaşları (1995) tarafından Singapur seçimlerinde kullanılarak, oy verme niyetinin gerçek oy verme eylemini tahmin etmedeki yüksek başarısı kanıtlanmıştır.
1988 yılında geliştirilen ve 'Genişletilmiş İngiliz Oy Verme Davranışı' olarak da bilinen bu modelde, seçmenin yaşadığı yerel coğrafya ile sosyal özelliklerinin etkileşimi incelenmiştir. Model, medyanın genel etkilerini ve yerel dinamikleri birleştirerek çok değişkenli bir yapı sunmuştur.