Gelir Vergisi Kanunu'nun (GVK) 52. maddesine göre, her türlü zirai faaliyetten doğan kazançlar zirai kazanç olarak tanımlanmaktadır. Zirai faaliyet; arazide, deniz, göl ve nehirlerde, ekim, dikim, bakım, üretme, yetiştirme ve ıslah yollarıyla veyahut doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle bitki, orman, hayvan, balık ve bunların mahsullerinin üretilmesini, avlanmasını, muhafazasını, taşınmasını ve satılmasını ifade eder. Bazı bitki ve hayvan türlerinde üretimin doğrudan arazi üzerinde yapılmaması, gerçekleştirilen faaliyetin zirai niteliğini değiştirmemektedir.
Zirai faaliyetlerin gerçekleştirildiği işletmelere 'zirai işletme', bu işletmeleri işleten gerçek kişilere (adi ortaklıklar dahil) 'çiftçi', üretilen maddelere ise 'mahsul' denir. Aşım yaptırmak amacıyla erkek damızlık hayvan beslenmesi ile çiftçiye ait tarım makine ve aletlerinin başka çiftçilerin işlerinde çalıştırılması da kanunen zirai faaliyet kapsamında kabul edilir. Ürünlerin değerlendirilmesi amacıyla işlenmesi de zirai faaliyete dahildir; ancak bunun için işleme tesisinin sınai bir müessese büyüklüğünde olmaması ve sadece kendi üretilen mahsulleri işlemesi şarttır.
Zirai kazançlarda en kritik ayrım, faaliyetin hukuki organizasyon yapısıdır. Kollektif şirketler ile adi veya eshamlı komandit şirketler zirai faaliyetle iştigal etseler dahi kanunen çiftçi sayılmazlar. Bu şirketlerin ortaklarının veya komandite ortaklarının şirket karından aldıkları paylar şahsi ticari kazanç hükmünde vergilendirilir. Ayrıca, mahsullerin dükkan veya mağaza açılarak satılması durumunda, ürünlerin bu satış noktalarına gelinceye kadarki aşamaları zirai faaliyet, dükkandaki satış aşaması ise ticari faaliyet sayılır.
Zirai kazançlar vergilendirilmeyecek (istisna ve muafiyet kapsamındaki) kazançlar ve vergilendirilecek kazançlar olarak ikiye ayrılır. Vergilendirilmeyecek kazançlara en somut örnek, tarımı ve hayvancılığı teşvik etmek amacıyla verilen ödüllerdir (Teşvik Ödülü İstisnası). Vergilendirilecek zirai kazançlar ise kendi içinde 'Gerçek Dışı - Basit Usul (Kaynakta Vergilendirme)' ve 'Gerçek Usul' olmak üzere iki ana yönteme ayrılmaktadır.
Gerçek dışı usulde, kanunun küçük çiftçi olarak kabul ettiği ve gerçek usul şartlarını taşımayan üreticiler yer alır. Bu çiftçiler beyanname vermezler; bunların vergilendirilmesi, ürettikleri ürünleri vergi sorumlusu olan kişilere satmaları esnasında hasılatları üzerinden yapılacak gelir vergisi tevkifatı (kesintisi) yoluyla kaynakta gerçekleştirilir. Kendilerinden kesinti yapılan küçük çiftçiler başkaca bir vergi yükümlülüğü ile karşılaşmazlar.
Gerçek usule tabi olan çiftçiler ise işletme büyüklüklerine ve sahip oldukları motorlu araç özelliklerine göre belirlenir. Gerçek usulde vergilendirilen çiftçiler, 'Zirai İşletme Hesabı Esası' veya 'Bilanço Esası' yöntemlerinden birini seçme hakkına sahiptir. İşletme hesabı esasına göre kazanç; hesap dönemi içinde tahsil edilen hasılat ile dönem sonu mahsul değerinin toplamından, ödenen giderler ile dönem başı mahsul değerinin çıkarılmasıyla hesaplanır. Bilanço esasında ise ticari kazancın bilanço usulündeki kuralları geçerlidir.
Gelir Vergisi Kanunu'nun 37. maddesine göre, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır. Bir faaliyetin ticari faaliyet sayılabilmesi için emek ve sermayenin birlikte kullanılması, faaliyetin devamlılık arz etmesi, bir organizasyon dahilinde yürütülmesi ve faaliyet gösteren müessesenin ticari-sınai bir şekil ve niteliğe sahip olması gerekmektedir. Bu unsurların bir arada bulunması, kazancın ticari nitelik kazanmasını sağlar.
Kanun koyucu, genel tanımın yanı sıra bazı özel faaliyetleri de doğrudan ticari kazanç kapsamında saymıştır. Bunlar arasında maden, taş ve kireç ocaklarının işletilmesi, coberlik işleri (borsada kendi namına hisse senedi alım satımı), özel okul ve hastane işletmeciliği, gayrimenkul alım-satım ve inşa işleriyle devamlı uğraşılması, satın alınan arazinin 5 yıl içinde parsellenerek satılması ve diş protezciliği yer alır.
Ayrıca, kollektif ortaklıklardaki ortakların payları ile adi veya eshamlı komandit ortaklıklardaki komandite ortakların ortaklık karından aldıkları paylar şahsi ticari kazanç olarak vergilendirilir. Ticari kazançlarda da vergilendirilmeyen alanlar mevcuttur. Bunlar esnaf ve diplomat muafiyetleri ile PTT acenteliği, sergi-panayır kazançları ve kreş/eğitim kurumu işletmeciliği gibi belirli istisnalardan oluşmaktadır.
Mükellef psikolojisi ve işlem kolaylığı gözetilerek getirilen basit usul, belirli büyüklük sınırlarını aşmayan küçük esnaf ve tüccarlar için öngörülmüştür. Basit usule tabi olabilmek için kanunda belirtilen genel ve özel şartların birlikte taşınması zorunludur. Genel şartlar; mükellefin işinde bilfiil çalışması, işyeri kira bedelinin kanuni sınırları aşmaması ve ticari, zirai veya mesleki faaliyetleri nedeniyle gerçek usulde gelir vergisine tabi olmamasıdır.
Özel şartlar ise mükellefin yıllık mal alım, satım veya gayri safi iş hasılatı tutarlarının kanunda belirlenen limitlerin altında kalmasını gerektirir. Alım-satım işi ile hizmet işinin birlikte yapılması durumunda bu limitler birleştirilerek uygulanır. Basit usulde vergilendirilen mükelleflerin defter tutma yükümlülükleri bulunmamaktadır.
Basit usulde safi ticari kazanç; bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ile giderler ve satılan malların alış bedelleri arasındaki olumlu farktan ibarettir. Bu mükellefler, faaliyetlerine ilişkin mal alış, satış ve gider belgelerini düzenli olarak ayrı dosyalarda saklamak ve beyan döneminde bu belgelere göre işlem yapmakla yükümlüdürler.
Gerçek usulde ticari kazanç, mükelleflerin büyüklüklerine göre 'Bilanço Esası (Birinci Sınıf Tüccarlar)' veya 'İşletme Hesabı Esası (İkinci Sınıf Tüccarlar)' yöntemlerine göre tespit edilir. Her türlü ticaret şirketleri, kurumlar vergisine tabi tüzel kişiler ve kanunda belirtilen yıllık alım-satım veya hasılat limitlerini aşanlar birinci sınıf tüccar sayılarak bilanço esasına göre defter tutmak zorundadırlar.
Bilanço esasına göre ticari kazanç, işletmenin dönem sonu öz sermayesi ile dönem başı öz sermayesi arasındaki farktır. Bu hesaplama yapılırken, dönem içinde işletme sahiplerince ilave edilen değerler düşülür, işletmeden çekilen değerler ise eklenir. İşletme hesabı esasına tabi olan ikinci sınıf tüccarlar ise daha basit bir defter tutarlar. Bu esasta kazanç; hasılat ve dönem sonu mal mevcudu toplamından, giderler ve dönem başı mal mevcudu toplamının çıkarılmasıyla hesaplanır.
Her iki yöntemde de safi kazancın tespiti sırasında Gelir Vergisi Kanunu'nun 40. maddesinde yer alan indirilecek giderler ile 41. maddesinde yer alan gider yazılamayacak hususlar (kanunen kabul edilmeyen giderler) dikkate alınır. İşle ilgili genel giderler, çalışanların iaşe-ibate ve sigorta giderleri, amortismanlar ve işle ilgili tazminatlar indirilebilirken; teşebbüs sahibinin kendisi veya ailesi için işletmeden çektiği değerler, ödenen cezalar ve emsallere aykırı transfer fiyatlandırması farkları gider yazılamaz.