Yargılama faaliyeti, toplum yaşamında bireylerin kendi aralarında ya da bireyler ile devlet arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların, önceden belirlenmiş hukuki yöntemler kullanılarak çözümlenmesini ifade eder. Günümüzde bu faaliyet sadece ulusal düzeyde kalmayıp, devletlerarası uyuşmazlıkların da yargısal yollarla çözülmesi boyutuna ulaşmıştır. Temel hak ve hürriyetlerin korunabilmesinin en birincil ve vazgeçilmez koşulu, hukuk kurallarına uyulup uyulmadığının bağımsız mahkemeler tarafından etkin bir biçimde denetlenmesidir. 1982 Anayasası'nın 9. maddesi, yargıyı egemenliğin bir parçası ve devletin temel işlevi olarak kurgulamış; yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağını açıkça hükme bağlamıştır. Yargı yetkisinin hukuk devleti ilkesine uygun olarak kullanılabilmesi, bu yetkinin her türlü dış etki, baskı, telkin ve yönlendirmeden uzak bir ortamda yürütülmesine bağlıdır. Bu amaçla Anayasa koyucu, yargı bağımsızlığını iki temel sütun üzerine inşa etmiştir. Bunlardan ilki Anayasa'nın 138. maddesinde düzenlenen 'mahkemelerin bağımsızlığı', ikincisi ise 139. maddede güvence altına alınan 'hâkimlik ve savcılık teminatı'dır. Mahkemelerin bağımsızlığı ile yargıçların bağımsızlığı kavramsal olarak birbirini tamamlar. Mahkemelerin bağımsızlığı, yargı erkinin yasama ve yürütme organlarına karşı kurumsal özerkliğini ve kendi yetkilerini hiçbir organın müdahalesi olmaksızın kullanabilmesini ifade eder. Yargıçların bağımsızlığı ise, karar vericilerin hiçbir hiyerarşik veya siyasi makama bağlı kalmaksızın, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak kendi vicdani kanaatlerine göre hüküm kurabilmelerini hedefler. Anayasa'nın 138. maddesi uyarınca, hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde de yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulması, görüşme yapılması veya herhangi bir beyanda bulunulması anayasal olarak yasaklanmıştır. Ayrıca, yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına kayıtsız şartsız uymak zorundadır. Bu organlar ve idari makamlar, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremeyeceği gibi, bunların yerine getirilmesini ve infazını geciktiremezler. Yargı bağımsızlığının kişisel güvencesini oluşturan hâkimlik ve savcılık teminatı ise Anayasa'nın 139. maddesinde sınırları çizilmiş mutlak bir koruma sağlar. Bu hükme göre, hâkimler ve savcılar hiçbir şekilde azlolunamaz. Kendileri rıza göstermedikçe Anayasa'da öngörülen altmış beş yaş sınırını tamamlayıncaya kadar emekliye sevk edilemezler. Bir mahkemenin veya kadronun kapatılması ya da kaldırılması gibi organizasyonel gerekçeler öne sürülerek dahi, hâkim ve savcıların aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun bırakılması anayasal olarak engellenmiştir. Bu teminatlar, yargı mensuplarının geleceğe dair kaygı taşımadan adalet dağıtmalarını sağlar. Yargı mensuplarının mesleğe kabullerinden emekliliklerine kadar geçen tüm süreçlerin, yürütme organının doğrudan müdahalesinden ve siyasi etkilerden uzak tutulması amacıyla anayasal bir organ olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) kurulmuştur. HSK; hâkim ve savcıları mesleğe kabul etme, atama, nakletme, geçici yetki verme, terfi ettirme, birinci sınıfa ayırma, kadroları dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında çıkarma kararı verme, disiplin cezası uygulama ve görevden uzaklaştırma gibi hayati özlük işlemlerini yürütür. Ayrıca Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi yönündeki idari tekliflerini karara bağlama yetkisi de bu kurula aittir. Anayasa'nın 159. maddesine göre Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve bu ilkelere uygun olarak görev yapar. Kurul, toplam on üç üyeden oluşur ve çalışmalarını iki daire halinde yürütür. Kurulun Başkanı, yürütme organının bir temsilcisi olan Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı (yeni sistemde Bakan Yardımcısı) ise Kurulun tabii üyesi olarak görev yapar. Geriye kalan üyelerin seçimi ise Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında paylaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı; üç üyeyi birinci sınıf adli yargı hâkim ve savcıları arasından, bir üyeyi ise birinci sınıf idari yargı hâkim ve savcıları arasından doğrudan seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisi ise Kurulun yedi üyesini seçmekle yetkilendirilmiştir. TBMM; üç üyeyi Yargıtay üyeleri, bir üyeyi Danıştay üyeleri, üç üyeyi ise yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile serbest avukatlar arasından seçer. TBMM tarafından yapılacak seçim süreci oldukça sıkı niteliksel çoğunluklara bağlanmıştır. Başvurular Meclis Başkanlığına yapıldıktan sonra Karma Komisyon, her üyelik için üç adayı üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla belirler; ilk turda sonuç alınamazsa ikinci turda beşte üç çoğunluk aranır. Yine sonuç alınamazsa en çok oy alan iki aday arasında ad çekme (kura) usulüne başvurulur. TBMM Genel Kurulundaki nihai seçimde de benzer şekilde üçte iki ve beşte üç nitelikli çoğunluk kademeleri uygulanır, eşitlik halinde kura çekilir. Üyelerin görev süresi dört yıldır ve süresi biten bir üye sadece bir kez daha seçilebilir. Kurulun denetim yetkisi de anayasal güvenceye bağlanmıştır. Hâkim ve savcıların görevlerini kanunlara ve idari nitelikteki genelgelere uygun yapıp yapmadıklarını denetleme, görev suçlarını veya sıfatlarına uymayan hal ve hareketlerini araştırma işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve HSK Başkanının (Adalet Bakanının) oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Kurulun kararlarına karşı kural olarak yargı yolu kapalıdır. Ancak hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, 2010 yılı anayasa değişikliğiyle bu kurala tek bir istisna getirilmiştir: Kurulun sadece 'meslekten çıkarma' cezasına ilişkin kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabilir. Diğer tüm disiplin ve özlük kararları yargı denetimi dışındadır. Anayasa'nın 142. maddesi, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin ancak kanunla düzenleneceğini öngörerek 'mahkemelerin kanuniliği' ilkesini benimsemiştir. Bununla birlikte, yargı sisteminin en üst noktasında yer alan yüksek mahkemeler doğrudan Anayasa'da isimleri ve temel yapılarıyla düzenlenmiştir. Hukuk sistemimizde, çözüme kavuşturulacak uyuşmazlıkların niteliklerine göre farklı yargılama usullerinin uygulanması amacıyla birden çok yargı düzeni (yargı kolu) oluşturulmuştur. Yargı kolu, kararları aynı yüksek mahkemede temyiz incelemesine tabi tutulan alt dereceli mahkemelerin oluşturduğu hiyerarşik ve fonksiyonel bütündür. Türkiye Cumhuriyeti'nde 2017 yılında gerçekleştirilen anayasa değişikliği öncesinde beşli bir yargı düzeni bulunmaktaydı. Ancak 21.1.2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile yapılan köklü değişiklik neticesinde askeri yargı düzeni tamamen sonlandırılmıştır. Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmış, disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkeme kurulması yasaklanmıştır. Günümüz Türk hukuk sisteminde temel olarak üç ana yargı düzeni kalmıştır: Anayasa yargısı, adli yargı ve idari yargı. Bu yargı kolları kendi içlerinde bağımsız ilk derece ve üst derece mahkemelerine sahiptir. Farklı yargı düzenlerinin varlığı, kaçınılmaz olarak mahkemeler arasında yetki ve görev sınırlarının çakışmasına yol açmaktadır. Özellikle adli yargı ile idari yargı mercileri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözüme kavuşturmak amacıyla anayasal bir kurum olarak Uyuşmazlık Mahkemesi kurulmuştur. Görev uyuşmazlığı, iki farklı yargı kolunun aynı davada kendilerini görevli veya görevsiz görmeleri durumunda ortaya çıkar. Hüküm uyuşmazlığı ise, iki farklı yargı kolunun kesinleşmiş kararları arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin imkansızlaşması halinde doğar ve her iki durum da Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarıyla giderilir. Anayasa yargısı, yasama organının çıkardığı kanunların ve yürütmenin normatif işlemlerinin Anayasa'ya uygunluğunun denetlenmesini sağlayan özel bir yargı koludur. Ülkemizde bu görevi Anayasa Mahkemesi (AYM) yerine getirir. AYM, toplam on beş üyeden oluşur. Bu üyelerin üçü Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, kalan on iki üye ise Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Üyelerin görev süresi on iki yıl ile sınırlandırılmış olup, bir kimsenin ikinci kez üye seçilmesi yasaklanmıştır. Ayrıca üyeler altmış beş yaşını doldurduklarında zorunlu olarak emekliye ayrılırlar. Anayasa Mahkemesinin en temel görevi norm denetimidir. Bu kapsamda kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve TBMM İçtüzüğü'nün Anayasa'ya şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil yönünden inceleyebilir. Norm denetimi iki yolla gerçekleşir: Doğrudan açılan 'iptal davası' (soyut norm denetimi) ve mahkemelerce gönderilen 'itiraz yolu' (somut norm denetimi). İptal davası açma yetkisi sadece Cumhurbaşkanına, TBMM'de en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubuna ve TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki milletvekillerine tanınmıştır. İtiraz yolunda ise, görülmekte olan bir davada uygulanacak kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin Anayasa'ya aykırı olduğunu düşünen mahkeme AYM'ye başvurur; AYM beş ay içinde karar vermezse mahkeme davayı yürürlükteki hükümlere göre çözer. Anayasa Mahkemesi ayrıca belirli yüksek devlet görevlilerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı 'Yüce Divan' sıfatıyla yargılar. Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar, yüksek mahkeme başkan ve üyeleri, HSK ve Sayıştay başkan ve üyeleri ile Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları bu kapsamda yargılanır. Bunun yanında, siyasi partilerin kapatılması davalarına bakmak, siyasi partilerin mali denetimlerini gerçekleştirmek, milletvekilliğinin düşmesine veya yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin TBMM kararlarına karşı yapılan itirazları karara bağlamak da mahkemenin görevleri arasındadır. 2010 yılı anayasa değişikliğiyle Türk hukuk sistemine kazandırılan en önemli mekanizmalardan biri de 'bireysel başvuru' yoludur. Herkes, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Bireysel başvuru yoluna gidilebilmesi için, ihlale yol açtığı iddia edilen işleme karşı hukuk sistemindeki tüm olağan kanun yollarının (istinaf ve temyiz gibi) tüketilmiş olması zorunludur. Bu yönüyle bireysel başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmadan önce tüketilmesi gereken nihai bir iç hukuk yoludur. Adli yargı, ceza davalarının ve kişiler arasında çıkan her türlü özel hukuk uyuşmazlığının çözümlendiği genel ve asli yargı düzenidir. Bu yargı düzeninin en üst inceleme ve denetim mercii, yani yüksek mahkemesi Yargıtay'dır. Yargıtay üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hâkim ve cumhuriyet savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından gizli oyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğuyla seçilir. Adli yargı ilk derece mahkemeleri hukuk ve ceza mahkemeleri olarak iki ana gruba ayrılır. Hukuk mahkemeleri sulh hukuk, asliye hukuk ve özel uzmanlık mahkemelerinden (ticaret, iş, aile vb.) oluşurken; ceza mahkemeleri asliye ceza ve ağır ceza mahkemelerinden teşekkül eder. Ayrıca ilk derece mahkemeleri ile Yargıtay arasındaki iş yükünü dengelemek amacıyla bölge adliye mahkemeleri (istinaf) kurulmuştur. İdari yargı ise, yürütme organının ve idari makamların hukuka aykırı işlemlerini iptal etmek ve idari işlem ile eylemlerden zarar gören bireylerin zararlarının tazmin edilmesini (tam yargı davaları) sağlamakla görevli uzmanlaşmış yargı düzenidir. İdari yargı teşkilatının en üst basamağında yer alan yüksek mahkeme Danıştay'dır. Danıştay, idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemeleri tarafından verilen kararların son inceleme merciidir. İdari yargı düzeninde de ilk derece mahkemeleri olarak idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri görev yaparken, ara derece denetim mercii olarak bölge idare mahkemeleri (istinaf) işlev görmektedir. Sayıştay, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının tüm gelir, gider ve mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemekle görevli anayasal bir kuruluştur. Sayıştay, klasik anlamda mahkemeler gibi bir yargı mercii olmamakla birlikte, yürüttüğü denetim faaliyetinin niteliği, üyelerinin güvenceleri ve çalışma usullerinin yargısal niteliğe son derece yakın olması sebebiyle Anayasa'nın 'Yargı' bölümü altında düzenlenmiştir. Kanun koyucu da Sayıştay'ı bir 'hesap mahkemesi' olarak nitelendirmektedir. Sayıştay'ın en önemli yetkilerinden biri, sorumluların hesap ve işlemlerini denetleyerek kesin hükme bağlamaktır. Sayıştay tarafından verilen kesin hükümlere karşı ilgililer, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde bir kereye mahsus olmak üzere 'karar düzeltilmesi' talebinde bulunabilirler. Bu kararlar kesin nitelikte olduğundan, Sayıştay kararlarına karşı idari yargı yoluna başvurulması anayasal olarak engellenmiştir. Vergi ve benzeri mali yükümlülükler konusunda Danıştay ile Sayıştay kararları arasında bir çelişki veya uyuşmazlık çıkması durumunda ise Danıştay kararları esas alınır. Sayıştay denetimi, kamu kaynaklarının hukuka uygun kullanılmasını sağlarken, usulsüzlük iddialarına karşı kamu yöneticileri için de bir güvence oluşturur.