← Ünite 14

Ünite 14: Toplumsal Değişme ve Küreselleşme — Konu Anlatımı

1Toplumsal Değişme Kavramı ve Tarihsel Gelişimi

Toplumsal değişme, kökleri Antik Çağ'a kadar uzanan en eski entelektüel tartışmalardan biridir. Sosyoloji biliminin kurucu babalarından itibaren bu kavram, disiplinin merkezinde yer almıştır. Antik Yunan filozofu Heraklitos'un 'Aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız, çünkü her şey akar' ve 'Değişmeyen tek şey değişimdir' sözleri, değişimin kaçınılmazlığını ve evrenselliğini asırlar öncesinden ortaya koymuştur. Sosyologlar arasında hâkim olan ortak anlayışa göre, hiçbir toplum kendisini tümüyle değişimin dışında tutamaz.

Toplumsal değişme kavramını doğru analiz edebilmek için onunla sıkça karıştırılan evrim, gelişme, ilerleme, çağdaşlaşma, yozlaşma ve yabancılaşma gibi kavramların sınırlarını çizmek gerekir. Örneğin gelişme kavramı; ekonomik büyüme, endüstrileşme, kalkınma ve zenginleşme gibi pozitif anlamlar taşırken, bazı çevreciler için kirlilik ve doğanın tahribi gibi negatif çağrışımlara sahiptir. Evrim kavramı ise 19. yüzyıl tarih felsefesinin sosyoloji üzerindeki etkilerini pekiştiren biyolojik evrim teorilerinden ödünç alınmıştır.

Diğer kavramlar incelendiğinde çağdaşlaşmanın politik içerikli olduğu; bağımsızlaşma, uluslaşma, laikleşme ve kentleşmeyi ima ettiği görülür. Yabancılaşma psikolojik bir kavram olup kuralsızlaşma, yalnızlaşma ve anlam yitimini ifade ederken; yozlaşma teolojik kökenli olup çözülme, materyalistleşme ve ruhsuzlaşmayı anlatır. Tüm bu kavramlar belirli bir istikamet veya değer yargısı (olumlu ya da olumsuz) gösterirken, sosyolojik bir kavram olan toplumsal değişme nötrdür ve kendiliğinden bir yön veya değer istikameti göstermez.

Sosyolojik literatürde toplumsal değişme, yerleşik insan ilişkileri ve davranış kalıplarındaki farklılaşma olarak tanımlanır. Bazı sosyologlar toplumsal değişmeyi kültürel değişmeden ayırsa da, toplumsal değişme büyük ölçüde kültürel değişmeyi de kapsar. Macionis ve Plummer'e göre toplumsal değişmenin dört temel karakteristiği vardır: Boyutları toplumdan topluma farklılaşsa da her yerde gerçekleşmesi, bazen planlı fakat çoğunlukla planlanmamış olması, uyuşmazlıklar ve dirençler yaratması ve bazı değişmelerin diğerlerinden çok daha köklü ve kalıcı olmasıdır.

2Toplumsal Değişmeyi Etkileyen Temel Faktörler

Toplumsal değişmeyi tetikleyen ve yönlendiren çok sayıda faktör bulunmaktadır. Bunların başında fiziki çevre faktörü gelir. Çevre ile toplumsal yapı arasındaki ilişkiyi kuran teorilerin geçmişi oldukça eskidir. Montesquieu, insanların huylarını, duyarlılıklarını ve toplumsal davranışlarını iklim koşullarıyla açıklamıştır. Coğrafi-fizik koşullar, bir ülkenin mimarisinden üretim tarzına kadar her şeyi etkiler. Örneğin dağlık bölgelerde yaşayan insanlar ağırlıklı olarak hayvancılıkla uğraşırken, ovalarda yerleşik olanlar tarımsal faaliyetlere yönelmektedir.

Kültürel faktörler de toplumsal değişmenin en önemli dinamiklerindendir. Bir duyuş, düşünüş ve davranış biçimi olan kültür, insanların çevrelerini nasıl düzenleyeceklerine dair değerler barındırır. Kültürün en güçlü unsurlarından biri olan din, değişimi hızlandırabilir ya da yavaşlatabilir. Max Weber'in Protestan ahlakının kapitalizmin gelişimi üzerindeki rolünü açıklaması buna en somut örnektir. Ancak kültürü değişimin tek belirleyicisi görmek yanlıştır; çünkü kültür de teknoloji ve fiziki çevreden etkilenir.

Teknoloji faktörü, günümüzde toplumsal değişme üzerinde olağanüstü bir güce sahiptir. Özellikle pre-endüstriyel aşamadaki kültürler, teknoloji sayesinde ileri uygarlıkların değerlerinin adeta istilası altında kalmıştır. Televizyon ve internetin yaygınlaşması, geniş kitlelerin tüketim kalıplarını ve düşünce biçimlerini kökten değiştirmiştir. Anadolu'nun en ücra köşesindeki bir çocuk ile büyük kentteki bir çocuk, kitle iletişim araçları sayesinde aynı programları izlemekte ve benzer tüketim taleplerinde bulunmaktadır.

Siyasal örgütlenme ve biyolojik faktörler de değişimi etkileyen diğer unsurlardır. Örneğin, Cumhuriyet dönemi Türkiye'sindeki köklü politik örgütlenme ve reformlar, toplumsal değişimin yönünü doğrudan belirlemiştir. Biyolojik faktörleri savunanlar ise ırkların genetik özelliklerinin toplumsal değişim sürecini etkilediğini iddia etmişlerdir. Ancak günümüzde toplumsal değişmeyi en köklü, hızlı ve geri dönülemez biçimde etkileyen küresel faktör kuşkusuz küreselleşme süreci olmuştur.

3Küreselleşme Kavramı ve Yaklaşımlar

Küreselleşme, günümüzde ekonomiden kültüre kadar yeryüzünün her alanındaki değişimi ifade eden, adeta geçmişin ve geleceğin kapılarını açan anahtar bir kavram haline gelmiştir. Peter Berger küreselleşmeyi 'klişe bir sözcük', Zygmunt Bauman ise 'parolaya dönüşmüş moda bir deyim' olarak nitelendirmiştir. Anthony Giddens ise bu eleştirilere karşı çıkarak, günümüzde küreselleşmeye değinmeyen hiçbir siyasal konuşmanın tamamlanmış sayılamayacağını ve köklü bir tarihsel değişim döneminden geçtiğimizi belirtmektedir.

Küresel (global) sözcüğünün kökeni yaklaşık 400 yıl öncesine gitse de, küreselleşme (globalization) kavramı oldukça yenidir. İlk kez 1960'larda kullanılan terim, 1980'lerde sıkça telaffuz edilmeye başlanmış, 1990'larda ise sosyal bilimlerin en önemli anahtar sözcüğü haline gelmiştir. Küreselleşmenin siyasal, kültürel ve ekonomik sonuçları yaygınlaştıkça, bu süreci destekleyenler kadar ona şiddetle karşı çıkanların sayısı da artmıştır. Çünkü bu süreçten kazanan aktörler olduğu gibi kaybeden kitleler de mevcuttur.

Held, McGrew, Goldblatt ve Perraton'un sınıflamasına göre küreselleşmeye yönelik üç temel yaklaşım vardır. İlki 'aşırı küreselleşmeciler' (radikaller) yaklaşımıdır. Onlara göre ulus devlet, küreselleşme sürecine paralel olarak önemini yitirmiştir. Küresel piyasa mekanizması hükümetlerden daha rasyonel çalıştığı için politikanın yerini almaktadır. Günümüzde insanların politikayla daha az ilgilenmesi ve politikacılardan hayal kırıklığı duyması, ulus devletlerin küresel ekonomiyi yönlendirme gücünü kaybetmesinin doğal bir sonucudur.

İkinci yaklaşım olan 'kuşkucular' (küreselleşme karşıtları), dünyada yeni hiçbir şeyin olmadığını savunur. 19. yüzyıldaki para ve mal hareketliliğinin bugünden az olmadığını, o dönemde insanların pasaportsuz seyahat edebildiğini hatırlatırlar. Onlara göre küreselleşme, refah devletini yok etmek isteyen çevrelerin uydurduğu bir efsane ve ideolojik bir tutumdur. Üçüncü yaklaşım olan 'dönüşümcüler' ise küreselleşmeyi modern toplumları yeniden şekillendiren ana güç olarak görür. Onlara göre iç ve dış işleri arasındaki sınır silinmiş, bilgi ve finans sektörüne dayalı emsalsiz bir küresel pazar kurulmuştur.

4Küreselleşmeyi Ortaya Çıkaran Faktörler ve Süreçteki Yenilikler

Küreselleşme sürecinin ortaya çıkmasında üç temel faktör grubu etkili olmuştur. Bunların ilki teknolojik gelişmelerdir. Özellikle 1980'lerden itibaren enformasyon teknolojilerinin yaygınlaşması dünyada mesafe kavramını ortadan kaldırmıştır. 1945'ten beri okyanus ötesi nakliye bedelleri %50, hava taşımacılığı maliyetleri %80 ve transatlantik telefon bedelleri %99 oranında gerilemiştir. 1930 yılında New York ile Londra arasında 3 dakikalık telefon görüşmesi 245 dolar iken, 1998 yılında bu bedel 35 sente düşmüştür.

İkinci faktör ideolojiktir. Doğu Bloğu'nun yıkılmasıyla birlikte liberal piyasa ekonomisine yönelik güven artmıştır. Eski planlı ve devletçi ekonomiler, serbest ticaretin ve yabancı sermayenin imkanlarından yararlanmak için hızla piyasa mekanizmasına eklemlenmiştir. Üçüncü faktör ise ekonomiktir. Gelişmiş ülkelerde iç piyasaların doyması ve 1970'lerdeki petrol krizleri, firmaları dış piyasalara açılmaya zorlamıştır. Çok uluslu şirketler üretimi tüm yerküreye yaymış, finans piyasalarında her gün devasa miktarda para ülkeler arasında akmaya başlamıştır.

Küreselleşme sürecini geçmişteki ekonomik enternasyonalizmden ayıran ve onu 'yeni' kılan dört temel boyut vardır: Yeni piyasalar (günde 24 saat kesintisiz çalışan, her gün 1,5 trilyon dolardan fazla paranın el değiştirdiği küresel finans piyasaları), yeni aletler (mobil telefonlar, internet bağlantıları ve medya networkları), yeni aktörler (Dünya Ticaret Örgütü, çok uluslu şirketler ve sivil toplum kuruluşları) ve yeni kurallar (ulusal hükümetlerin hareket alanını daraltan çok taraflı ticaret antlaşmaları ile insan hakları hassasiyetleri).

5Küreselleşmenin Toplumsal Sonuçları ve Yarattığı Riskler

İçinde yaşadığımız çağda risk, belirsizlik, güvensizlik, eşitsizlik ve toplumsal çözülme, küreselleşmenin toplumsal sonuçlarını açıklamada en sık başvurulan kavramlardır. Küreselleşme süreci, ulusal ekonomilerin bütünleşmesine paralel olarak toplumsal sorunları da küresel düzeye taşımıştır. Bu süreçte iyi eğitimli, yüksek vasıflı ve değişime uyum sağlayabilen bireyler küreselleşmenin kazananları olurken; eğitimsiz, vasıfsız ve korumasız geniş halk kitleleri kaybedenler kulübünü oluşturmaktadır.

Küreselleşmenin yarattığı en büyük toplumsal risklerden biri, geleneksel bağlarından kopan ve yeni düzene uyum sağlayamayan insanların fundamentalist (köktenci) hareketlere yönelmesidir. İnsanlar adeta 'McDonalds' (küresel tüketim kültürü) ile 'cihat' (yerel/köktenci tepki) seçenekleri arasında sıkışmaktadır. Örneğin Avusturya gibi gelişmiş ülkelerde bile küreselleşmeye eşlik eden istihdam daralması, neo-nazi hareketlerin canlanmasına yol açmaktadır. Huntington gibi yazarlar ise bu sürecin uygarlık bilincini güçlendirerek çatışmaları tetikleyeceğini savunmaktadır.

Sosyolog Dani Rodrik'e göre küreselleşme toplumsal bütünlüğe ikili bir darbe indirmektedir: Bir taraftan toplumsal örgütlerin temel ilkeleriyle çelişkileri derinleştirmekte, diğer taraftan da bu çelişkilerin toplum tarafından tartışılarak çözülmesini sağlayan ulusal güçleri zayıflatmaktadır. Küreselleşmenin kuralsız ve vahşi işleyişi, Seattle'da Dünya Ticaret Örgütü toplantısı sırasında gerçekleşen ve 1968 olaylarından daha büyük etki yaratan kitlesel protestolarla küresel bir tepkiye dönüşmüştür. Bu durum, küreselleşmeye insani bir yüz kazandırma arayışlarını zorunlu kılmaktadır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250