Özet
Ana Sayfa » Mesleki Eğitimler » Kimya, Boya ve Patlayıcı Ortam » Kimya Ürünleri İmalatı Sektöründe İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi Rehberi
← Ünite 1

Ünite 1: Giriş — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Giriş ve İş Sağlığı ve Güvenliğinin Önemi

Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine bağlı olarak değişmekle birlikte, çalışan nüfus toplam ülke nüfusunun %35 ile %65'i gibi çok büyük bir oranını oluşturmaktadır. Bu çalışan kesim, hayatlarının en verimli ve aktif dönemi olan 18-65 yaşları arasındaki sürenin yaklaşık dörtte birini doğrudan işyerlerinde ya da işleriyle ilgili faaliyetlerde geçirmektedir. Bu durum, çalışma ortamlarındaki sağlık ve güvenlik koşullarının insan hayatı üzerindeki doğrudan etkisini açıkça ortaya koymaktadır.

Endüstriyel faaliyetlerin, özellikle de kimya ve ağır sanayi kollarının gelişmesiyle birlikte, çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehdit eden tehlikeler ve riskler de çeşitlenerek artmıştır. İş kazaları, meslek hastalıkları ve işle ilgili diğer rahatsızlıklar nedeniyle her yıl binlerce çalışan hayatını kaybetmekte ya da kalıcı olarak sakat kalmaktadır. Türkiye'de 2023 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) istatistiklerine göre, sigortalı çalışanlar arasında 681.401 iş kazası meydana gelmiş, 945 meslek hastalığı vakası tespit edilmiş ve maalesef 1.966 çalışan iş kazaları nedeniyle yaşamını yitirmiştir.

İş kazaları ve meslek hastalıklarının insani boyutunun yanı sıra, ülkelerin ekonomileri üzerinde de çok ağır mali yükleri bulunmaktadır. ILO kaynaklarına göre, gelişmiş ülkelerde bu kazaların ve hastalıkların toplam maliyeti, ulusal gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık %4'ü oranında bir kayba yol açmaktadır. Türkiye ölçeğinde bu oran milyarlarca liralık maddi kayba karşılık gelmekte ve ülkenin kalkınma süreçlerini sekteye uğratmaktadır. Ancak bu maddi kayıpların ötesinde, hayatını kaybeden çalışanların ailelerinde ve toplumsal hafızada bıraktığı manevi ve insani zararların herhangi bir maddi değerle ölçülmesi imkansızdır.

2İSGİP Projesi ve İSGYS Modelinin Esasları

Çalışanların sağlık ve güvenliğini korumak, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını en aza indirmek amacıyla Türkiye'de özellikle Avrupa Birliği (AB) uyum sürecine paralel olarak kapsamlı mevzuat ve denetim çalışmaları yürütülmüştür. Bu doğrultuda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü tarafından önemli projeler hayata geçirilmiştir. Bu projelerin en önemlilerinden biri olan 'İş Sağlığı ve Güvenliği Koşullarının İyileştirilmesi Projesi' (İSGİP), ilk olarak iş kazalarının ve kayıpların en yoğun yaşandığı inşaat, maden ve metal sektörlerinde uygulanmış ve 2014 yılında başarıyla tamamlanmıştır.

İSGİP'in ilk aşamasının tamamlanmasının ardından elde edilen veriler ve istatistikler doğrultusunda, İSG açısından en çok kayıp verilen ikinci dilimdeki beş sektör belirlenmiştir. Bu sektörler; Tekstil, Deri, Mobilya, Gıda Ürünleri ve İçecek İmalatı ile Kimya Ürünleri İmalatı sektörleridir. Projenin bu ikinci aşamasında, her sektöre özgü İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemleri (İSGYS) oluşturulması ve işyeri koşullarının iyileştirilmesi hedeflenmiştir. Bu kapsamda hazırlanan rehberler, kimya sektöründeki işyerlerinde uygulanabilir ve sürdürülebilir bir yönetim modeli sunmayı amaçlamaktadır.

İSGİP kapsamında tasarlanan İSGYS modeli, Türkiye'nin sosyo-ekonomik gerçeklerine, eğitim düzeyine ve endüstriyel kültürüne uygun olarak belirli temel prensipler üzerine inşa edilmiştir. Bu prensipler; yasal gereklilikleri eksiksiz karşılama, işverenler, çalışanlar ve İSG profesyonelleri tarafından kolayca anlaşılabilme, işyeri şartlarında kolayca uygulanabilme, işletmenin büyüklüğüne ve çalışan sayısına göre modüler bir yapıda uyarlanabilme ve sürekli gelişime açık olmadır. Model, dünya genelinde kabul gören 'Politika, Planlama, Uygulama ve İşletmenin Kontrolü ile Yönetimin Gözden Geçirmesi' şeklindeki dört temel yönetim başlığı altında yapılandırılmıştır.

3Kimya Sektörünün Tanımı ve Üçlü Sorumluluk İlkesi

Kimya sanayii, yüksek teknoloji, kalite standartları ve karmaşık süreçleri barındıran, dünyanın en büyük ve en dinamik sanayi kollarından biridir. Son yıllarda üretim teknolojilerinde yaşanan devasa gelişmeler kimya sektörünü küresel bir boyuta taşımıştır. Ancak bu hızlı gelişim, kimyasalların üretim, sevkiyat, depolama ve kullanım aşamalarında insan sağlığı ve çevre üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratma riskini de beraberinde getirmiştir. Her geçen gün artan ürün çeşitliliği, bu risklere maruz kalan insan ve çevre alanlarının genişlemesine neden olmaktadır.

Kimya sektörünün ülke ekonomileri için taşıdığı en kritik özelliklerden biri, diğer sanayi kollarına olan girdi tedarikidir. Sektör tarafından üretilen kimyasal maddelerin yalnızca %30'u doğrudan nihai tüketiciye ulaşırken, geri kalan %70'lik devasa bölümü diğer imalat sektörleri tarafından hammadde veya ara malı olarak kullanılmaktadır. Bu durum, kimya sanayiini otomotivden tekstile, tarımdan inşaata kadar neredeyse tüm sanayi kollarının temel tedarikçisi ve belkemiği konumuna getirmektedir. Dolayısıyla, kimya sektöründeki güvenlik açıkları tüm tedarik zincirini etkileme potansiyeline sahiptir.

Kimyasal güvenliğin sağlanmasında sanayinin kendi iç dinamikleriyle geliştirdiği en önemli küresel girişimlerden biri 'Üçlü Sorumluluk' (Responsible Care) taahhüdüdür. İlk olarak 1984 yılında Kanada'da başlayan bu hareket, kimya sanayinin ürün ve üretim tekniklerini çevre, sağlık ve teknik emniyet standartları çerçevesinde sürekli geliştirmeyi taahhüt ettiği gönüllü bir sistemdir. Türkiye'de ise 15 Şubat 1993 tarihinde Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği (TKSD) üyelerinin imzaladığı taahhütname ile hayata geçirilmiştir. Üçlü Sorumluluk, kimya sanayinin insana ve doğaya karşı duyduğu sorumluluğun ve bu alandaki sürekli eğitim ve gelişim kültürünün en somut göstergesidir.

4Kimya Sektörünün Tarihsel Gelişimi

Kimya sektörü, sunduğu girdiler ve çözümlerle ülkelerin ekonomik kalkınmasında 'öncü sektör' olarak kabul edilmektedir. Özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya nüfusunun hızla artmasıyla birlikte ortaya çıkan beslenme, barınma, giyim ve sağlık gibi temel alanlardaki darboğazlar, kimya sanayiinin sunduğu yenilikçi ürünler ve teknolojiler sayesinde aşılabilmiştir. Tarihsel olarak dünya kimya sanayii, geleneksel olarak Batı Avrupa ülkeleri, Kuzey Amerika ve Japonya'nın teknolojik ve ekonomik tekeli altında gelişim göstermiştir.

Türkiye'de kimya sanayiinin geçmişi ise oldukça yakın bir tarihe, Cumhuriyet dönemine dayanmaktadır. 20. yüzyılın başlarında, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde barut, sabun ve bazı temel temizlik ürünleri üreten birkaç küçük tesis dışında kayda değer bir kimya sanayii altyapısı bulunmamaktaydı. Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte başlatılan sanayileşme hamlesi kapsamında patlayıcılar, tıp, tarım kimyasalları, deterjan, matbaa mürekkebi ve tekstil boyaları gibi stratejik alanlarda ilk üretim tesisleri kurulmaya başlanmıştır.

Türkiye'de planlı ekonomi dönemine geçilen 1950'li yıllardan itibaren kimya sanayiinin gelişimi büyük bir ivme kazanmıştır. Özellikle 1960-1980 yılları arasında devlet eliyle (kamu yatırımları vasıtasıyla) petrokimya, organik ve inorganik temel kimyasallar ile gübre üretimi gibi çok yüksek sermaye ve teknoloji gerektiren büyük ölçekli sanayi yatırımları gerçekleştirilmiştir. 1980'li yıllardan itibaren ise dışa açık ve ihracata dayalı ekonomik politikaların benimsenmesiyle birlikte sektör küresel pazarlarla entegre olmuş, ithalat ve ihracat hacmini artırarak bugünkü gelişmişlik seviyesine ulaşmıştır.

5Dünya Kimya Sanayii, Ekonomik Değeri ve Büyük Endüstriyel Kazalar

Kimya sanayii, küresel ekonomik dalgalanmalardan en hızlı etkilenen sektörlerin başında gelmektedir. Örneğin, 2009 yılındaki küresel ekonomik krizde ciddi bir gerileme yaşayan sektör, 2010 yılından itibaren hızla toparlanmıştır. 2020 yılı verilerine göre dünya genelinde kimyasal satışları 3.471 milyar Euro seviyesine ulaşmıştır. Bu pazarda Çin, 2020 yılında gerçekleştirdiği 1,547 trilyon dolarlık devasa satış hacmiyle küresel liderliğini korurken, Avrupa Birliği ülkeleri 499 milyar dolarlık satışla ikinci sırada yer almaktadır. Sektörde son yıllarda nanoteknoloji, biyokimya, genetik ve polimer kimyası gibi alanlarda yapılan Ar-Ge çalışmaları pazarın büyümesini tetiklemektedir.

Kimya sektörü, yapısı gereği hem küçük ve orta ölçekli işletmeleri (KOBİ) hem de çok uluslu devasa kartelleri barındıran ikili bir yapıya sahiptir. Petrokimya, boya, ilaç ve patlayıcı gibi alanlarda faaliyet gösteren büyük ölçekli uluslararası firmalar, İSG alanında gelişmiş sistemlere ve yüksek bütçeli güvenlik önlemlerine sahiptir. Ancak bu tesislerin büyüklüğü, buralarda meydana gelebilecek olası kazaların sonuçlarının da çok daha yıkıcı olmasına yol açmaktadır. Kimya sanayi tarihinde yaşanan kazalar, sadece işletme sınırları içinde kalmayıp, binlerce insanın ölümüne ve telafi edilemez çevre felaketlerine yol açmıştır.

Bu yıkıcı kazaların en bilinen örneği, 1984 yılında Hindistan'da meydana gelen ve yaklaşık 3.800 kişinin anında ölümüne, 500.000 kişinin ise yaralanmasına yol açan 'Bhopal Trajedisi'dir. Benzer şekilde, 1976 yılında İtalya'daki Seveso kazasında çevreye yayılan dioksin gazı binlerce insanı etkilemiş ve Avrupa Birliği'nde 'Seveso Direktifleri'nin doğmasına zemin hazırlamıştır. 2001 yılında Fransa'nın Toulouse kentindeki gübre fabrikasında yaşanan patlama ise 31 kişinin ölümüne yol açmış ve endüstriyel risklerin yönetiminde tüm paydaşların katılımını öngören 'risk demokrasisi' kavramını literatüre kazandırmıştır.

6Türkiye'de Kimya Sektörünün Durumu, İstihdam ve İSG İstatistikleri

Türkiye'de kimya sektörü, lojistik avantajlar ve hammaddeye erişim kolaylığı nedeniyle ağırlıklı olarak kıyı bölgelerinde ve büyük sanayi merkezlerinde kümelenmiştir. Sektör firmalarının büyük bir kısmı Marmara Bölgesi'nde (İstanbul, Kocaeli, Sakarya) ve Ege Bölgesi'nde (İzmir) konumlanmıştır. Soda, bikromat ve gübre gibi ağır kimyasal tesisleri Akdeniz Bölgesi'nde (Mersin, Adana) yoğunlaşırken, Karadeniz Bölgesi'nde de gübre fabrikaları öne çıkmaktadır. Son yıllarda organize sanayi bölgeleri ve ihtisas organize sanayi bölgeleri aracılığıyla kümelenme modelleri desteklenerek hem lojistik maliyetler düşürülmekte hem de çevre sorunlarına ortak çözümler üretilmektedir.

Sektörün en büyük yapısal sorunlarından biri, hammadde açısından dışa bağımlı olmasıdır. Türkiye'de yeterli petrol rezervi bulunmadığı için kimya sanayiinin kullandığı hammaddelerin ortalama %70'i ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Bu bağımlılık oranı plastik alt sektöründe %85 seviyelerine kadar çıkmaktadır. Buna rağmen kimya sektörü, 2014 yılı verilerine göre 21.500 firmanın faaliyet gösterdiği, 283 bin çalışanın istihdam edildiği ve 2.600'den fazla farklı kimyasal maddenin üretildiği devasa bir ekonomik büyüklüğe ulaşmıştır. 2020 yılı TÜİK verilerine göre ise sektördeki istihdam sayısı 384.564 kişiye ulaşarak imalat sanayii istihdamının %8,9'unu oluşturmuştur.

Kimya sektörü, sermaye ve teknoloji yoğun bir yapıya sahip olduğundan diğer sektörlere göre işgücü yoğunluğu daha düşüktür. Ancak İSG riskleri açısından oldukça kritik bir konumdadır. 2015 yılı SGK istatistiklerine göre, 'Kimyasalların ve kimyasal ürünlerin imalatı' alt sektöründe 6.515 iş kazası meydana gelmiş ve 4 meslek hastalığı vakası tespit edilmiştir. Aynı yıl 'Kauçuk ve plastik ürünlerin imalatı' sektöründe ise 20.963 gibi çok yüksek sayıda iş kazası yaşanmış olması, bu sektörlerde iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemlerinin (İSGYS) kurulmasının ve etkin bir şekilde işletilmesinin ne derece hayati olduğunu göstermektedir.

7Kimya Sektörünün Sınıflandırılması ve NACE Kodları

Kimya sektörü, ürün çeşitliliği ve üretim süreçlerinin karmaşıklığı nedeniyle farklı uluslararası kuruluşlar tarafından çeşitli kategorilere ayrılarak sınıflandırılmaktadır. Avrupa Kimya Sanayi Konseyi (CEFIC) tarafından yapılan sınıflandırmaya göre sektör dört ana grupta toplanmaktadır: Ana Kimyasallar (petrokimya, plastik, kauçuk, sentetik elyaf, endüstriyel gazlar ve gübre), Tıp ve Eczacılık Kimyasalları, Özel Kimyasallar (boya, zirai ilaçlar vb.) ve Tüketici Kimyasalları (kozmetik, sabun, deterjan vb.). Bu sınıflandırma, sektörün hem endüstriyel hem de tüketici odaklı çok yönlü yapısını anlamayı kolaylaştırmaktadır.

Türkiye'de ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yayımlanan 'İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliği' kapsamında, uluslararası NACE Rev.2 kodlama sistema esas alınarak bir sınıflandırma yapılmıştır. Bu tebliğe göre kimya sektörü ve ilişkili alt grupları ana kodlar altında detaylandırılmıştır. Sektörün temelini oluşturan 'Kimyasalların ve kimyasal ürünlerin imalatı' faaliyetleri NACE 20 kodu altında sınıflandırılmıştır. Bu kodun altında temel kimyasallardan boyaya, zirai ilaçlardan sabun ve deterjana kadar tüm alt üretim kolları 20.1'den 20.6'ya kadar alt kırılımlarla tanımlanmıştır.

NACE kodlama sisteminde kimya sektörüyle doğrudan ilişkili diğer iki önemli ana grup ise NACE 21 ve NACE 22 kodlarıdır. NACE 21 kodu 'Temel eczacılık ürünlerinin ve eczacılığa ilişkin malzemelerin imalatı'nı kapsarken, NACE 22 kodu 'Kauçuk ve plastik ürünlerin imalatı' faaliyetlerini sınıflandırmaktadır. Bu standart kodlama sistemi, işyerlerinin tehlike sınıflarının (az tehlikeli, tehlikeli, çok tehlikeli) belirlenmesinde, İSG profesyonellerinin görevlendirilmesinde ve sektörel iş kazası istatistiklerinin sağlıklı bir şekilde tutulmasında devlet ve işletmeler için vazgeçilmez bir kılavuz görevi görmektedir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250