Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Piaget, insanların çevrelerindeki durumları ve nesneleri anlamlandırmak, organize etmek amacıyla geliştirdikleri bilişsel yapıları açıklamak üzere şema kavramını ortaya atmıştır. Şemalar, çocuğun yaşantılarını örgütlemesine ve anlamlandırmasına doğrudan yardım eden organize yollardır. Bebeğin ilk şemaları emme, yakalama gibi basit duyusal-devinimsel refleksif davranış örüntülerinden oluşur. Yaşın ilerlemesi, biyolojik olgunlaşma, yaşantı kazanma, uyum ve örgütlenme süreçlerinin etkisiyle çocuklar, fiziksel etkinliklere dayalı bu ilkel şemalardan stratejiler ve planlar gibi içsel zekâ etkinliklerine dayalı gelişmiş şemalara geçiş yaparlar.
Bilişsel gelişim, dünyayı öğrenme yolunda kesintisiz bir denge kurma süreci olarak görülür. Bu denge sürecinin sağlıklı işleyebilmesi için bebeğin karşılaştığı yeni durum, nesne ve varlıklara uyum sağlaması gerekir. Uyum sağlama, bebeğin çevresiyle geçici dengeler oluşturmasıdır ve özümleme ile kendinizi uydurma (uyumsama) olmak üzere iki tamamlayıcı etkinlikten oluşur. Özümlemede çocuk, var olan şemalarını ve bilgilerini kullanarak dış dünyayı yorumlar ve yeni deneyimlerini bu mevcut bilgilere ekler. Ancak yeni bilgiler var olan şemalarla örtüşmediğinde, çocuk dağarcığındaki bilgileri yeniden işlemek ve değiştirmek zorunda kalır; bu duruma ise uyumsama (kendini uydurma) adı verilir.
Örgütleme, bilişsel yapıların değişiminde rol oynayan bir diğer önemli süreçtir. Örgütleme, farklı davranışların daha üst düzeyde gruplanarak tutarlı bir bütün oluşturması, birbirinden farklı şemaların ve davranışların kategoriler hâlinde düzenlenmesidir. Çocuk yaşlandıkça edindiği bilgileri sistematik bir biçimde düzenler. Özümleme ve uyumsama süreçleri genellikle bir denge içinde gelişir. Ancak çocuk, sahip olduğu bilgi ve becerilerin çok üstünde durumlarla karşılaştığında uyum sağlamakta zorlanır ve dengesizlik oluşur. Piaget, denge ve dengesizlik arasındaki bu git-gelleri dengeleme süreciyle açıklar. Dengeleme, bilişsel gelişimdeki temel itici güçtür ve çocuğun daha üst bir bilişsel aşamaya geçmesini sağlar.
Piaget bilişsel gelişimi sırasıyla duyu-motor (0-2 yaş), işlem öncesi (2-7 yaş), somut işlemler (7-11 yaş) ve soyut işlemler dönemi (11 yaş ve üzeri) olmak üzere dört temel döneme ayırmıştır. Tüm çocukların bu gelişim aşamalarını dönem atlamadan sırasıyla geçtiği belirtilmektedir. Ancak çocukların gelişim dönemlerine girme ve tamamlama yaşları bireysel farklılıklar gösterebilir. Bilişsel olgunluk açısından bir dönemde olması beklenen bir çocuk, o dönemin özelliklerini büyük ölçüde gösterirken bir önceki veya bir sonraki döneme özgü özellikleri de sergileyebilir.
Duyu-motor dönem (0-2 yaş), bebeğin dış dünyayı keşfetmek için duyularını ve motor becerilerini kullandığı evredir. Bu dönem kendi içinde temel refleksler, birincil döngüsel tepkiler, ikincil döngüsel tepkiler, ikincil döngüsel tepkilerin koordinasyonu, üçüncül döngüsel tepkiler ve şemaları içselleştirme/zihinsel temsil olmak üzere altı alt döneme ayrılır. İşlem öncesi dönem (2-7 yaş) ise zihinsel temsilin olağanüstü arttığı, dilin geliştiği, kavramların biçimlendiği ancak mantıksal ilişkilerin henüz kurulamadığı, benmerkezciliğin ve tersine çevrilemezliğin baskın olduğu dönemdir.
Somut işlemler dönemi (7-11 yaş), ilkokul yıllarını kapsar ve bilişsel gelişimde temel bir dönüm noktasıdır. Çocuklar bu dönemde tersine çevrilebilirlik, korunum ve hiyerarşik gruplama gibi zihinsel becerileri kazanırlar; düşünceleri mantıklı, esnek ve örgütlü bir hâl alır. Soyut işlemler dönemi (11 yaş ve üzeri) ise ergenlikle birlikte başlar. Bu dönemde bireyler soyut, sistematik ve bilimsel düşünme yeteneği geliştirirler. Dönemin en belirgin iki özelliği varsayımsal-tümdengelimsel akıl yürütme ve önermesel düşünmedir. Ergenler gerçek dünya koşullarına bağlı kalmaksızın sözel önermelerin mantığını değerlendirebilirler.
Vygotsky’nin sosyokültürel biliş kuramı, çocuğun içinde bulunduğu sosyal çevrenin ve bu çevreyle kurduğu sosyal ilişkilerin bilişsel gelişimde birincil derecede rol oynadığını savunur. Çocukların edindikleri kavramların, fikirlerin, becerilerin ve tutumların kaynağı doğrudan sosyal çevredir. Çocuğa sağlanan uyarıcıların türünü ve niteliğini içinde yaşadığı kültür ve sosyal etkileşimler belirler. Vygotsky de Piaget gibi çocukların bilgiyi etkin biçimde yapılandırdığına inanır, ancak sosyal etkileşimin ve kültürün etkisinin Piaget'nin düşündüğünden çok daha fazla olduğunu ileri sürer.
Vygotsky, bilişsel gelişimde yetişkinlerin ve daha bilgili akranların rolünü çok önemser. Ona göre tüm kişisel psikolojik süreçler, çocuk ve yetişkin arasında paylaşılan sosyal süreçlerle başlar. Gelişim, başkaları tarafından düzenlenen dışsal davranışlardan bireyin kendi kendini düzenlediği içsel süreçlere doğru ilerler. Yetişkinlerin görevi, dışsal denetimi giderek azaltarak çocuğun içsel denetimini beslemek ve kendi kendini düzenlemesini desteklemektir. Dil, gelişimi yönlendiren en önemli kültürel ögedir. Dil ve düşünce başlangıçta bağımsızken sonradan birleşir ve dil düşünceyi yönlendirmeye başlar.
Kuramın üç temel kavramı içselleştirme, yakınsal gelişim alanı ve desteklemedir. İçselleştirme, çocukların başlangıçta yetişkin yardımıyla yaptıkları işleri zamanla kendi başlarına yapabilir hâle gelmelerini sağlayan gelişimsel mekanizmadır. Yakınsal gelişim alanı, çocuğun tek başına yapabildiği mevcut gelişim düzeyi ile bir yetişkin veya akran rehberliğinde başarabileceği potansiyel gelişim düzeyi arasındaki açıklıktır. Destekleme ise yetişkinin, çocuğun performans düzeyine göre rehberlik ve yardım miktarını ayarlayarak öğrenme hedefine katılımını yönlendirmesidir.
Bilgi işleme kuramı, çocukların bilgiyi elde etme, hatırlama, geri çağırma ve sorun çözerken bu bilgiyi kullanma süreçlerini inceler. Kuramın üç temel ögesi dikkat, bellek ve metabiliş-yürütücü biliştir. Dikkat, öğrenmenin ilk aşamasıdır. Bellek ise duyusal kayıt, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellek olmak üzere üç depodan oluşur. Duyusal kayıtta uyarıcılar anlık tutulur; dikkat edilenler kısa süreli belleğe aktarılır. Kısa süreli bellek bilgiyi işler ve kodlayarak kapasitesi sınırsız olan uzun süreli belleğe gönderir. Metabiliş ise bireyin kendi biliş yapısının ve öğrenme süreçlerinin farkında olması, nasıl öğrendiğini bilmesidir.
Bruner, bilişsel gelişim kuramında bilginin kodlanması, işlenmesi, depolanması ve sıralanması süreçlerine odaklanır. Bruner'e göre bilişsel gelişim için sistemli bir öğretici-öğrenici etkileşimi ve yetişkinlerin kültürü yorumlayarak çocukla paylaşması şarttır. Dil, bilişsel gelişimde anahtar bir role sahiptir. Bruner bilişsel gelişimi eylemsel dönem (0-3 yaş), imgesel dönem (Piaget'nin işlem öncesi dönemine denk gelir) ve sembolik dönem olmak üzere üç aşamaya ayırır.
Eylemsel dönemde çocuklar nesnelere dokunarak, psiko-motor eylemlerle öğrenirler. İmgesel dönemde bilgi imgelerle taşınır ve görsel bellek gelişmiştir; çocuklar nesneleri görmeden de zihinlerinde canlandırıp resmedebilirler. Sembolik dönemde ise çocuk, dil ve matematik gibi sembolleri kullanarak etkinliklerin veya algıların anlamını açıklar. Bruner'e göre gelişim eylemselden sembolik döneme doğru ilerlese de yetişkinler de gerektiğinde yaşantılarını eylemler ve imgelerle kodlamaya devam edebilirler.
Bireysel farklılıklar, bireyin devinsel, dil, problem çözme, zihinsel süreçler ve öğrenme özellikleriyle akranlarından farklı olması durumudur. Zihin yetersizliği olan çocukların bilişsel özellikleri gelişimsel yaklaşım ve gelişimsel farklılık yaklaşımıyla açıklanır. Gelişimsel yaklaşıma göre zihin yetersizliği organik ve ailesel nedenler olarak ikiye ayrılır. Organik nedenli çocuklarda bilişsel sistemde yapısal sorunlar vardır ve genellikle ağır düzeyde yetersizlik görülür. Ailesel nedenli çocuklarda ise organik bozukluk yoktur; genellikle düşük sosyoekonomik düzeyden gelirler, gelişim aşamalarından akranlarıyla aynı sırayla geçerler ancak bu aşamalara daha geç ulaşırlar.
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocukların bilişsel becerileri ve zekâ düzeyleri geniş bir yelpazede farklılık gösterir. OSB tanılı çocukların yaklaşık %60'ının zekâ bölümü 50'nin altında, %20'sinin 50-70 arasında, %20'sinin ise 70 ve üzerindedir. OSB'li çocukların %10'unda müzik, resim, matematik ve görsel hafıza gibi alanlarda şaşırtıcı üstün yetenekler (savant özellikleri) görülebilir. Görme yetersizliği olan çocuklar ise boyut, renk ve uzaysal ilişkileri görme yoluyla elde edemediklerinden, temel kavramları kazanmak için gerçek nesnelerle daha fazla somut yaşantıya ihtiyaç duyarlar.
İşitme yetersizliği olan çocuklar, ek bir yetersizlikleri yoksa çoğunlukla normal zekâ düzeyine sahiptirler ve işiten akranlarıyla aynı bilişsel gelişim aşamalarından geçerler. Ancak sözel dili öğrenmedeki güçlükler ve iletişim problemleri nedeniyle akademik performanslarında, özellikle okuma ve matematik alanlarında akranlarına kıyasla daha düşük başarı gösterebilirler. Zihin yetersizliği olan çocukların en temel bilişsel sorunları ise dikkatlerini toplamada, sürdürmede, bilgiyi hatırlamada ve öğrendiklerini genellemede yaşadıkları güçlüklerdir.
Dil gelişimi; kelimelerin, sembollerin öğrenilmesi ve dilin kurallarına uygun olarak kullanılmasının gelişim sürecidir. Dil gelişimini açıklayan kuramlar arasında Davranışçı Yaklaşım (Skinner), Sosyal Öğrenme Kuramı (Bandura), Bilişsel Gelişim Kuramı (Piaget), Doğuştancı Yaklaşım (Chomsky) ve Etkileşimci Yaklaşım yer alır. Skinner dilin edimsel koşullama ve pekiştirme ile kazanıldığını savunurken, Bandura gözlem ve taklidi vurgular. Piaget dilin bilişsel gelişimi yansıttığını belirtirken, Chomsky çocukların doğuştan bir Dil Edinme Donanımı (LAD) ile dünyaya geldiklerini ileri sürer. Etkileşimci yaklaşım ise içsel bilişsel kapasite ile çevresel sosyal etkileşimin ortak rolüne odaklanır.
Dil gelişimi konuşma öncesi dönem ve konuşma dönemi olarak ikiye ayrılır. Konuşma öncesi dönem; ağlama (0-1 ay), gığıldama (1-4 ay), babıldama (4-6 ay), vokal oyun (6-8 ay), ekolali (8-12 ay) ve jargon (9-12 ay) evrelerinden oluşur. Konuşma dönemi ise 12. aydan itibaren ilk sözcüklerin üretilmesiyle başlar. Çocuklar bu dönemde tek bir sözcüğü geniş anlamlarda kullanma eğilimi olan aşırı genişletme yapabilirler (örneğin tüm erkeklere 'baba' demek).
Çocuklar 200 sözcük üretmeye başladıklarında iki sözcüklü telgrafik konuşma evresine geçerler. Telgrafik konuşma, bağlaç veya çekim eki kullanmaksızın kelimelerin yan yana getirilerek anlamlı mesajlar oluşturulmasıdır (örneğin 'anne mama'). 27. aydan itibaren dil yapısında adıllar, isim çekim ekleri ve eylem ekleri artar. Dört yaşına gelindiğinde çocukların söz dizimi yetişkinlerinkine oldukça benzer bir düzeye ulaşır ve dilin sosyal kullanımını (pragmatik) keşfederler.