Özet
Ana Sayfa » MEB Açık Öğretim Ortaokulu » 8. Sınıf » T.C. İnklap Tarihi ve Atatürkçülük 8
← Ünite 1

Ünite 1: Bir Kahraman Doğuyor — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

120. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti

19 ve 20. yüzyıllarda Avrupa’da yaşanan köklü değişimler, Osmanlı Devleti’ni sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan derinden etkilemiştir. Avrupalı devletlerin Orta Çağ’daki baskıcı kilise yönetiminden sıyrılarak gerçekleştirdiği Coğrafi Keşifler, Rönesans, Reform ve Aydınlanma Çağı gibi adımlar, kıtada bilim ve teknolojinin hızla ilerlemesine zemin hazırlamıştır. Buhar gücünün keşfiyle birlikte küçük atölyeler yerini büyük fabrikalara bırakmış ve Sanayi İnkılabı gerçekleşmiştir. Seri üretime geçen Avrupa devletleri, artan ham madde ve pazar ihtiyaçlarını karşılamak için sömürgecilik yarışına girişmişlerdir.

Sanayileşemeyen ve Avrupa'nın ucuz fabrika ürünleri karşısında rekabet edemeyen Osmanlı iç piyasası, küçük el tezgahlarının kapanmasıyla büyük bir ekonomik çöküntü yaşamıştır. Kapitülasyonların yarattığı ağır baskılar ve dış borçların ödenememesi üzerine 1881 yılında Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) kurulmuş; bu uluslararası teşkilat Osmanlı’nın gelir kaynaklarının büyük bir kısmına el koyarak devletin mali bağımsızlığını tamamen ortadan kaldırmıştır. Bu durum, Avrupalı devletlerin Osmanlı'yı 'Hasta Adam' olarak nitelendirmesine yol açmıştır.

1789 yılında gerçekleşen Fransız İhtilali, dünyaya milliyetçilik, eşitlik, adalet ve hürriyet gibi fikirler yaymıştır. Çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı Devleti’nde, özellikle Balkanlar'daki Sırp, Rum, Bulgar ve Yunan gibi azınlıklar bu akımdan etkilenerek dış güçlerin de kışkırtmalarıyla bağımsızlık isyanları çıkarmıştır. Bu dağılma sürecini durdurmak amacıyla Osmanlı aydınları ve yöneticileri Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük gibi fikir akımları ortaya atmışlardır.

Devletin dağılmasını engellemek amacıyla atılan adımlardan biri de demokratikleşme hareketleridir. Tanzimat Fermanı (1839) ve Islahat Fermanı (1856) ile azınlıklara geniş haklar verilmiş, ancak bu çabalar isyanları engelleyememiştir. Jön Türklerin baskısıyla 1876 yılında Kanun-i Esasi ilan edilmiş ve I. Meşrutiyet dönemi başlamıştır. Ancak 93 Harbi (1877-1878) sırasında azınlıkların mecliste çıkardığı karışıklıklar üzerine II. Abdülhamit meclisi kapatmıştır. 1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin baskısıyla II. Meşrutiyet yeniden ilan edilmiş, 31 Mart Vakası (1909) ise Hareket Ordusu tarafından bastırılmıştır.

2Bir Kahraman Doğuyor: Mustafa Kemal'in Çocukluğu ve Eğitim Hayatı

Mustafa Kemal, 1881 yılında Makedonya’nın Selanik kentinde orta hâlli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Babası gümrük memuru Ali Rıza Bey, annesi ise Zübeyde Hanım'dır. Selanik, işlek bir limana ve demir yolu ağına sahip olması, ayrıca Batı'da basılan eserlerin kolayca ulaşabilmesi nedeniyle Osmanlı'nın Batıya açılan penceresi konumundaydı. Bu zengin kültürel ve sosyal çevre, Mustafa Kemal’in kişiliğinin ve vizyonunun şekillenmesinde büyük rol oynamıştır.

Mustafa Kemal’in öğrenim hayatı mahalle mektebiyle başlamış, ardından babasının isteğiyle çağdaş eğitim veren Şemsi Efendi Mektebi'ne devam etmiştir. İlkokulu tamamladıktan sonra kısa bir süre Selanik Mülkiye Rüştiyesi'nde okumuş, ancak asker olma arzusuyla annesinden habersiz Selanik Askeri Rüştiyesi sınavlarına girerek kazanmıştır. Bu okulda matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencinin başarısına hayran kalarak ona 'Kemal' adını vermiştir.

Askeri rüştiyenin ardından 1896 yılında Manastır Askeri İdadisi'ne (lise) giren Mustafa Kemal, burada edebiyata ve hitabete ilgi duymuş, geleceğin ünlü hatibi Ömer Naci ile tanışmıştır. Aynı okulda Ali Fethi (Okyar) ile dostluk kurmuş, tarih öğretmeni Mehmet Tevfik Bey’den aldığı derslerle tarih bilinci ve Fransız İhtilali'nin fikirleriyle tanışmıştır. Şair Mehmet Emin Yurdakul’un şiirleri de onun ulusal benlik bilincini kazanmasında etkili olmuştur.

Manastır'dan sonra 1899 yılında İstanbul Harp Okulu'na giren Mustafa Kemal, buradan başarıyla mezun olmuş ve ardından İstanbul Harp Akademisi'ne devam etmiştir. 1905 yılında kurmay yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi'nden mezun olan Mustafa Kemal, ilk görev yeri olan Şam'daki 5. Ordu'ya atanmıştır.

3Mustafa Kemal’in Gençlik Döneminde Fikir Hayatı

Mustafa Kemal’in düşünce yapısının şekillenmesinde ailesinden aldığı terbiyenin yanı sıra okuduğu okulların pozitif bilimleri esas alan çağdaş eğitimi de etkili olmuştur. Okumaya karşı büyük bir tutkusu olan Mustafa Kemal; yerli ve yabancı pek çok yazarın eserlerini incelemiş, yabancı dil bilmesi sayesinde henüz Türkçeye çevrilmemiş eserleri ve Avrupa'daki gazete ve dergileri doğrudan takip etmiştir.

Onun fikir hayatına yön veren yerli aydınların başında vatan şairi Namık Kemal gelmektedir. Namık Kemal’in eserlerindeki vatan ve özgürlük sevgisi Mustafa Kemal’i derinden etkilemiştir. Ayrıca Türkçülük akımının öncülerinden Ziya Gökalp, Türk milliyetçiliği konusundaki görüşleriyle onun düşünce dünyasına katkı sağlamıştır. Mehmet Emin Yurdakul ve Tevfik Fikret de etkilendiği diğer Türk yazarlar arasındadır.

Yabancı düşünürler arasında ise özellikle Fransız ihtilalinin fikir babalarından Jean Jacques Rousseau (Jan Jak Russo) önemli bir yer tutar. Rousseau'nun 'Toplumsal Sözleşme' adlı eseri, ulusal egemenlik ve hukukun üstünlüğü anlayışıyla Mustafa Kemal’in devlet yönetimindeki vizyonunu şekillendirmiştir. Montesquieu, Voltaire ve Auguste Comte gibi Avrupalı Aydınlanma çağı düşünürleri de onun akılcı ve bilime dayalı dünya görüşünü beslemiştir.

1881'den Harp Akademisi'ni bitirdiği 1905 yılına kadar geçen yirmi beş yıllık süreç, Mustafa Kemal'in liderlik vasıflarının temellerinin atıldığı dönemdir. Yaşadığı şehirlerin sosyal yapısı, tanıştığı değerli öğretmenler, okuduğu kitaplar ve bizzat tanık olduğu toplumsal olaylar onun gelecekte modern Türkiye Cumhuriyeti'ni kuracak olan vizyoner bir lider olmasını hazırlamıştır.

4Genç Komutan Mustafa Kemal ve İlk Askeri Başarıları

Kurmay Yüzbaşı olarak ilk görev yeri olan Şam'daki 5. Ordu'ya atanan Mustafa Kemal, buradaki karışıklıkları ve Arap aşiretlerinin çıkardığı huzursuzlukları yakından gözlemlemiştir. Vatanın kurtuluşu için ilk teşkilatlanma adımı olarak Şam'da 'Vatan ve Hürriyet' derneğini kurmuştur. Daha sonra Manastır'daki 3. Ordu'ya atanmış, 31 Mart Vakası'nı bastırmak üzere Selanik'ten İstanbul'a hareket eden Hareket Ordusu'nda kurmay başkanlığı görevini üstlenmiştir.

1911 yılında İtalya'nın Trablusgarp'a saldırması üzerine Osmanlı Devleti bölgeye denizden asker gönderememiştir. Bunun üzerine Mustafa Kemal ve bir grup idealist subay kılık değiştirerek gizlice Trablusgarp'a gitmişlerdir. Derne ve Tobruk bölgelerinde yerli halkı teşkilatlandırarak İtalyan kuvvetlerine karşı büyük direnişler göstermiş ve binbaşılığa yükselmiştir. Bu savaş, onun teşkilatçılık yeteneğini ve askeri dehasını ilk kez sahada kanıtladığı yer olmuştur.

Trablusgarp Savaşı devam ederken çıkan I. Balkan Savaşı, Osmanlı Devleti için büyük bir yıkım olmuş, Edirne dahil Balkan toprakları büyük ölçüde elden çıkmıştır. II. Balkan Savaşı sırasında Enver Paşa ve Mustafa Kemal'in çabalarıyla Edirne ve Kırklareli düşmandan geri alınmıştır. Balkan Savaşları, milyonlarca Türk'ün Anadolu'ya göç etmesine ve Osmanlı'nın Balkanlardaki altı asırlık hakimiyetinin sona ermesine neden olmuştur.

1914 yılında I. Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti önce tarafsızlığını ilan etmiş, kapitülasyonları kaldırmış ve boğazları kapatmıştır. Ancak Enver Paşa'nın girişimiyle Alman gemileri Yavuz ve Midilli'nin Karadeniz'e açılarak Rus limanlarını bombalaması üzerine Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında savaşa girmiş ve çok sayıda cephede mücadele etmek zorunda kalmıştır.

5I. Dünya Savaşı ve Osmanlı Devleti'nin Cepheleri

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda taarruz, savunma ve müttefiklerine yardım olmak üzere pek çok cephede savaşmıştır. Bunlar arasında en önemlisi Çanakkale Cephesi'dir. İtilaf Devletleri, boğazları geçerek İstanbul'u ele geçirmek ve zor durumdaki müttefikleri Rusya'ya yardım ulaştırmak amacıyla Çanakkale'ye saldırmıştır. Nusrat Mayın Gemisi'nin döşediği mayınlarla donanması ağır darbe alan İtilaf güçleri, karadan çıkarma yapmıştır.

Kara savaşlarında 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal’in Conkbayırı’nda askerlerine söylediği 'Ben size taarruzu emretmiyorum, ölümü emrediyorum!' emri savaşın kaderini değiştirmiştir. Türk milletinin çetin direnişi karşısında geçemeyen düşman ağır kayıplarla geri çekilmiştir. Çanakkale zaferi savaşın iki yıl uzamasına neden olmuş, Rusya'da Bolşevik İhtilali'nin çıkmasına ve Rusya'nın savaştan çekilmesine zemin hazırlamıştır.

Kafkas Cephesi'nde kış şartları ve hazırlıksızlık nedeniyle Sarıkamış'ta binlerce şehit verilmiş, Ruslar Doğu Anadolu'yu işgal etmiştir. Bölgeye atanan Mustafa Kemal, ani bir taarruzla Muş ve Bitlis'i düşmandan geri almıştır. Irak Cephesi'nde ise Halil Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Kut'ül Amâre'de İngiliz kuvvetlerini ve komutanını esir almıştır. Ancak ABD'nin İtilaf devletleri yanında savaşa girmesi dengeleri değiştirmiş, müttefiklerinden destek alamayan Osmanlı Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalayarak savaştan çekilmiştir.

Savaşın sonlarına doğru ilan edilen Wilson İlkeleri doğrultusunda Osmanlı Devleti'nin Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerine bağımsızlık hakkı tanınacağı belirtilmiştir. Ancak 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. ve 24. maddeleri, İtilaf Devletlerine Anadolu'yu istedikleri gibi işgal etme hakkı tanıdığı için yurdun dört bir yanı işgal edilmeye başlanmıştır.

6Milli Mücadele Hazırlık Dönemi ve Kongreler

Mondros sonrasında başlayan işgaller karşısında İstanbul Hükümeti sessiz kalırken, Türk halkı Kuvâ-yı Millîye adı verilen gönüllü direniş birliklerini kurmuş ve bölgesel cemiyetler oluşturmuştur. Mustafa Kemal, İstanbul'dan kurtuluş çaresi olmayacağını anlayarak 9. Ordu Müfettişi göreviyle 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmış ve bağımsızlık meşalesini yakmıştır. Havza'ya geçerek işgallerin protesto edilmesini sağlamış, ardından Amasya Genelgesi'ni yayınlayarak Millî Mücadele'nin gerekçe, amaç ve yöntemini ilk kez ilan etmiştir.

Erzurum Kongresi (23 Temmuz - 7 Ağustos 1919) ile doğu illerinin haklarını korumak amacıyla kararlar alınmış, 'Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz' ilkesi vurgulanmış ve manda ve himaye ilk kez reddedilmiştir. Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919) ile tüm yerel cemiyetler 'Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti' adı altında birleştirilmiş, Mustafa Kemal başkanlığında Temsil Heyeti seçilmiştir. Amasya Görüşmeleri ile İstanbul Hükümeti Temsil Heyeti'ni resmi olarak tanımıştır.

Son Osmanlı Mebusan Meclisi'nin İstanbul'da toplanarak Misakımillî kararlarını kabul etmesi üzerine İtilaf Devletleri İstanbul'u resmi olarak işgal etmiş ve meclisi dağıtmıştır. Bunun üzerine Mustafa Kemal'in çağrısıyla 23 Nisan 1920'de Ankara'da Büyük Millet Meclisi (BMM) açılmıştır. Ankara, Millî Mücadele'nin idare merkezi haline gelmiş ve kurucu meclis olarak yeni Türk devletinin temelleri atılmıştır.

BMM'nin açılmasına karşı İstanbul Hükümeti ve işgal devletlerinin kışkırtmalarıyla Yozgat, Konya, Anzavur ve Çerkez Ethem gibi pek çok ayaklanma çıkmıştır. BMM, Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nu çıkararak ve İstiklal Mahkemeleri'ni kurarak bu isyanları bastırmış, otoritesini pekiştirmiştir. Son olarak 10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması Türklere yaşam hakkı tanımadığı için BMM tarafından reddedilmiş ve 'Ya İstiklal Ya Ölüm' parolasıyla Kurtuluş Savaşı kararlılıkla sürdürülmüştür.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250