Karl Abraham 1912 yılında yayınladığı çalışmasında melankolik depresyon ile normal yas duygusunu kıyaslamıştır. Yas tutan kişinin dış dünyadaki kaybıyla ilgilendiğini, depresif kişinin ise kaybettiği nesneye duyduğu öfkeyi kendi içine yönlendirerek yoğun suçluluk duyguları içinde kıvrandığını saptamıştır.
Emil Gutheil 1959 yılında depresyonu normal üzüntüden ayıran temel mekanizmayı formüle etmiştir. Bu formüle göre 'Üzüntü + Karamsarlık = Depresyon'dur. Karamsarlık, yani gelecekte de hiçbir şeyin düzelmeyeceğine olan inanç, depresyonun en ayırt edici öğesidir.
Edward Bibring 1953 yılında depresyonun süperego baskısından değil, egonun kendi içindeki gerilimden kaynaklandığını ileri sürmüştür. Bibring, depresyon üzerine çalışan kuramcılar arasında süperegonun rolünden hiç bahsetmeyen tek önemli psikiyatristtir.
Varoluşçu psikiyatr Ludwig Binswanger 1933 yılında maniyi, toplumsal baskı ve ketlemelere karşı içgüdülerin kazandığı zaferin kutlanması olarak yorumlamıştır. Binswanger'e göre mani, mantığın yadsındığı saf bir iyimserlik oyunudur.
Cattell ve Scheirer 1961 yılında yaptıkları araştırmada, distimik kişilerin günlük yaşamın getirdiği zorlanmalara karşı dirençlerinin son derece düşük olduğunu ve en ufak engellenmede kolayca yoğun suçluluk duygularına kapıldıklarını ortaya koymuşlardır.
Yaşlı popülasyonda manik dönemler gençlerdeki gibi neşeli ve coşkulu seyretmez. Yaşlı manik hastalarda daha fazla bilinç bulanıklığı, fiziksel ajitasyon, hırçınlık, tahammülsüzlük ve sinirlilik gibi atipik belirtiler ön plandadır.
Yaşlılık döneminde görülen depresyon vakalarında intihar riski gençlere oranla çok daha yüksektir. Yaşlılar intihar girişimlerini daha sessiz planlar ve gençlere kıyasla çok daha ölümcül yöntemler seçtikleri için girişimleri genellikle ölümle sonuçlanır.
Literatürde depresyonu başlatan ilginç dış etkenler arasında evin köpeğinin pirelenmesi, kar fırtınası nedeniyle sığınakta kalma, tatile çıkma veya çıkamama, yeni bir eve taşınma ve bir torunun dünyaya gelişi gibi olaylar rapor edilmiştir.
Manik dönemdeki bir yaşlıya bakım verilirken hastayla dik göz temasından kaçınılmalı ve belirli bir fiziksel mesafede durulmalıdır. Manik hastalar yakın fiziksel teması tehdit olarak algılayıp ani saldırganlık gösterebilirler.
Maskeli depresyon yaşayan yaşlı hastalar, ruhsal çökkünlüklerini bedensel ağrılarla ifade ettikleri için defalarca tıbbi tetkiklerden geçerler. Organik hiçbir neden bulunamamasına rağmen hastanın beden şikayetleriyle aşırı meşguliyeti devam eder.