2017 yılında yapılan ve 2018 yılında yürürlüğe giren anayasa değişiklikleri ile Türkiye'deki iki tür olağanüstü yönetim usulünden biri olan 'sıkıyönetim' anayasal sistemden tamamen kaldırılmış, olağanüstü hal rejimi tek çatı altında yeniden düzenlenmiştir.
Yabancıların temel haklarının sınırlandırılmasını düzenleyen bu maddeye göre, yabancılar için yapılacak kısıtlamalarda 'kanunla yapılma' şartının yanında mutlaka 'milletlerarası hukuka uygun olma' şartı da kümülatif olarak aranmaktadır.
Anayasal hakların, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak veya laik ve demokratik Cumhuriyeti ortadan kaldırmak amacıyla kullanılmasını yasaklayan maddedir. Bu hüküm militan demokrasinin anayasadaki en somut örneğidir.
Anayasa Mahkemesi kararlarında klasik demokrasiyi; temel hakların en geniş ölçüde güvenceye alındığı, özgürlükçü, hukuk devleti ilkelerine dayanan ve kişiyi ön planda tutan, sınırlamaların ise sadece zorunlu hallerde istisnai olarak uygulandığı rejim olarak tanımlamıştır.
Hukuk öğretisinde kabul edilen ölçülülük ilkesi; başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını (elverişlilik), bu aracın amaç için zorunlu olmasını (gereklilik) ve araç ile amaç arasında aşırı bir oransızlık bulunmamasını (orantılılık) gerektirir.
Anayasa'nın 23. maddesinde seyahat hürriyetinin sınırlandırılması özel bir sebebe bağlanmıştır. Bu hak yalnızca 'suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle' ve suç işlenmesini önlemek amacıyla kanunla sınırlanabilir; genel sağlık veya genel ahlak gibi sebeplerle sınırlanamaz.
Olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlükleri askıya alan veya sınırlayan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, anayasal düzenleme gereği Anayasa Mahkemesi'nin yargısal denetimine tabi tutulamaz ve iptal davasına konu edilemez.