Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını ödeyememesi üzerine 1881 Muharrem Kararnamesi ile kurulan ve alacaklı devletlerin temsilcilerinden oluşan uluslararası borçlar idaresidir. Devletin en karlı vergi gelirlerine el koyarak vergi toplama yetkisini üstlenen bu kurum, Osmanlı mali bağımsızlığını zedelemiş ve devleti yarı sömürge durumuna düşürmüştür.
Osmanlı Devleti’nin dış borç faizlerini ödeyemez duruma gelmesi üzerine 20 Aralık 1881 tarihinde ilan edilen ve Duyun-ı Umumiye İdaresi’nin kurulmasına yasal dayanak teşkil eden mali kararnamedir. Bu kararname ile alacaklıların alacakları yeniden yapılandırılmış ve Osmanlı maliyesi yabancı denetimine girmiştir.
1839 yılında Gülhane Parkı’nda okunan, Osmanlı Devleti’nde hukukun üstünlüğü, can ve mal güvenliği, adil vergilendirme ve kanun önünde eşitlik gibi Batılı tarzda idari ve hukuki düzenlemeleri içeren ıslahat belgesidir. Padişahın yetkilerini kendi iradesiyle ilk kez hukuki kurallarla sınırlandırma teşebbüsüdür.
1856 Paris Antlaşması öncesinde Batılı devletlerin baskısı ve desteğinin diyeti olarak ilan edilen, gayrimüslimlere Müslümanlarla eşit haklar (din, mezhep, eğitim, mülk edinme) tanımayı amaçlayan fermanaktır. Bu ferman iç işlerine müdahale için Avrupalı devletlere bahane teşkil etmiştir.
Tanzimat reformlarının yetersizliğine tepki göstererek, Batı tarzı hürriyetlerin, meşruti rejimin ve anayasal düzenin getirilmesini savunan Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi gibi aydın ve yazarlardan oluşan muhalif fikir hareketidir. Halkın yönetime katılması ve millet egemenliği fikrini savunmuşlardır.
93 Harbi’nin en bunalsımcı döneminde tahta çıkan, Osmanlı Devleti’ni kurtarmak için aktif denge siyaseti, eğitim reformları ve İslam birliği (Panislamizm) politikasını uygulayan Osmanlı padişahıdır. Döneminde telgraf ve demiryolu ağları genişletilmiş, vilayetlerde çok sayıda idadi ve rüştiye açılmıştır.
II. Abdülhamid döneminde iç politikada toplumsal dayanışmayı sağlamak, dış politikada ise İngiltere, Fransa ve Rusya’nın sömürgelerindeki Müslümanlar üzerinde hilafet makamının manevi gücünü bir tehdit ve denge unsuru olarak kullanmayı amaçlayan siyasi ideolojidir. Batılı sömürgecilere karşı bir savunma refleksi olarak geliştirilmiştir.
1859 yılında Sultan Abdülmecit’i tahttan indirerek eski düzeni yeniden kurmayı amaçlayan “Müdafaa-i Şeriat” cemiyetinin ihbar edilmesi üzerine Kuleli Askeri Lisesi’nde yargılamaları yapılan başarısız darbe ve muhalefet girişimidir. Islahat Fermanı’na ve batılılaşma hareketlerine karşı İstanbul’da ortaya çıkan ilk ciddi tepkilerden biridir.
1864 yılında çıkarılan ve ülke idaresini vilayet, sancak, kaza ve köy birimlerine ayıran, yöneticilerin görevlerini belirleyen ve yerel meclislerin oluşumunu düzenleyen idari düzenlemedir. Bu nizamname ile mahalli idarelerde seçim sistemi ve Müslüman-gayrimüslim eşitliği fiilen uygulanmaya başlanmıştır.
1868 yılında Sultan Abdülaziz döneminde kurulan, halkın haklarının korunması, hükümet işlerinin denetlenmesi ve yasama çalışmalarına katkı sağlanması amacıyla oluşturulan bugünkü Danıştay'ın temeli olan danışma ve idari meclistir. Meşrutiyet idaresine geçişte önemli bir tecrübe alanı olmuştur.
II. Abdülhamid döneminde büyük ölçüde Türk mühendis ve işçilerinin emeğiyle, dünya Müslümanlarının maddi yardımları yapılarak Şam’dan Medine’ye kadar inşa edilen stratejik demiryoludur. Panislamizm politikasının en somut ve görkemli eseri olarak kabul edilmektedir.
1838 yılında İngiltere ile imzalanan ve İngiliz tüccarlara iç ticaret ve gümrük kolaylıkları tanıyan antlaşmadır. Bu antlaşma, kendi halindeki Osmanlı imalat sanayinin Avrupa endüstrisinin üstün rekabet gücü karşısında çökmesine ve ekonomik bağımsızlığın zedelenmesine yol açmıştır.
Osmanlı eğitim hizmetlerini merkezileştirmek ve modernleştirmek amacıyla 1879 yılında kurulan, ilk, orta ve yükseköğretim daireleri ile taşrada maarif müdürlüklerini barındıran bakanlık teşkilatıdır. Fransız maarif teşkilatı model alınarak yapılandırılmıştır.
II. Abdülhamid döneminde ilköğretim kademesini yaygınlaştırmak ve modernleştirmek amacıyla açılan, geleneksel sıbyan mekteplerinin yerini alan resmi ilkokul basamağıdır. Ülke genelinde sayıları hızla artırılmıştır.
Osmanlı eğitim sisteminde ilköğretim ile idadi (lise) arasında yer alan ortaokul düzeyindeki eğitim kurumudur. II. Abdülhamid döneminde sayıları imparatorluk genelinde (1879'da 277'den 1888'de 435'e) büyük bir hızla artırılmıştır.
Osmanlı eğitim sisteminde rüştiye ile yüksekokullar arasında yer alan lise düzeyindeki eğitim kurumudur. II. Abdülhamid döneminde özellikle İstanbul dışındaki vilayetlerde sayıları 6'dan 98'e çıkarılarak eğitim taşraya yayılmıştır.
1876 yılında ilan edilen ve Türk demokrasi tarihi ile eğitim tarihi açısından büyük önem taşıyan ilk Osmanlı anayasasıdır. Eğitimle ilgili maddelerinde ilköğretimin mecburi olduğu ve herkesin özel öğretim yapabileceği hükme bağlanmıştır.
II. Abdülhamid döneminde dostane ilişkiler kurmak ve İslam dünyasında Japon tarzı ilerleme modeline olan ilgiye karşılık 1888-1889 yıllarında Japonya’ya gönderilen Osmanlı okul gemisidir. Ziyaret ettiği limanlardaki Müslüman topluluklar arasında büyük bir heyecan ve halife sevgisi uyandırmıştır.
II. Abdülhamid’in, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi büyük emperyalist devletlerin baskılarına karşı, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğüne zarar vermeyecek şekilde Almanya gibi alternatif bir büyük gücü yanına çekerek yürüttüğü dış politika stratejisidir.
Ziraat bankalarına sermaye sağlamak amacıyla aşar vergisi üzerine konulan, 1883 yılında II. Abdülhamid tarafından yüzde 39’a çıkarılarak üçte biri yeni okulların ve idadilerin yapımı için (Maarif Hisse-i İanesi) ayrılan özel eğitim vergisidir.
1858 yılında Islahat Fermanı’na ve gayrimüslimlere tanınan haklara tepki olarak Cidde’de hac mevsiminde yaşanan, Hıristiyan tüccarların yanı sıra İngiliz ve Fransız konsoloslarının da hayatını kaybettiği, yabancı devletlerin gemi gönderip idamlar gerçekleştirdiği şiddetli ayaklanmadır.
Maarif Nezareti’nin modernleştirilmesi sürecinde, eğitim verilerini toplamak, okullaşma oranlarını takip etmek ve eğitim politikasını veriye dayalı planlamak amacıyla kurulan birimdir.
Osmanlı Devleti’nde mahallelerde ve köylerde cami yanlarında bulunan, çocuklara elifba, Kur'an ve temel dini bilgilerin öğretildiği geleneksel ilk eğitim kurumudur. II. Abdülhamid döneminde bu okullar modernleştirilerek iptidai okullarına dönüştürülmüştür.
Osmanlı Devleti'nin 23 Aralık 1876 tarihinde ilan edilen ilk yazılı anayasasıdır. Padişaha geniş yetkiler tanıyan ve meşruti monarşi rejimini kuran bu metin, millet egemenliğinden uzak olup yürütme ve yasama yetkilerini padişahın güvencesi altına almıştır.
Mithat Paşa tarafından hazırlanan ve meclisin 120 kişiden (80 millet mebusu, 40 devlet mebusu) oluşmasını öngören anayasa tasarısıdır. Hükümetin meclise karşı sorumlu olmasını ve güvenoyu almasını şart koşan otoriter ama yenilikçi bir metindir.
1876 Kanun-i Esasisi ile kurulan ve iki kanattan oluşan genel parlamentodur. Halk tarafından seçilen Heyet-i Mebusan ile padişah tarafından ömür boyu atanan üyelerden oluşan Heyet-i Âyân'ı bünyesinde barındırır.
1876 Anayasası'na göre Osmanlı vatandaşlarının elli bin erkek nüfusa bir mebus düşecek şekilde gizli oyla seçtiği meclis kanadıdır. Halkın temsilcisi olarak yasama faaliyetlerinde bulunmuştur.
Padişah tarafından; bakanlık, valilik, ordu müşirliği gibi üst düzey görevlerde bulunmuş 40 yaşından büyük kişiler arasından ömür boyu atanan üst meclis üyeleridir. İslamî ilkelere aykırı yasaları reddetme yetkisine sahipti.
Prens Sabahattin liderliğinde, 1902 Paris Kongresi'nde yabancı müdahalesini ve merkezîyetçi yapıya karşı adem-i merkeziyetçi yerinden yönetim modelini savunan İttihat ve Terakki muhalifi siyasi kanattır.
Ahmet Rıza Bey başkanlığında, 1902 Paris Kongresi'nde yabancı devletlerin Osmanlı iç işlerine müdahalesine kesinlikle karşı çıkan ve merkeziyetçi yapıyı savunan siyasi gruptur.
13 Nisan 1909 tarihinde İstanbul'da meşrutiyet karşıtı çıkan ve meclisi ara vermeye zorlayan ayaklanmadır. Selanik'ten gelen Mustafa Kemal'in de yer aldığı Hareket Ordusu tarafından bastırılmış, II. Abdülhamit tahttan indirilmiştir.
Egemenliğin millete ait olduğunu belirten, II. Meşrutiyet dönemindeki anayasa değişiklikleriyle vurgulanan ve padişahın yetkilerini sınırlayarak meclisi sistemin merkezine koyan temel demokratik ilkedir.
25 Ekim 1917'de çıkarılan, aile hukuku alanında kadınlara önemli haklar tanıyan ve farklı dine mensup Osmanlıların evlenme-boşanma kurallarını bir araya getiren ilk resmi İslam aile hukuku düzenlemesidir.
Enver Paşa ve arkadaşlarının 1913 yılında hükümet binasını basarak Sadrazam Kâmil Paşa'yı istifaya zorladığı ve Harbiye Nazırı Nazım Paşa'yı vurduğu, İttihat ve Terakki'nin yönetimi fiilen ele geçirdiği askeri darbedir.
18 Ekim 1912 tarihinde İtalya ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan ve Trablusgarp'ın İtalya'ya bırakılmasıyla Osmanlı'nın Kuzey Afrika'daki siyasi varlığını sonlandıran antlaşmadır.
Devlet sınırları içinde yaşayan tüm milletleri din, dil ve ırk ayrımı gözetmeksizin aynı üst kimlik altında toplayarak dağılmayı önlemeyi amaçlayan fikir akımıdır.
Hangi milletten olursa olsun tüm Müslümanların halifenin etrafında birleşmesini ve devlet politikalarının İslam esaslarına göre yürütülmesini savunan, Sırat-ı Müstakim dergisiyle desteklenen fikir akımıdır.
Rusya'nın Balkanlardaki Slav halklarını kendi yönetimi altında birleştirme politikasıdır. Bu politika, özellikle Slav tebaaya sahip Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve bölgede nüfuz kurmak isteyen diğer büyük devletler arasında büyük bir tehdit ve çatışma unsuru olmuştur.
8 Nisan 1904 tarihinde İngiltere ile Fransa arasında imzalanan ve Fas ile Mısır üzerindeki sömürge menfaat çatışmalarını halleden antlaşmadır. Bu antlaşma, Üçlü İtilaf bloğunun kurulmasında kritik bir dönüm noktası oluşturmuştur.
İngiltere, Fransa ve Rusya'nın oluşturduğu, daha sonra İtalya, ABD, Yunanistan gibi devletlerin de katıldığı bloktur. Metne göre bu devletlerin ortak özelliği, birbirlerinin rızası olmadan yeni oluşumlara girişmemeyi taahhüt etmeleridir.
Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın (daha sonra İtalya ayrılarak yerine Osmanlı ve Bulgaristan'ın katıldığı) oluşturduğu bloktur. Savaşın başında İtilaf devletlerine kıyasla daha az nüfus ve askeri potansiyele sahip olmalarına rağmen merkezi konuma sahiplemiştir.
28 Haziran 1914'te Avusturya-Macaristan Veliahdı François Ferdinand ve eşinin Saraybosna ziyareti sırasında Gavrilo Princip adlı Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesidir. Bu olay I. Dünya Savaşı'nın görünen en büyük bahanesini oluşturmuştur.
Osmanlı Padişahı V. Mehmed Reşad tarafından 14 Kasım 1914'te ilan edilen kutsal savaş çağrısıdır. Amaç, İngiltere, Fransa ve Rusya'nın sömürgelerindeki Müslümanları bu devletlere karşı ayaklandırmak ve sömürge askerlerinin Osmanlı'ya karşı savaşmasını engellemektir.
İngiliz takibinden kaçarak Çanakkale'den içeri giren Alman Goben ve Breslav zırhlılarının Osmanlı tarafından satın alındığı iddia edilerek Yavuz ve Midilli adlarını alması olayıdır. Bu gemilerin Amiral Souchon komutasında Rus limanlarını bombalaması Osmanlı'nın resmen savaşa girmesini tetiklemiştir.
Enver Paşa komutasındaki III. Ordu'nun Aralık 1914'te Kafkasya'da Ruslara karşı başlattığı taarruzdur. Kış şartlarına ve yetersiz donanıma karşı yapılan bu harekatta 60.000'den fazla asker çatışmadan ziyade donarak şehit olmuştur.
Irak Cephesi'nde Halil Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetlerinin, General Townsend komutasındaki İngiliz ordusunu kuşatarak 29 Nisan 1916'da esir almasıyla sonuçlanan büyük Türk zaferidir.
Çanakkale Deniz Savaşı'ndan bir gece önce Boğaz'a karanlıkta mayın döşeyerek 18 Mart 1915'te İtilaf donanmasının zırhlılarının sulara gömülmesinde hayati rol oynayan Osmanlı gemisidir.
1917 Bolşevik İhtilali'nin ardından Rusya'nın savaştan çekilmesini sağlayan ve 3 Mart 1918'de imzalanan antlaşmadır. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti Kars, Ardahan ve Batum'u geri almıştır.
İttihat ve Terakki hükümetinin 8 Eylül 1914'te tek taraflı olarak yabancı devletlere verilen ekonomik ayrıcalıkları (kapitülasyonları) kaldırma kararıdır. Bu karara en sert itirazlardan birinin müttefik olmasına rağmen Almanya ve Avusturya'dan gelmesi dikkat çekmiştir.
İtalya'nın İtilaf devletleri safına geçmesini sağlamak amacıyla 26 Nisan 1915'te imzalanan gizli antlaşmadır. Bu antlaşmayla İtalya'ya Adriyatik'teki bazı haklar, 12 Ada ve Antalya yöresi vaat edilmiştir.
Osmanlı Devleti'nin kendi sınırları dışında, müttefiki Almanya'nın yükünü hafifletmek ve Ruslara karşı savaşmak amacıyla Galiçya'ya gönderdiği 15. Türk Kolordusu'nun savaştığı müttefik yardım cephesidir.
İngiltere'nin Hindistan ile olan bağlantısını kesmek ve Mısır'ı geri almak amacıyla Cemal Paşa komutasında 4. Ordu tarafından Sina Çölü aşılarak gerçekleştirilen başarısız taarruz cephesidir.
Romanya'nın İtilaf safına geçerek saldırması üzerine, Alman, Avusturya, Bulgar ve Osmanlı birliklerinin ortaklaşa oluşturduğu ve Türk 6. Kolordusu'nun başarılı savunma savaşları yaptığı cephedir.
Almanya'nın tüm Cermen (Alman) halklarını tek bir siyasi yönetim altında birleştirmeyi ve Alman yayılmacılığını desteklemeyi amaçlayan emperyalist dış politika akımıdır. Rusya bu akımı kendi sahası için tehlike görmüştür.
Çanakkale kara savaşları sırasında Yarbay Mustafa Kemal Bey'in Conkbayırı ve Anafartalar'da Anzak kolordusunu geri çekilmeye zorlayarak Çanakkale'nin düşmesini engellediği stratejik askeri başarıdır.
Osmanlı Devleti'nin topraklarının paylaşılması ve çökertilmesi amacıyla büyük devletler arasında yürütülen uzun vadeli mücadeleler bütünüdür. Rusya, İngiltere ve Fransa gibi devletlerin sıcak denizlere inme ve sömürge alanlarını genişletme çabaları bu meselenin temelini oluşturur.
Osmanlı Devleti'nin dağılmasını önlemek amacıyla büyük devletler arasındaki çıkar çatışmalarından yararlanarak izlediği dış siyaset stratejisidir. Bu politika ile devlet, varlığını uzun süre sürdürmeye çalışmıştır.
Osmanlı topraklarındaki Müslüman unsurları ve dünya Müslümanlarını halifelik etrafında birleştirerek devletin bütünlüğünü korumayı amaçlayan ideolojik yaklaşımdır. Özellikle II. Abdülhamid döneminde bu politika ağırlık kazanmıştır.
II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da çıkan ayaklanmadır. Bu olay sonucunda II. Abdülhamid tahttan indirilmiş ve idari ile siyasi köklü düzenlemelere gidilmiştir.
1912 Meclis-i Mebusan seçimleri sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin baskı ve usulsüzlükleri nedeniyle literatüre geçen seçim adıdır. Bu dönemde çok partili siyasi hayat fiilen yaşanmıştır.
23 Ocak 1913'te Enver Paşa ve arkadaşları tarafından hükümet binasının basılarak Sadrazam Kamil Paşa'nın zorla istifa ettirildiği ve Harbiye Nazırı Nazım Paşa'nın öldürüldüğü darbe olaydır. Bu olayla İttihatçılar yönetimi fiilen ele geçirmiştir.
I. Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında yabancı ekonomik hakimiyetine ve kapitülasyonlara karşı yerli sanayi, tarım ve ticaretin geliştirilmesini amaçlayan ekonomik görüştür. Kapitülasyonlar 1914'te tek taraflı kaldırılmıştır.
İngiltere ve Fransa'nın, Rusya'nın İstanbul, Boğazlar ve Marmara çevresi üzerindeki hakimiyet taleplerini kabul ettiklerini bildirdikleri gizli mutabakattır. Bu antlaşma ile Rusya da müttefiklerinin Orta Doğu'daki çıkarlarını onaylamıştır.
1916 yılında İngiltere ve Fransa arasında imzalanan, Orta Doğu topraklarının iki devlet arasında paylaşılmasını öngören gizli antlaşmadır. Bu antlaşma bölgenin bugünkü sınırlarının ve kaderinin belirlenmesinde etkili olmuştur.
1917 yılında İtalya'ya Batı ve Güney Anadolu (Antalya, Konya, Aydın, İzmir) topraklarının vaat edildiği, ancak Rusya'nın onay vermemesi nedeniyle hukuki geçerlilik kazanamayan gizli antlaşmadır.
İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour tarafından 1917'de yayınlanan ve İngiltere'nin Filistin'de bir Yahudi milli devletinin kurulmasını destekleyeceğini taahhüt eden bildiridir.
Osmanlı Devleti'nde devlet kademelerinde başarı ve sadakatle hizmet eden, Osmanlı kimliğini benimseyen gayrimüslim vatandaşlar (özellikle Ermeniler) için kullanılan 'sadık vatandaş' tabiridir.
27 Mayıs 1915'te çıkarılan, savaş alanlarında ordu aleyhine faaliyet gösteren ve iç güvenliği tehdit eden Ermenilerin savaş bölgesinden güvenli Osmanlı topraklarına (Suriye ve Musul) nakledilmelerini düzenleyen kanundur.
I. Dünya Savaşı'nda İngilizlerin kışkırtmasıyla Mekke Şerifi Hüseyin'in Osmanlı'ya isyan ettiği ve Türk askerlerinin (Fahreddin Paşa komutasında) kutsal toprakları savunduğu cephedir.
ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından 1918'de ilan edilen; diplomaside açıklık, milliyet esasına göre sınırların çizilmesi ve uluslararası barışı korumak için Milletler Cemiyeti'nin kurulmasını öngören 14 maddelik ilkelerdir.
Bolşevik Rusya'nın I. Dünya Savaşı'ndan çekilmek amacıyla merkezi devletlerle 3 Mart 1918'de imzaladığı; Kars, Ardahan ve Batum'un Osmanlı Devleti'ne geri verilmesini sağlayan antlaşmadır.
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nı kaybetmesi üzerine 30 Ekim 1918'de İtilaf Devletleri ile imzaladığı ve ülkenin işgaline zemin hazırlayan ağır şartlı ateşkes antlaşmasıdır.
I. Dünya Savaşı'nı kaybeden devletlerle yapılacak barış antlaşmalarının şartlarını belirlemek ve dünya haritasını yeniden çizmek amacıyla 18 Ocak 1919'da toplanan uluslararası konferanstır.
28 Haziran 1919'da Almanya ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan; Almanya'ya ağır askeri, siyasi ve ekonomik (savaş tazminatı) yükümlülükler getiren barış antlaşmasıdır.
II. Meşrutiyet döneminde, 1 Mart 1916'da çıkarılan ve aile hukuku alanında kadına erkek karşısında ve kanun nezdinde önemli haklar sağlayan hukuki düzenlemedir.
30 Ekim 1918'de Osmanlı heyeti ile İngiliz Amiral Calthorphe arasında imzalanan, Osmanlı Devleti'nin fiilen sona erdiğini gösteren çok ağır şartlı ateşkes antlaşmasıdır. Örneğin, 7. maddesi İtilaf devletlerine stratejik yerleri işgal hakkı tanıyarak ülkenin hükümranlık haklarını bitirmiştir.
Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti'nin topraklarını paylaşmak ve Anadolu'daki Türk siyasi hakimiyetine son vermek amacıyla izledikleri emperyalist politikaların genel adıdır. Metinde bu politikanın bir parçası olarak Doğu Anadolu'da bir Ermeni devleti kurma niyetinden bahsedilmektedir.
Osmanlı idari taksimatında Van, Elazığ, Diyarbakır, Erzurum, Sivas ve Bitlis vilayetlerini kapsayan, günümüz Doğu ve Güneydoğu Anadolu coğrafyasıdır. Mondros'un 24. maddesinde bu illerde karışıklık çıkarsa işgal edileceği belirtilerek buralarda Ermeni devleti hedeflenmiştir.
Mondros Mütarekesi sonrasında Osmanlı hükümetinin sessiz kalması üzerine Türk halkının kendi haklarını korumak ve bağımsız yaşamak amacıyla kurduğu mahalli sivil direniş teşkilatlarıdır. Sivas Kongresi'nde tek çatı altında birleştirilmiştir.
9. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa'nın desteğiyle 5 Kasım 1918'de kurulan, ardından Cenubi Garbi Kafkan Hükümet-i Muvakkatesi adını alan geçici mahalli hükümettir. Türk halkının devlet kurma kabiliyetini dünyaya göstermiştir.
Yunanistan'ın İstanbul ve Batı Anadolu'yu içine alan eski Bizans İmparatorluğunu yeniden kurma hayali ve ülküsüdür. Bu fikir doğrultusunda Mavri Mira ve Etniki Eterya gibi cemiyetler terör faaliyetleri yürütmüştür.
İzmir ve Batı Anadolu'nun Yunanlar tarafından işgal edilmesine karşı çıkmak, işgalin haksızlığını ve kabul edilemez olduğunu savunmak amacıyla üretilen ilke ve direniş ruhudur. İzmir Müdafaa-i Vatan Heyeti bu prensibi savunmuştur.
Mustafa Kemal Paşa'nın arkadaşlarıyla birlikte 22 Haziran 1919'da yayınladığı, Milli Mücadele'nin gerekçe, amaç ve yöntemini belirleyen tarihi belgedir. 'Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır' maddesiyle ilk kez milli egemenlik vurgusu yapılmıştır.
Erzurum Kongresi'nde oluşturulan ve Sivas Kongresi ile yetkileri genişletilerek tüm ülkeyi temsil eder hale gelen yürütme organıdır. Amasya Protokolü ile İstanbul Hükümeti tarafından hukuken tanınmıştır.
Son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 28 Ocak 1920'de kabul edilen, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde şekillenen 6 maddelik milli sınır ve bağımsızlık programıdır. Lozan Antlaşması'na da temel oluşturmuştur.
Mondros sonrasında düzenli ordunun terhis edilmesi üzerine halkın kendiliğinden kurduğu, işgallere karşı vatanı savunan gönüllü silahsız/milis direniş kuvvetleridir. Daha sonra yerini düzenli odaya bırakmıştır.
Kütahya-Eskişehir yenilgisi sonrasında Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için çıkarılan emirlerdir. Halkın elindeki iaşe, giyim ve nakliye araçlarının %40'ına el konulmasını öngörmüştür.
10 Ağustos 1920'de İtilaf devletleri ile İstanbul Hükümeti arasında imzalanan, Osmanlı'yı parçalamayı amaçlayan ve Türk milleti için ölüm fermanı anlamı taşıyan sözde barış antlaşmasıdır. Meclis ve padişah tarafından onaylanmadığı için kağıt üzerinde kalmıştır.
Doğu Cephesi'nde Ermenilere karşı kazanılan askeri başarı sonucunda 3 Aralık 1920'de imzalanan antlaşmadır. TBMM'nin ilk askeri başarısı olup Doğu sınırımızı güvenlik altına almıştır.
TBMM'ye karşı çıkarılan ayaklanmaları ve isyanları önlemek, otoriteyi sağlamak amacıyla TBMM tarafından çıkarılan ve vatan hainlerini yargılayan kanundur.
Asker kaçaklarını önlemek, Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nu uygulamak ve iç isyanları bastırmak amacıyla TBMM tarafından kurulan olağanüstü yetkili mahkemelerdir.
Sakarya Meydan Muharebesi'nde Mustafa Kemal Paşa'nın uyguladığı askeri stratejidir. 'Hatt-ı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır' ilkesine dayanır.
Büyük Taarruz'un zaferle sonuçlanmasının ardından 11 Ekim 1922'de imzalanan, Doğu Trakya'nın savaşılmadan Türk yönetimine devredilmesini öngören ilk siyasi ve diplomatik belgedir.
Son Osmanlı Mebusan Meclisi'nde Mustafa Kemal'in direktifiyle hareket eden milliyetçi milletvekillerinin kurduğu siyasi gruptur. Misak-ı Millî'nin kabulünde büyük rol oynamıştır.
Karadeniz bölgesinde Trabzon merkezli bir Rum Pontus devleti kurmak amacıyla Rumlar tarafından kurulan ve bölgede terör estiren silahlı çete örgütüdür.
Rum Patrikhanesi'nin desteğiyle kurulan, Batı Anadolu ve Trakya'yı Yunanistan'a bağlamayı (Megali İdea) amaçlayan yıkıcı ve bölücü cemiyettir.
İstanbul Hükümeti ve Şeyhülislam Dürrizade tarafından yayınlanan, Milli Mücadele'yi başlatanları 'âsi' ilan eden ve fetvaya dayalı olarak isyanların çıkmasına yol açan hilafet baskılı belgedir.
Mustafa Kemal Paşa'nın Sakarya Meydan Muharebesi için kullandığı, 'büyük kanlı savaş / büyük kıyamet' anlamına gelen ve yeni Türk devletinin tarihine geçen tarihi nitelendirmedir.
Sivas Kongresi kararları gereğince milli iradeyi ve Milli Mücadele'nin haklı sesini halka duyurmak amacıyla çıkarılmaya başlanan kongre gazetesidir.
Hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu, devletin yetkilerinin kaynağının halk iradesinden geldiğini savunan temel ilkedir. 21 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile Anayasal güvenceye kavuşmuştur.
Devlet başkanının halk tarafından belirli bir süre için ve seçimle belirlendiği, egemenliğin halka ait olduğu hükümet şeklidir. Atatürk tarafından Türkiye için en ideal ve faziletli idare tarzı olarak benimsenmiştir.
10 Ağustos 1920'de Osmanlı hükümeti tarafından imzalanan, Osmanlı Devleti'ni hukuken ve fiilen yok eden, topraklarını paylaşan ve ağır askeri-ekonomik kısıtlamalar getiren antlaşmadır. TBMM bu antlaşmayı kesinlikle reddetmiştir.
24 Temmuz 1923'te imzalanan, Türkiye'nin bağımsızlığını, sınırlarını ve egemenliğini uluslararası alanda tescil eden, Sevr'i geçersiz kılan barış antlaşmasıdır. Yeni Türk devletinin tapu senedi niteliğindedir.
21 Ocak 1921 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yazılı anayasası niteliğini taşıyan temel kanundur. İlk maddesinde egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu belirtilmiştir.
Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından kabul edilen ve milli mücadelenin siyasi hedeflerini, sınırlarını ve bağımsızlık esaslarını belirleyen ulusal ant metnidir. Lozan'da temel kılavuz olarak alınmıştır.
Damat Ferit Paşa'nın Sevr Antlaşması'nı kabul ettirmek ve sorumluluğu geniş bir kitleye yaymak amacıyla Padişah başkanlığında Yıldız Sarayı'nda topladığı danışma meclisidir.
Sevr Antlaşması gereğince İngiltere, Fransa, İtalya ve Osmanlı temsilcilerinden oluşan, Türkiye'nin bütçesini, mali kaynaklarını, vergilerini ve borçlanmalarını denetleyecek olan sömürgeci komisyondur.
Büyük Taarruz'un ardından 3-11 Ekim 1922 tarihlerinde imzalanan, Kurtuluş Savaşı'nın askeri safhasını sona erdiren ve Trakya'nın savaşılmaksızın TBMM yönetimine bırakılmasını sağlayan ateşkes antlaşmasıdır.
Osmanlı Devleti'nin yabancı devletlere ekonomik, adli ve mali alanlarda verdiği ayrıcalıklardır. Osmanlı'nın ekonomisini çökertecek boyuta ulaşan bu imtiyazlar Lozan Antlaşması ile tamamen kaldırılmıştır.
Lozan Antlaşması kapsamında Türkiye'de yaşayan Rumlar ile Yunanistan'da yaşayan Türklerin karşılıklı olarak yer değiştirmesini (zorunlu göçünü) öngören maddedir. İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri hariç tutulmuştur.
Osmanlı Devleti'nin dış borçlarını ödeyememesi üzerine alacaklı Avrupa devletleri tarafından kurulan ve Osmanlı gelirlerine el koyan uluslararası borç idaresidir.
Milli Mücadele döneminde Anadolu'nun işgaline karşı halk haklarını savunmak için kurulan cemiyetlerdir. İkinci TBMM döneminde Mustafa Kemal tarafından siyasi parti (Halk Fırkası) haline getirilmiştir.
Bakanlar Kurulu anlamına gelen terimdir. Meclis hükümeti sistemi döneminde bakanlar meclis tarafından ayrı ayrı seçilirken, cumhuriyetin ilanıyla birlikte kabine sistemine geçilmiştir.
Milli Mücadele'ye ve rejime karşı çıkanları, vatana ihanet edenleri, Sevr'i onaylayanları yargılamak amacıyla TBMM tarafından kurulan olağanüstü yetkili mahkemelerdir.
Halk oylaması anlamına gelir. Musul ve Hatay gibi tartışmalı bölgelerin geleceğini belirlemek için İsmet Paşa tarafından Lozan'da halkın tercihini sormak üzere talep edilmiştir.
Saltanatın kaldırılmasından sonra can güvenliğini kaybeden son Osmanlı padişahı Vahdettin'in 17 Kasım 1922'de İngiltere'ye sığınarak İstanbul'u terk ettiği zırhlı gemidir.
20 Ekim 1921 tarihinde TBMM Hükümeti ile Fransa arasında imzalanan ve Güney sınırımızı (Hatay dışında) büyük ölçüde çizen anlaşmadır.
Batı Trakya'da yer alan ve Lozan Barış Konferansı'nda Yunanistan'ın Anadolu'da yaptığı savaş tahribatına karşılık savaş tazminatı olarak Türkiye'ye verilen stratejik yerleşim bölgesidir.
İngiltere'nin Musul bölgesinde Türkiye'nin elini zayıflatmak ve Hakkâri üzerinde hak iddia edebilmek için kışkırttığı azınlık ayaklanmasıdır.
Lozan'da Boğazlar Komisyonu bırakılarak kısıtlanan Türk egemenlik haklarını tamamen Türkiye'ye devreden ve 1936 yılında imzalanan uluslararası sözleşmedir.
Bir ülkenin kendi limanları arasında deniz ticareti yapma ve yolcu taşıma hakkıdır. Kapitülasyonların kaldırılmasıyla bu hak tamamen Türk denizcilerine geçmiştir.
Cumhuriyet yönetiminin ahlaki, erdemli ve halkın çıkarlarını üstün tutan niteliğini vurgulamak amacıyla kullanılan siyasi tabirdir.
Atatürk'ün her şeyi yeri ve zamanı geldiğinde uygulamaya koyma, toplumsal ve siyasal yapıyı çağdaş değerlere göre kökten değiştirme anlayışıdır.
Savaş yıkımlarından çıkan yeni Türkiye'de tarım, ticaret ve sanayi kollarında üretimi artırmak ve halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla başlatılan ulusal kalkınma hamlesidir. Örnek olarak, ekim ve hasat dönemlerinde ağır suçlular dışındaki mahkumların tarla işlerinde çalıştırılması gösterilebilir.
Milli Mücadele'nin en zor günlerinde dahi ihmal edilmeyen, 'aklı hür, vicdanı hür nesiller' yetiştirmeyi hedefleyen ve okuryazarlık oranını artırmak için okulların yaygınlaştırıldığı toplumsal aydınlanma hareketidir. Örnek olarak, 1923'te 4894 olan ilkokul sayısının 1938'de 7862'ye çıkarılması verilebilir.
1 Kasım 1922 tarihinde TBMM kararıyla Osmanlı saltanatının ve şahsi egemenliğe dayalı rejimin ebediyen kaldırılmasıdır. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun tescillendiği bu karar, yeni Türk devletinin rejimi yolundaki en büyük adımdır.
İslam dininin yüzyıllar boyunca siyasi emeller ve hanedan çıkarları doğrultusunda bir araç olarak kullanılmasının önüne geçilerek devlet işleri ile din işlerinin ayrılması ilkesidir. 3 Mart 1924'te Şer'iyye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması bu ilişkinin kesilmesindeki en somut adımdır.
3 Mart 1924 tarihli kanunla, iç ve dış siyasette iki başlılık yaratan, cumhuriyet rejimi aleyhtarlarının odağı haline gelen halifelik makamının ilga edilmesidir. Bu kararla son halife Abdülmecid Efendi ve Osmanlı hanedanı yurt dışına çıkarılmıştır.
3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ülkedeki tüm eğitim kurumlarının Maarif Vekaleti'ne (Milli Eğitim Bakanlığı) bağlanarak eğitim ve öğretimde birlik ve millilik sağlanması reformudur. Medreselerin kapatılıp yerine ilahiyat fakültesi ve imam hatip okullarının açılması bununla gerçekleşmiştir.
20 Nisan 1924 tarihinde kabul edilen, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kapsamlı ve daimi Anayasasıdır. Kuvvetler birliği ilkesini benimseyen, cumhuriyet rejimini güvenceye alan ve temel hak ve hürriyetleri düzenleyen bu anayasa 1960 yılına kadar yürürlükte kalmıştır.
Kurtuluş Savaşı'nın en şiddetli döneminde, savaş devam ederken Ankara'da toplanarak milli ve çağdaş eğitim politikasının esaslarını belirleyen kongredir. Atatürk bu kongrede eğitime verdiği hayati önemi vurgulamıştır.
Bir ülkenin belirli bir yılda ürettiği mal ve hizmetlerin toplam parasal değeridir. Cumhuriyetin ilk yılı olan 1923'te Türkiye'nin GSMH'sı 952.600.000 lira iken, bu miktar 1938'de yaklaşık %100 artarak 1.895.700.000 liraya ulaşmıştır.
Lozan Anlaşması ve savaşlar sonrasında ülkeye göç eden veya nüfus değişimiyle gelen Türk ve Müslüman göçmen gruplarıdır. Cumhuriyet yönetimi bu kesimlere toprağa yerleşmeleri için milyonlarca dönüm arazi dağıtmıştır.
Osmanlı döneminde yabancı şirketlerin imtiyazına ve kilometre garantisine verilmiş olan demiryollarının, genç Cumhuriyet tarafından satın alınarak milli kontrol altına alınması ve hat uzunluğunun artırılması faaliyetidir. Örnek olarak, 1923'te 3756 km olan hat uzunluğunun 1938'de 7148 km'ye çıkarılması gösterilebilir.
Milli Mücadele'yi yürüten ve Birinci ile İkinci TBMM'de çoğunluğu oluşturan siyasi gruptur. Bu grup daha sonra Atatürk'ün liderliğinde Halk Fırkası'na dönüşmüştür.
Birinci TBMM'de Mustafa Kemal Paşa ve hükümet politikalarına karşı muhalefet eden, hilafet ve saltanatın korunması veya meclis yetkileri konusunda farklı görüşler savunan milletvekili grubudur.
Osmanlı'dan devralınan, din işleri ve vakıfların yönetiminden sorumlu bakanlıktır. İki başlılığa son vermek ve laik düzene geçmek amacıyla 3 Mart 1924'te kaldırılmış, yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur.
Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüten ve askeri işlerle birlikte siyasi süreçlerde de etkili olan bakanlıktır. 3 Mart 1924'te bakanlık statüsü kaldırılarak hükümetten bağımsız, doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı Genelkurmay Başkanlığı haline getirilmiştir.
Şer'iyye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılmasından sonra, İslam dininin inanç ve ibadet esaslarını yürütmek, dini kurumları yönetmek ve Başbakanlığa bağlı olarak çalışmak üzere 3 Mart 1924'te kurulan resmi kurumdur.
Osmanlı döneminde yabancı demiryolu şirketlerine, işlet zarar etse dahi döşedikleri her kilometre başına devlet tarafından kar ödenmesini taahhüt eden ekonomik imtiyaz sistemidir.
Osmanlı döneminde tapu senetleri üzerine konulan ve padişahlık otoritesini simgeleyen ifadedir. Cumhuriyetin ilanından sonra bu ibare kaldırılarak yerine 'milli' sıfatı getirilmiştir.
Mondros Mütarekesi sonrasında İtilaf devletlerinin baskıları ve İstanbul hükümetinin kararıyla idam edilen eski Boğazlıyan Kaymakamı'dır. Yeni devlet tarafından itibarı iade edilmiş ve ailesine 'vatana hizmet tertibinden' maaş bağlanmıştır.
5 Ağustos 1923 tarihinde Türk Kara Kuvvetleri'nin barış dönemine geçişini sağlamak amacıyla uygulanan askeri teşkilatlanma projesidir. Proje ile ordu müfettişlikleri, kolordular ve tümenler yeniden konuşlandırılmıştır.
24 Kasım 1923 tarihinde Londra'dan Başbakan İsmet İnönü'ye gönderilen ve hilafetin kaldırılmaması gerektiğini, aksi takdirde İslam dünyasında ayrılıklar çıkacağını savunan mektuptur. Bu dış müdahale hilafetin kaldırılması sürecini hızlandırmıştır.
Milli Mücadele döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında vatan hainliği, ayaklanmalar ve rejime karşı faaliyet gösterenleri yargılamak üzere kurulan olağanüstü yetkili mahkemelerdir. İstanbul'daki muhalif basın ve faaliyetleri denetlemek üzere de İstanbul'a gönderilmiştir.
1924 yılı Şubat ayında İzmir'de gerçekleştirilen askeri tatbikatlardır. Mustafa Kemal Paşa bu tatbikatlar sırasında ordu komutanlarıyla (Ali Fuat Paşa, Kazım Karabekir vb.) görüşerek hilafetin kaldırılması ve laiklik reformları için son istişareleri yapmıştır.
Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından kabul edilen ve yeni Türkiye'nin milli sınırlarını ve bağımsızlık esaslarını çizen ulusal yemin metnidir. Saltanatın kaldırılması kararının değeri Misak-ı Milli ile eşdeğer tutulmuştur.
Milleti bizzat kendi mukadderatına hâkim kılmak esasıdır. Atatürk döneminde yapılan tüm düzenlemelerin halkın ruhundan çıkması ve millet egemenliğinin ön plana çıkarılması gerektiğini ifade eder.
İstiklal Harbi'nin en sıkışık zamanı olan Kütahya-Altıntaş muharebeleri sırasında toplanan kongredir. Yeni devletin uygulayacağı eğitim politikaları için öğretmen ve müfettişlerin görüşleri alınarak eğitime verilen önemi göstermiştir.
Saffet Arıkan'ın bakanlığı ve Atatürk'ün direktifleriyle 1936'da başlatılan uygulamadır. Askerliğini erbaş olarak yapan ve okuma yazma öğrenen köy çocuklarının sekiz aylık eğitimden sonra az nüfuslu köylere öğretmen olarak atanmasını amaçlamıştır.
Eğitim ve öğretimin birleştirilmesini öngören kanundur. Bu kanun gereği medreseler kapatılmış, ilahiyat fakültesi ve imam-hatip okulları açılmasına yasal zemin hazırlanmıştır.
Osmanlı devletinden devralınan en yüksek eğitim kurumudur. Siyasi ve sosyal değişimlere yeterince destek vermediği ve tarafsız kaldığı gerekçesiyle 1933 yılında kapatılarak yerine İstanbul Üniversitesi kurulmuştur.
Türkiye İktisat Kongresi'nde kabul edilen iktisadi yemin metnidir. Çalışma hayatından israfa, kooperatifçilikten ormanların korunmasına kadar milli ekonomi ilkelerini formüle etmiştir.
17 Şubat - 4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir'de çiftçi, tüccar, sanayici, işçi ve bürokratların katılımıyla gerçekleştirilen kongredir. Türkiye'nin uygulayacağı ekonomik model ve kalkınma stratejisi belirlenmiştir.
Toplumun sosyal, kültürel ve günlük hayatını çağdaşlaştırmak amacıyla 1925 yılında gerçekleştirilen inkılap hareketidir. Kastamonu gezisi sonrasında uygulamaya konulmuştur.
Atatürk'ün 1930 ilkbaharındaki Akdeniz gezisi sırasında yaptığı tespitler ve ekonomik krizin etkileri sonucunda kurulan Cumhuriyet döneminin ikinci muhalefet partisidir.
Topraksız veya az topraklı köylülerin işleyebilecekleri araziye sahip kılınarak hem üretimin artırılması hem de rejimin kırsalda kökleştirilmesinin amaçlandığı temel tarım politikasıdır.
İktisat vekili Celal Bayar tarafından 10 Aralık 1936 tarihinde Başbakanlığa sunulan rapordur. Doğu vilayetlerinde halka toprak dağıtılması, üretim imkânlarının yaratılması ve ağalık düzeninin kaldırılması konularını içermektedir.
Tarım alanında uzmanlaşmış eleman ihtiyacını karşılamak ve zirai alanda bilimsel araştırmalar yapmak üzere Ankara'da kurulan yükseköğretim ve araştırma kurumudur.
17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen, aile hukuku, miras ve mülkiyet gibi alanlarda toplumsal yapıyı çağdaş esaslara göre düzenleyen temel kanundur.
21 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen, toplumsal alandaki ayrıcalık belirten unvanları kaldıran ve resmi işlerde düzeni sağlayan kanundur.
30 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan kanunla, toplumsal hayatı hurafelerden ve istismar alanlarından kurtarmak amacıyla dini kurumların faaliyetlerine son verilmiştir.
Doğu illerinde huzur, güven ve kalkınmayı sağlamak, devlet otoritesini pekiştirmek amacıyla kurulan idari bölge teşkilatıdır.
Çiftçilerin kredi, satış ve üretim vasıtalarını ortaklaşa kullanmalarını sağlamak amacıyla teşvik edilen ekonomik dayanışma teşkilatlanmasıdır.
Kırsal alanda otoriteyi elinde bulunduran, köylüyü baskı altında tutan yerel güç odakları ve ağalardır. Devlet politikalarıyla bu kesimlerin etkisinin kırılması amaçlanmıştır.
Atatürk'ün manevi kızı Afet İnan ve Tevfik Bıyıklıoğlu'nun yardımlarıyla, okullarda gençlere devlet, demokrasi ve vatandaşlık bilinci kazandırmak amacıyla hazırlatılan ders kitabıdır.
Milli Eğitim Bakanlığı'dır. 1933 yılına kadar valiliklerin sorumluluğunda olan meslek ve sanat okulları bu tarihten itibaren bu bakanlığın idaresine verilmiştir.
1924 yılında Kazım Karabekir ve arkadaşları tarafından kurulan, muhalefet görevini üstlenen ve liberal, demokratik ilkeleri savunan ilk muhalefet partisidir. Programındaki 'dini inanç ve düşüncelere hürmetkârız' maddesi tartışma yaratmış, Şeyh Sait isyanı sonrasında kapatılmıştır.
1930 yılında Atatürk'ün isteğiyle Ali Fethi Okyar tarafından kurulan, hükümetin ekonomi politikalarını eleştiren ve çok partili hayata geçiş denemesi olan muhalefet partisidir. Kısa sürede rejim karşıtlarının odağı haline gelince kendi istekleriyle feshedilmişlerdir.
1925 yılında Doğu Anadolu'da dini ve etnik hassasiyetleri istismar ederek saltanat ve hilafeti geri getirmek amacıyla çıkarılan ve Cumhuriyet rejimine karşı ilk ciddi tehdit olan isyandır. Takrir-i Sükûn kanunu ve askeri müdahaleyle bastırılmıştır.
1930 sonunda Menemen'de Derviş Mehmet ve gruplarının şeriat ilan etmek amacıyla çıkardığı ve Yedek Subay Kubilay'ı şehit ettiği irtica kaynaklı isyandır. Askeri mahkemede yargılamalar yapılmış ve suçlular idam edilmiştir.
1932 yılında halkın kültür, sanat, spor ve eğitim seviyesini yükseltmek ve inkılapları halka benimsetmek amacıyla açılan yaygın eğitim kurumudur. Dokuz şube halinde faaliyet göstermiş, 1951 yılında kapatılmıştır.
1932-1934 yılları arasında Şevket Süreyya Aydemir ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu öncülüğünde çıkarılan Kadro Dergisi etrafında birleşen aydınların Türk inkılabına ideoloji ve teori kazandırma çabasıdır. Kapitalizm ve sosyalizme karşı üçüncü yol olarak devletçiliği savunmuşlardır.
Kadro hareketinin baş ideoloğu ve teorisyeni olan, Türk inkılabının bir felsefeye ve nazariyeye ihtiyacı olduğunu savunarak Kadro Dergisi'ni çıkaran önemli bir aydın ve yazardır.
Kadro hareketinin kurucularından, edebiyatçı ve devlet adamı olup, derginin çıkmasında ve görüşlerin kamuoyuna duyurulmasında bürokratik ve entelektüel destek sağlamıştır.
1930'lu yıllarda Büyük Buhran'ın etkileriyle Türkiye'de benimsenen, ekonomik kaynakların ve yatırımların devlet öncülüğünde belirli bir plan ve program dahilinde yürütülmesini öngören sistemdir.
Şeyh Sait isyanını bastırmak ve iç huzuru sağlamak amacıyla 1925 yılında çıkarılan, hükümete rejim aleyhinde her türlü yayın, eylem ve kuruluşu yasaklama yetkisi veren olağanüstü kanundur.
Osmanlı döneminden kalan ve köylünün tarımsal ürünlerinden alınan ağır bir vergi olup, devlet gelirlerinin büyük kısmını oluşturmasına rağmen köylüyü ezdiği için 1925 yılında kaldırılmıştır.
1927 yılında çıkarılan ve özel sektörün sanayi alanında yatırım yapmasını teşvik etmek, kredi sağlamak ve vergi muafiyetleri tanımak suretiyle milli sanayiyi kurmayı amaçlayan kanundur.
1926 yılında Ziya Hurşit ve bazı eski ittihatçılar tarafından Atatürk'ün İzmir gezisi sırasında düzenlenmek istenen başarısız suikast girişimidir. İstiklal Mahkemelerinde yargılamalara yol açmıştır.
Harf inkılabından sonra halka okuma-yazma öğretmek ve temel bilgileri kazandırmak amacıyla 1928'de kurulan yaygın eğitim kurumlarıdır.
1933 yılında kurulan, hammaddesi yurt içinden sağlanan sanayi yatırımlarına öncelik veren ve devletçilik ilkesinin öncü finans ve sanayi kurumu olan bir kalkınma bankasıdır.
1935 yılında enerji ve madencilik alanındaki araştırmaları, işletmeleri denetlemek ve madenleri millileştirmek amacıyla kurulan kamu bankasıdır.
1935 yılında ülkenin yeraltı zenginliklerini, madenlerini ve enerji kaynaklarını bilimsel yöntemlerle aramak ve belirlemek amacıyla kurulan enstitüdür.
Milli mücadeleyi yürüten ve Cumhuriyetin ilk yıllarında mecliste büyük çoğunluğu oluşturan siyasi gruptur.
Milli mücadele döneminde ve inkılaplara karşı çıkan isyanlar (Şeyh Sait isyanı, İzmir suikastı vb.) döneminde olağanüstü yetkilerle donatılarak yargılama yapan özel mahkemelerdir.
1934-1938 yılları arasında uygulanan, iç kaynaklara dayalı hammaddeleri işleyen ve temel tüketim mallarını üretmek amacıyla hazırlanan ilk kapsamlı sektörel sanayi planıdır.
Milli kültürün geliştirilmesi amacıyla çalışan, ancak çok partili hayatta muhalefetle ilişkilendirilen ve 1931'de kapatılarak binaları Halkevlerine devredilen sivil toplum teşkilatıdır.
Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olması prensibidir. Atatürk tarafından demokrasinin temel dayanağı olarak kabul edilmiş, Osmanlı'daki hanedan hâkimiyetinden bu ilkeye geçiş hedeflenmiştir.
1930 yılında Atatürk'ün teşvikiyle Ali Fethi Okyar ve arkadaşları tarafından kurulan ikinci muhalefet partisidir. Ekonomik sıkıntıları çözmek ve mecliste denetim sağlamak amacıyla kurulmuş ancak 3 ay sonra feshedilmiştir.
Cumhuriyet döneminin ilk muhalefet partisidir. Kazım Karabekir ve arkadaşları tarafından kurulmuş, programındaki bazı maddeler ve Şeyh Said isyanı ile ilişkilendirilmesi nedeniyle kapatılmıştır.
Şeyh Said isyanı sonrasında toplumsal huzuru ve rejimi korumak amacıyla çıkarılan yetki kanunudur. Bu kanun ve İstiklal Mahkemeleri dönemin muhalefet hareketlerinin baskılanmasında etkili olmuştur.
Belediye seçimlerindeki tartışmalar ve yolsuzluklar üzerine Atatürk'ün önerdiği, her iki partinin adaylarını kendisinin belirleyeceği ve farklı fikirlerin mecliste tartışılmasını sağlayacak partiler üstü formüldür.
Meclisin hükümet veya bakanları denetleme yoludur. Serbest Fırka lideri Fethi Bey, seçimlerdeki yolsuzluklar nedeniyle İçişleri Bakanı Şükrü Kaya hakkında gensoru önergesi vermiştir.
Yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin tek bir elde (Meclis'te) toplanmasıdır. Atatürk, milletin şartlarına ve olağanüstü dönemin gereklerine uygun olduğu için birinci TBMM'de bu ilkeyi savunmuştur.
Tüm dünyayı sarsan ve Türkiye ekonomisini de olumsuz etkileyen büyük ekonomik krizdir. Tarım ürünleri fiyatlarının düşmesi ve dış ticaret açıkları halkı ekonomik darlığa sürüklemiştir.
Eski başbakanlardan olup Atatürk'ün yakın arkadaşlarındandır. Atatürk'ün isteğiyle Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı kurmuş ve partinin genel başkanlığını yürütmüştür.
Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurucuları arasında yer alan, liberal düşünceye bağlı önemli bir fikir adamı ve siyasettir. Partinin İzmir gezisinde yaşananlara tanıklık etmiştir.
Dönemin İzmir Valisidir. Serbest Fırka'nın İzmir ziyareti öncesinde can güvenliği gerekçesiyle Fethi Bey'in şehre gelmesini engellemeye çalışmıştır.
Dönemin İçişleri Bakanıdır. Serbest Fırka'nın faaliyetleri sırasında valiliklere genelgeler göndererek gerici propaganda ile mücadele edilmesini emretmiş, Fethi Bey tarafından gensoru ile suçlanmıştır.
Dönemin başbakanı ve Cumhuriyet Halk Fırkası yöneticisidir. Serbest Fırka'nın kurulmasına ve faaliyetlerine mesafeli yaklaşmış, Sivas konuşmasıyla rahatsızlığını ilk kez açıkça dile getirmiştir.
Seçmenlerin araya ikinci seçmen girmeden doğrudan kendi temsilcilerini seçtiği sistemdir. Serbest Fırka programında bu sistemin kabul edilmesi savunulmuştur.
Atatürk'ün çocukluk arkadaşı ve yakın silah arkadaşıdır. Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurucuları arasında yer almıştır.
Millî şair olarak tanınan, Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluşunda yer alan fikir ve edebiyat insanlarından biridir.
Dönemin Meclis Başkanıdır. İzmir'deki olayları yerinde incelemek ve rapor vermek üzere Atatürk tarafından İzmir'e gönderilmiştir.
Dönemin önde gelen gazeteci ve yazarlarındandır. Hükümet çevrelerinin ve İsmet İnönü'nün çok partili hayata geçiş konusundaki görüşleri hakkında yazılar kaleme almıştır.
Türk milletini çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma amacını güden; vatan, millet, devlet ve vatandaş haklarını milli egemenlik temelinde şekillendiren fikir sistemidir. 1931 CHP programıyla altı ilke halinde resmileşmiştir.
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik ve İnkılapçılık olmak üzere 1931'de parti programına, 1937'de anayasaya giren, Türk inkılabına yön veren temel prensiplerdir.
Devlet başkanlığının ve yönetim yetkisinin halk tarafından belli aralıklarla seçilen temsilciler aracılığıyla kullanıldığı, meşruiyetini halk iradesinden alan yönetim biçimidir. Türkiye'de "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir" ilkesine dayanır.
Irk ve soy birliğine değil; ortak tarih, dil, kültür, ülkü ve kader birliğine dayanan, barışçı, birleştirici ve çağdaşlaşmayı hedefleyen milli aidiyet duygusudur. Atatürk milliyetçiliği ırkçılığı kesinlikle reddeder.
Siyasi, sosyal ve ekonomik alanda halkın yönetimde söz sahibi olmasını, kanun önünde mutlak eşitliği ve sınıfsız-imtiyazsız kaynaşmış bir toplum yaratmayı amaçlayan ilkedir. Demokrasi kavramıyla eş anlamlı kullanılmiştir.
Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, hukuk kurallarının akıl ve bilime göre düzenlenmesi ve bireylerin vicdan/ibadet hürriyetinin devlet güvencesi altında bulunmasıdır. Din karşıtlığı değil, dinin siyasete alet edilmesini önlemedir.
Özel teşebbüsü esas almakla birlikte, ekonomik kalkınmayı hızlandırmak, sermaye eksikliğini gidermek ve sosyal adaleti sağlamak için devletin ekonomik alana doğrudan yatırım yapması ve planlı ekonomi uygulamasıdır.
Toplumu geri bırakan kurumların kaldırılarak yerine akıl, bilim ve çağın gereklerine uygun yeni kurumların getirilmesini ve sürekli dinamik bir gelişim içinde olunmasını savunan ilkedir.
Yasama ve yürütme yetkilerinin tek bir merci de (TBMM) toplandığı sistemdir. Cumhuriyeti kuran kadrolar olağanüstü savaş ve kuruluş dönemi şartlarında hızlı karar alabilmek için bu sistemi tercih etmiştir.
Vatandaşların doğrudan milletvekillerini değil, önce ikinci seçmenleri; ikinci seçmenlerin ise meclis üyelerini seçtiği seçim sistemidir. Halkın henüz tam donanımlı olmaması gerekçesiyle bir süre uygulanmıştır.
Osmanlı Devleti'nin farklı dil, din ve ırktan insanları yüzyıllarca bir arada, barış ve hoşgörü içinde yaşatmasını ifade eden evrensel hâkimiyet anlayışıdır.
Türk milliyetçiliğinin sistematiğini oluşturan, ırk esaslı değil kültür ve dil birliği esaslı Türkçülük akımını formüle ederek Atatürk'ü ve cumhuriyet kadrolarını derinden etkileyen fikir adamıdır.
1931'de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti adıyla kurulan, batılıların Türkler hakkındaki önyargılarını yıkmak ve bilimsel yöntemlerle Türk tarihini araştırmak amacıyla Atatürk tarafından kurulan kurumdur.
1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla kurulan, Türkçenin zenginliklerini ortaya çıkarmak, yabancı kelimelerden arındırmak ve dili bilim dili haline getirmek amacıyla çalışmalarda bulunan kurumdur.
Bütün dünya dillerinin kökeninin Orta Asya ve Türkçe olduğunu savunan, 1930'larda dilde sadeleştirme çıkmazından dönmek için üretilmiş politik ve linguistik bir teoridir.
Rusya'da ortaya çıkan "halka doğru gidiş" felsefesidir. II. Meşrutiyet döneminde Türk aydınlarını etkileyerek köylere gitme ve halkı aydınlatma düşüncesinin doğmasına yol açmıştır.
Özel sektörün sanayi yatırımlarını artırmak ve teşvik etmek amacıyla çıkarılan ancak yeterli yerli sermaye ve girişimci yokluğu nedeniyle hedeflenen başarıya ulaşamayan 1927 tarihli kanundur.
1934 yılında yürürlüğe konan, devletçilik ilkesi gereğince ham maddesi yurt içinde bulunan öncelikli sanayi kollarına (tekstil, demir, kimya vb.) yatırım yapılmasını öngören planlı ekonomi hamlesidir.
1933 yılında tekstil başta olmak üzere sanayi yatırımlarını finanse etmek, fabrikalar kurmak ve işletmek amacıyla devlet tarafından kurulan önemli bir iktisadi teşekküldür.
1935 yılında madencilik alanında yatırım yapmak, madenleri işletmek ve ekonomik bağımsızlığı pekiştirmek amacıyla kurulan devlet bankasıdır.
3 Mart 1924'te çıkarılan öğretimin birleştirilmesi kanunudur. Eğitim kurumlarının tek elden Milli Eğitim Bakanlığına bağlanarak laik ve milli hale getirilmesini sağlamıştır.
Osmanlı'dan kalan köylünün tarım ürünlerinden alınan ağır bir köylü vergisi olup, köylünün sırtındaki ekonomik yükü hafifletmek amacıyla 1925 yılında kaldırılmıştır.
Siyasi, iktisadi, mali, adli ve kültürel her alanda yabancı kontrolünden ve kapitülasyonlardan tamamen kurtularak milletin kendi kararlarını kendi alabilmesidir. Atatürk'ün vazgeçilmez temel şiarıdır.
Dogmalardan uzak, gözleme, deneye, akla ve mantığa dayanan pozitif bilim anlayışıdır. Atatürk'e göre hayatta ve medeniyette en hakiki mürşittir.
Mevcut siyasi ve toplumsal düzeni güç kullanarak, genellikle kanlı bir şekilde yıkarak değiştirmedir. Atatürk Türk İnkılabını ihtilalden ayırarak, daha geniş ve köklü bir medeniyet değişimi olarak tanımlamıştır.
Atatürk'ün dış politikasının temel felsefesini özetleyen vecize olup, pasif bir teslimiyetçilik değil; ulusal hakları korurken bölgesel ve küresel barışı aktif olarak savunma ilkesidir. Örneğin, bu anlayışla Türkiye çevresinde Balkan ve Sadabat paktlarını kurarak barış kuşakları oluşturmuştur.
Milli Mücadelenin siyasi sınırlarını ve hedeflerini çizen, son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından kabul edilen vatan bütünü metnidir. Örneğin, Hatay ve Musul bu sınırlar içinde yer almasına rağmen dönemin şartları gereği farklı diplomatik süreçlere tabi tutulmuştur.
Lozan'da çözülemeyerek sonraya bırakılan, Irak sınırları içinde kalan petrol bölgesinin Hakimiyeti sorunudur. İngiltere'nin baskısı ve Milletler Cemiyeti'nin taraflı tutumu neticesinde 1926 Ankara Antlaşması ile Türkiye bu bölgeden vazgeçmek zorunda kalmıştır.
Nüfusunun çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu, Misak-ı Millî sınırları içindeki İskenderun Sancağı'nın Anavatan'a katılması sürecidir. Atatürk'ün kararlı diplomatik ve risk yönetimli politikaları sayesinde 1939 yılında Türkiye'ye katılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası barışı korumak amacıyla kurulan ancak büyük devletlerin, özellikle İngiltere'nin kontrolünde kalan küresel örgüttür. Türkiye, 1932 yılında davet üzerine bu cemiyete üye olmuştur.
Almanya ve İtalya'nın revizyonist politikalarına karşı Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında 9 Şubat 1934'te imzalanan karşılıklı güvenlik ve işbirliği paktıdır. Paktın temel amacı bölgesel sınırların korunmasıdır.
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında 8 Temmuz 1937'de Tahran'da imzalanan, Doğu sınırlarını ve bölgesel güvenliği güvence altına almayı amaçlayan dostluk ve saldırmazlık paktıdır. İtalyan yayılmacılığına karşı bir danışma çemberidir.
Lozan'ın boğazlar rejimini değiştirmek üzere 20 Temmuz 1936'da imzalanan ve İstanbul ile Çanakkale boğazlarının kontrolü ile egemenliğini Türkiye'ye veren uluslararası antlaşmadır. Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerine tonaj kısıtlaması getirmiştir.
Mübadele anlaşmalarında, belirli bir tarihten (30 Ekim 1918) önce bir bölgede yerleşmiş olan ve zorunlu göçten muaf tutulacak kişileri tanımlayan hukuki kavramdır. İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri için uzun krizlere yol açmıştır.
Musul meselesini ikili görüşmelerle çözmek amacıyla 1924 yılında İstanbul'da Türkiye (Ali Fethi Okyar) ile İngiltere (Sir Percy Cox) arasında gerçekleştirilen ancak sonuç alınamayan zirvedir.
Osmanlı Devleti'nin dış borçlarını tahsil etmek üzere alacaklı devletler tarafından kurulan mali kontrol kurumudur. Lozan sonrası borçların Türkiye Cumhuriyeti tarafından takside bağlanmasıyla bu idare tarihe karışmıştır.
1929 Büyük Buhranı sonrasında ABD Başkanı Hoover'ın önerdiği, devletlerin dış borç ödemelerine ara vermesini veya ertelemesini öngören ekonomik karardır. Türkiye bu moratoryuma dayanarak borç ödemelerini ertelemek istemiştir.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında galip devletlerin dayattığı mevcut uluslararası statükoyu (sınırları ve anlaşmaları) değiştirmeyi amaçlayan devlet politikasıdır. Almanya ve İtalya'nın politikaları buna örnektir.
20 Ekim 1921 tarihinde TBMM Hükümeti ile Fransa arasında imzalanan ve Güney cephesindeki savaşı sonlandıran, ayrıca Hatay için özel statü öngören antlaşmadır.
Osmanlı döneminde yabancı şirketlere verilen imtiyazlı demiryolu işletmelerinin, yeni Türk devletinin egemenlik anlayışı gereği satın alınarak milli kontrol altına alınması politikasıdır. Adana-Mersin demiryolu buna örnektir.
Atatürk'ün Hatay meselesinde olduğu gibi, gerektiğinde silahlı mücadeleyi göze aldığını muhataplara hissettirerek ama öncelikle diplomasiyi, basını ve kamuoyunu sonuna kadar kullanarak krizleri çözme stratejisidir.
İstanbul'da bulunan Rum Ortodoks kilisesinin merkezi olup, İstiklal Harbi ve sonrasında siyasi faaliyetleri ve mübadele kapsamındaki statüsü nedeniyle Türkiye ile Yunanistan arasında krizlere yol açan dini müessesedir.
Türkiye'nin Batı dünyasında yalnız kaldığı bir dönemde, özellikle Musul krizinde denge unsuru oluşturmak için Sovyetler Birliği ile 17 Aralık 1925'te imzaladığı ve tarafların birbirine saldırmayacağını öngören anlaşmadır.
Milletler Cemiyeti kararları ve Türkiye'nin baskısıyla 2 Eylül 1938'de kurulan, içişlerinde bağımsız dışişlerinde Fransa'ya bağlı olan, kısa süre sonra ise Türkiye'ye katılan ara statülü cumhuriyettir.
Savaşın ulusal politika aracı olarak kullanılmamasını öngören, 1928 yılında imzalanan uluslararası barış anlaşmasıdır. Sadabat Paktı tarafları bu pakta bağlı kalacaklarını taahhüt etmişlerdir.
İsmet İnönü’nün 26 Aralık 1938’de toplanan CHP Olağanüstü Kurultayı’nda aldığı, partinin değişmez genel başkanlığını ve devletin en üst liderliğini simgeleyen resmi unvandır. Bu unvan, parti ile devletin bütünleştiği tek parti döneminin en belirgin simgelerinden biri olup, 1946 yılındaki kongrede kaldırılmıştır.
Tek parti yönetiminde hükümet çalışmalarını denetlemek ve eleştirmek amacıyla Meclis içinde kurulan özel bir meclis grubudur. Muhalefet partisi deneyimlerinin kısa sürmesi üzerine, demokratik bir ihtiyaç olarak iktidar partisi içinden bir denetim mekanizması yaratmak maksadıyla oluşturulmuştur.
18 Ocak 1940 tarihinde İkinci Dünya Savaşı’nın olağanüstü şartlarına karşı hükümete sanayi, tarım, maden ve ticaret alanlarında sınırsız müdahale ve zorunlu üretim yetkileri veren çok sert bir ekonomik kanundur. Hükümet bu kanunla fiyatları sabitlemiş, karaborsayı önlemeye çalışmış ve çalışma hayatına ağır yaptırımlar getirmiştir.
Savaş yıllarında haksız kazanç elde eden tüccar, sanayici ve büyük toprak sahiplerinin vergilendirilmesi amacıyla 1942 yılında çıkarılan olağanüstü bir servet vergisidir. Vergisini ödemeyenlere bedelli çalışma mecburiyeti getirilmesi ve mükellefler arasında gayrimüslimlerin ağırlıkta olması nedeniyle azınlık karşıtı olarak eleştirilmiş ve 1944'te kaldırılmıştır.
Savaş dönemindeki ağır savunma harcamalarını finanse etmek amacıyla tarım ürünlerinden (özellikle büyük işletme sahiplerinden) alınan ayni ve nakdi bir vergidir. Halk ve meclis tarafından eski Osmanlı'daki aşar vergisine benzetilerek yoğun eleştirilere maruz kalmış, hedeflenen tahsilat oranına tam olarak ulaşılamamıştır.
Arazisi olmayan veya yetersiz olan köylülere toprak kazandırmak, tarımsal üretimi artırmak ve köydən şehre göçü önlemek amacıyla çıkarılan radikal bir kanundur. Büyük toprak sahiplerinin mülkiyet sınırlandırılmasına tepki göstermesi nedeniyle Mecliste ve parti içinde büyük tartışmalara ve muhalefete yol açmıştır.
17 Nisan 1940’ta Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç öncülüğünde kurulan, köy çocuklarını tarım, sağlık, ticaret ve kültür alanlarında eğiterek köylüyü bilinçli ve üretici bir vatandaş haline getirmeyi amaçlayan özgün eğitim kurumlarıdır. Çok partili dönemin başlarına kadar kırsal kalkınmada çok etkili olmuşlardır.
7 Haziran 1945’te Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan tarafından CHP meclis grubuna sunulan, anayasaya milli egemenlik ilkesinin tam olarak işlerlik kazandırılmasını ve parti içi demokrasiyi talep eden önergedir. Bu önergenin reddedilmesi Türkiye'de çok partili siyasi hayata geçişin miladı olmuştur.
Sanayici Nuri Demirağ tarafından 7 Temmuz 1945 tarihinde kurulan, Türkiye Cumhuriyeti’nin çok parti rejimindeki ilk muhalefet partisidir. Kurucusunun bilinirliğine rağmen daha çok yerel düzeyde kalmış ve uzun ömürlü olamamıştır.
7 Ocak 1946’da Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan tarafından kurulan ve kısa sürede halktan büyük destek bularak tek parti iktidarına son veren ana muhalefet partisidir. Programında tek dereceli seçim, basın özgürlüğü ve üniversite özerkliğini savunmuştur.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 12 Temmuz 1947’de yayınladığı; iktidar ile muhalefet arasındaki sert çatışmaları önlemeyi, bürokrasinin tarafsızlığını sağlamayı ve çok partili siyasi hayatı güvence altına almayı amaçlayan tarihi hakemlik metnidir. Siyasi istikrarın sağlanmasında dönüm noktasıdır.
Demokrat Parti’nin ilk büyük kongresinde kabul edilen; anayasadaki temel hak ve hürriyetlere aykırı maddelerin kaldırılmasını, seçim kanununun değiştirilmesini ve devlet başkanının (cumhurbaşkanının) tarafsız/partisiz olmasını talep eden sert muhalefet bildirisidir.
Danışıklı dövüş anlamına gelen bu tabir, Demokrat Parti’nin kuruluşunun iktidar partisinin izniyle ve danışıklı olarak gerçekleştirildiği yönünde halk arasında yayılan asılsız ve partiyi yıpratmaya yönelik suçlamaları ifade eder.
Tek parti döneminde ve 1946 seçimlerinde uygulanan; oyun açıkça (ortada) verildiği, ancak oyların sayımının (tasnifinin) gizli kapılar ardında yapıldığı, seçim güvenliğini zedeleyen ve muhalefet tarafından hileye açık bulunduğu için yoğun şekilde eleştirilen seçim yöntemidir.
Demokrat Parti’nin 20 Haziran 1949’daki ikinci büyük kongresinde kabul edilen kararlar bütünüdür. Anayasanın değiştirilmesine karşı çıkılarak anayasa ruhunun demokrat, uygulamanın ise anti-demokratik olduğu tezine dayanır.
14 Ocak 1949’da göreve gelen, ılımlı, liberal ve din konusunda anlayışlı yapısıyla bilinen son CHP hükümetidir. Bu dönemde serbest seçimlerin yapılması, din derslerinin okullara sokulması ve adli teminatlı yeni seçim kanununun çıkarılması gibi önemli demokratik adımlar atılmıştır.
Atatürk’ün vefatından sonra CHP tüzüğünde yapılan düzenlemeyle kendisine verilen, onun kurucu önderliğini ve partinin ideolojik temelindeki kalıcılığını ifade eden onursal unvandır. İsmet İnönü için ise aynı tüzükte 'Milli Şef' unvanı benimsenmiştir.
1950 seçimlerinde uygulanan ve en çok oyu alan partinin o seçim bölgesindeki tüm milletvekilliklerini kazandığı seçim sistemidir. Bu sistem sayesinde DP az bir oy farkıyla bile mecliste büyük bir milletvekilliği çoğunluğu (%83) elde etmiştir.
CHP içerisindeki muhalif milletvekilleri (Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan) tarafından 1945 yılında parti yönetimine sunulan ve demokratik reformlar talep eden önergedir. Bu önergenin reddedilmesi, imzacılarının CHP'den ayrılıp Demokrat Parti'yi kurmasına yol açmıştır.
Demokrat Parti'nin iktidara gelmeden önce ve hemen sonrasında, önceki CHP iktidarının yasadışı ya da haksız uygulamalarından dolayı intikam peşinde koşmayacaklarını, eski yöneticileri yargılayıp cezalandırma amacıyla bir intikam dönemi başlatmayacaklarını ifade eden siyasi söylemidir.
Demokrat Parti hükümeti döneminde, 25 Temmuz 1951'de Atatürk'ün büst, heykel ve abidelerine yönelik artan saldırıları önlemek ve muhalefetin 'irtica' eleştirilerini bertaraf etmek amacıyla çıkarılan, Atatürk'ün hatırasına hakaret edenlere 1 ila 5 yıl arası hapis cezası öngören kanundur.
Demokrat Parti iktidarının son döneminde, 12 Ekim 1958'de muhalefetin sert eleştirilerine ve artan siyasi kutuplaşmaya karşı, politik ihtirası olmayan vatandaşları ve devlet memurlarını iktidar etrafında birleştirmek amacıyla kurulan ve radyolardan sürekli üyelerinin okunduğu siyasi oluşumdur.
18 Nisan 1960 tarihinde Demokrat Parti çoğunluğundaki Meclis tarafından kurulan, muhalefetin ve basının yıkıcı faaliyetlerini soruşturma yetkisine sahip olan komisyondur. Siyasi toplantıları yasaklaması ve yargı yetkisini elinde bulundurması nedeniyle 27 Mayıs darbesine giden süreçteki en önemli tetikleyici unsurlardan biri olmuştur.
31 Temmuz 1952 tarihinde 10 sendika, dernek ve federasyonun bir araya gelmesiyle kurulan işçi teşkilatıdır. Maaşların hayat pahalılığını karşılaması, işsizlik sigortasının kurulması ve farklı ücret ödemelerinin önlenmesi gibi hedeflerle işçi haklarını savunmuştur.
CHP'nin 12-15 Ocak 1959 tarihleri arasında gerçekleştirilen XIV. Kurultayı'nda kabul edilen ve partizanlığın kaldırılması, Anayasa Mahkemesi ve Senato'nun kurulması, basın hürriyeti ve üniversite özerkliği gibi temel demokratik talepleri içeren kapsamlı siyasi programdır.
Demokrat Parti içerisindeki politikalardan rahatsızlık duyarak partiden ayrılan veya ihraç edilen milletvekilleri tarafından Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu başkanlığında kurulan muhalefet partisidir. Daha sonra diğer muhalefet partileriyle ortak hareket etmiştir.
Çok partili siyasi hayatta kurulan muhalefet partilerinden biridir. 27 Ocak 1954 tarihinde 'dini esasa dayanan ve gayesini saklayan bir cemiyet' olduğu gerekçesiyle mahkeme kararıyla kapatılmıştır.
Kapatılan Millet Partisi'nin yerine kurulan ve CHP ile işbirliği yaparak muhalefet cephesinde yer alan siyasi partidir. Daha sonra Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi adını almıştır.
Dinin siyasete alet edilmesini ve istismar edilmesini önlemek amacıyla 23 Temmuz 1953 tarihinde Demokrat Parti hükümeti tarafından çıkarılan kanundur.
Türkiye'nin Kore'ye asker gönderme kararını, Amerika ile ilişkileri bozacağı ve ülkeyi savaşa sokacağı endişesiyle protesto eden ve üyelerine hapis cezaları verilen sivil toplum kuruluşudur.
Cemiyetler Kanunu'nun 9. maddesine aykırı olduğu ve dini esaslara dayandığı gerekçesiyle 3 Mart 1952 tarihinde kapatılmış olan siyasi partidir.
Demokrat Parti hükümeti tarafından 3 Aralık 1951'de komünizmle ve sol akımlarla mücadele etmek amacıyla sertleştirilen ve cezai yaptırımları artırılan Türk Ceza Kanunu maddeleridir.
1955 yılında Kıbrıs meselesi nedeniyle çıkan, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere Rum azınlığa ve gayrimüslimlerin mülklerine yönelik saldırılarla sonuçlanan ve 9 ay boyunca sıkıyönetim ilan edilmesine yol açan toplumsal olaylardır.
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'nün meclis kürsüsünden DP iktidarına karşı sarf ettiği, hükümetin baskı politikalarını sürdürmesi halinde askeri müdahalenin kaçınılmaz olacağını belirten "Şartlar tamam olduğu zaman ihtilaller milletler için bir haxtır" sözleridir.
Demokrat Parti döneminde halk eğitimine verilen önem doğrultusunda, okuryazarlık oranını artırmak amacıyla kurulan teşkilat çerçevesinde açılan eğitim kurslarıdır.
14 Temmuz 1950 tarihinde kabul edilen ve Nazım Hikmet dahil birçok hükümlünün cezaevinden tahliye olmasını sağlayan, toplumda geçici bir iyimserlik yaratan kanundur.
9 Ağustos 1951 tarihinde kabul edilen ve işçilerin haftalık çalışma düzeninde tatil günlerinde ücret almasını sağlayarak işçi sınıfının beklentilerine hitap etmeyi amaçlayan kanuni düzenlemedir.
Atatürk devrimlerini korumak ve toplumsal alanda benimsetmek amacıyla 23 Şubat 1952'de kurulmasına karar verilen teşkilattır.
Demokrat Parti iktidarının 1950-1960 döneminde en etkili Milli Eğitim Bakanı olarak görev yapmış, okul ve öğretmen sayısındaki niceliksel artışlarda rol oynamış siyasetçidir.
Dönemin basında etkili kalemlerinden biri olan, işçi sınıfının hakları için sosyalist bir partiye ihtiyaç duyulduğunu ve sosyalizm ile komünizmin karıştırılmaması gerektiğini savunan gazetecidir.
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi genel başkanı olup, geçmişteki bir konuşmasında meclisin manevi şahsiyetini tahkir ettiği gerekçesiyle 10 ay hapis cezasına çarptırılmış muhalefet lideridir.
27 Mayıs 1960 sabahı saat 4.30'da radyodan yaptığı ünlü darbe bildirisiyle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetime el koyduğunu halka duyuran Kurmay Albaydır.
27 Mayıs darbesi öncesinde Kara Kuvvetleri Komutanı iken hükümete bir mektup göndererek krizin çözümü için tavsiyelerde bulunan ve daha sonra ihtilal yönetiminin başına gelen komutandır.