1970'li yıllardan itibaren artan rekabet ortamında faaliyette bulunan işletmeler yeniden
yapılanma sürecine girmişlerdir. Çünkü kitle üretimi için gerekli olan piyasalar büyük ölçüde
doyma sürecine girmiş ve rekabet ise çok daha fazla şiddetlenmiştir. Yine ucuzlayan ve
yaygınlaşan teknolojiler sayesinde kitle iletişim araçlarında tekeller kırılmaya başlanmış ve
toplumsal farklılaşma ve dolayısıyla bireyselleşme güç kazanmaya başlamıştır. Tüketici artık
kendisine sunulan çeşitli ürünler karşısında gerçek anlamda krallığını ilan etmiştir. Bir
üründen diğerine çok daha kolay geçer hâle gelmiştir.
Postendüstriyel dönüşüm sürecinde Taylorizm gibi endüstri toplumunun ürünü olan ve
Weber tarafından rasyonel organizasyon biçimi olarak sunulan bürokratik örgütlenme de katı
ve hantal yapısıyla günümüzün gereksinimlerine cevap veremez hâle gelmiştir. 70'lerin
sonlarından itibaren kitle üretiminin krize girmesi neticesinde işin örgütlenmesinde yeni
arayışlar başlamıştır. Ortaya çıkan bu üretim biçimi Lash ve Urry gibi bazı sosyologlar
tarafından çok net bir görünüm sergilemediğinden sermayenin düzensiz yeniden yapılanması
ya da “örgütsüz kapitalizm” olarak tanımlamaktadır.
Modern/endüstriyel toplumların gelişimine paralel olarak “mekanik örgüt” anlayışı da
daha çok sorgulanmaya başlanmıştır. Homoeconomicus'a indirgenen insanın ihmal edilen
diğer boyutları yeniden keşfedilmeye başlanmıştır. Post-endüstriyel çağda insan faktörünün
daha önceki endüstri uygarlığında görülmedik düzeyde üretim/yönetim sürecinde stratejik
önem kazanması toplumsal sorumluluk konusuna da özel bir önem kazandırmıştır. Post-
endüstriyel dönüşüm sürecinin hız kazandığı 1980'li yıllarda, çalışma hayatında moral
değerlere ilginin “iş ahlakı” ya da “kurumsal kültür” adı altında yeniden hızla yükselişine
tanık olunmuştur.
