Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium
Bireylerin içinde yetiştikleri ve yaşadıkları çevrenin özellikleri, onların davranış kalıplarını, alışkanlıklarını ve kişilik yapılarını doğrudan şekillendirir. Eğitim biliminde sıklıkla atıfta bulunulan 'Bana istediğim ortamı verin, herkesi eğiteyim' yaklaşımı, koşulların ve çevresel faktörlerin öğrenme çıktıları üzerindeki mutlak gücünü vurgulamaktadır. İnsan davranışını kalıcı olarak değiştirmek ya da yeni istendik davranışlar kazandırmak, öncelikle o davranışın sergilenebileceği uygun fiziksel ve sosyal ortamların hazırlanmasını gerektirir.
Eğitimsel süreçlerde 'istendik davranış' olarak tanımlanan hedefler, ancak destekleyici ve zenginleştirilmiş ortamlarda hayat bulabilir. Sadece teorik düzeyde bilgiye sahip olmak, bireyin o bilgiyi eyleme dönüştürmesi için yeterli değildir; eylemin gerçekleşmesi için uygun çevre koşullarının varlığı şarttır. Örneğin, okuma alışkanlığı kazandırılmak istenen bir çocuğun elini uzattığı her yerde nitelikli ve ilgi çekici kitaplarla karşılaşması, bu istendik eylemin gerçekleşme olasılığını büyük ölçüde artırır.
Sınıf yönetimi açısından çevre; öğrenciyi eyleme yönelten ilgilerin, gereksinimlerin, beklentilerin ve tutumların kaynağıdır. Öğretmenlerin yalnızca kendi sınıf içi bilgileri ve öğretim yöntemleriyle sınırlı kalması, öğrencileri tam anlamıyla eğitilmiş bireyler yapmaya yetmez. Sınıf yöneticisi olarak öğretmenin, çevresel güçleri analiz etmesi, bu güçlerin desteğini arkasına alması ve sınıf içi süreçleri bu doğrultuda yapılandırması kritik bir öneme sahiptir.
Uzak çevre, bireyi sürekli ve her gün olmasa da zaman zaman, dolaylı ya da doğrudan etkileyen tüm dışsal ögeleri kapsar. Ülke genelindeki sosyo-ekonomik gelişmeler, yasal düzenlemeler, küresel olaylar ya da medya yayınları uzak çevre ögeleri arasında yer alır. Ancak günümüzde gelişen iletişim teknolojileri ve internet sayesinde uzak çevre ögeleri yaşam alanlarımıza daha hızlı nüfuz etmekte ve yakın çevreyle arasındaki sınırları belirsizleştirmektedir.
Basın-yayın ve kitle iletişim araçları, uzak çevrenin etkilerini doğrudan evlerimizin ve sınıflarımızın içine sokması yönüyle uzak çevrenin en dönümcül değişkeni olarak kabul edilir. Televizyon programları, bilgisayar oyunları ve internet siteleri çocukların dil kullanımını, ahlaki değerlerini ve çatışma çözme yöntemlerini derinden etkiler. Şiddet içerikli yayınlar, hile ve güce dayalı yaşam biçimlerini özendiren filmler, okulda kazandırılmaya çalışılan olumlu davranışları baltalayarak eğitimsel çabaları etkisizleştirebilir.
Öğretmenler ve okul yönetimi, uzak çevreden gelen bu olumsuz etkilere karşı pasif bir kabulleniş içinde olmamalıdır. Veliler, sivil toplum kuruluşları ve okul aile birlikleriyle güç birliği yapılarak olumsuz yayınlar yapan kanallara karşı örgütlü tepkiler geliştirilebilir, protesto mektupları gönderilebilir ya da reklam veren kuruluşlar üzerinde kamuoyu baskısı oluşturulabilir. Eğitimciler, bu tür toplumsal girişimlerde öncülük rolü üstlenerek çocukları dış çevrenin yıkıcı etkilerinden korumak ve uzak çevreyi kontrol altına almak için çaba göstermelidir.
Yakın çevre, öğrencinin her gün doğrudan etkileşimde bulunduğu, içinde yaşadığı sokak, mahalle, oyun alanları, bindiği okul servisi ve arkadaş gruplarından oluşur. Bu çevre, öğrenci davranışlarını anlık ve yoğun bir şekilde etkilediği için sınıf içi dinamiklerin de temel belirleyicisidir. Sınıf yönetimi, dersliklerin fiziksel sınırlarıyla bitmemeli; yakın çevrenin tamamı yaşayan ve dinamik bir öğrenme laboratuvarı olarak değerlendirilmelidir.
Öğretmenler, yakın çevrenin sunduğu olanakları eğitim amaçları doğrultusunda kullanırken 'okulun çevreye taşınması' ve 'çevrenin okula taşınması' stratejilerini uygulamalıdır. Okulun çevreye taşınması; öğrencilerin okulda edindikleri bilgi ve becerileri, hazırladıkları tiyatro, sergi veya sosyal sorumluluk projelerini mahalle düzeyinde sergileyerek çevre halkını eğitmelerini içerir. Çevrenin okula taşınması ise mahalledeki uzman kişilerin, kültürel birikimlerin ve fiziksel imkanların okul içi etkinliklere entegre edilmesini sağlar.
Öğrencinin okul ile ev arasındaki geçiş alanı olan sokak ve servis araçları da yakın çevrenin kritik unsurlarıdır. Servis şoförünün davranışları, çalınan müzikler ya da sokaktaki olumsuz rol modeller çocukların değer yargılarını etkiler. Okul yönetimi ve öğretmenler, servis araçlarını denetim altında tutmalı, yerel yöneticilerle iş birliği yaparak okul çevresindeki kahvehane, dükkan gibi alanlardaki olumsuz davranışların azaltılması için ortak eylem planları hazırlamalıdır.
Aile, çocuğun dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren ilk eğitimini aldığı, temel kişilik özelliklerinin ve davranış kalıplarının şekillendiği en birincil yakın çevre ögesidir. Yemek yeme alışkanlıklarından konuşma üslubuna, temizlik kurallarından insan ilişkilerine kadar tüm temel davranışlar aile ortamında taklit yoluyla kazanılır. Ailede görülen olumsuz davranışlar, çocuk aracılığıyla doğrudan sınıfa taşınır ve sınıf düzenini etkiler.
Öğretmenlerin sınıf yönetiminde başarılı olabilmeleri için her öğrencinin aile yapısını, sosyo-ekonomik durumunu, çocuk sayısını ve anne-baba ilişkilerini çok iyi analiz etmesi gerekir. Bu tanıma süreci söylentilere değil; ev ziyaretlerine, veli görüşmelerine ve sistemli gözlemlere dayanmalıdır. Boşanma aşamasındaki aileler, ilgisiz ya da aşırı baskıcı ebeveyn tutumları önceden tespit edilerek çocukta oluşabilecek uyum sorunlarına karşı önleyici rehberlik çalışmaları zaman kaybetmeden başlatılmalıdır.
Ailelerin eğitim ve gelir düzeyleri de öğrencinin akademik başarısını ve sınıf içi tutumlarını etkiler. Öğretmenler, ailelerin eğitimsel yeterliklerini artırmak için onları okul etkinliklerine dahil etmeli ve çocuklarından beklentilerini gerçekçi düzeyde tutmaları konusunda rehberlik yapmalıdır. Velilerin desteği ve iş birliği olmadan okulda yürütülen eğitim faaliyetlerinin kalıcı başarıya ulaşması son derece zordur; bu nedenle veliler sürecin aktif birer ortağı haline getirilmelidir.
Okul, sınıfın içinde yer aldığı en yakın üst sistem ve yaşam alanıdır. Okulun fiziksel yapısı, bahçesi, temizliği, donanımı, kütüphane ve laboratuvar gibi imkanlarının kullanılabilirliği sınıf içi motivasyonu doğrudan belirler. Sınıf yönetiminin kalitesi, büyük ölçüde okul yönetiminin kalitesine ve öğretmenlere sunduğu idari desteğe bağlıdır. Okul yöneticilerinin öğretimsel liderlik rollerinin güçlü olması, sınıf içi süreçlerin de verimli geçmesini sağlar.
Okulun öğrenci mevcudu, okul iklimini etkileyen en önemli değişkenlerden biridir. İdeal bir okulda öğrenci sayısı birkaç yüzü geçmemeli, öğrenciler ve öğretmenler birbirini ismen tanıyabilmelidir. Kalabalık okullarda yabancılaşma, dersten kaçma, iletişim kopukluğu, disiplin sorunları ve aidiyet hissi kaybı gibi olumsuz durumlar çok daha sık yaşanır. Küçük ve butik okullar, öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri 'özel bir çevre' olma niteliğini korurlar.
Okulda demokratik ve katılımcı bir yönetim anlayışının benimsenmesi; öğretmenlerin, velilerin ve öğrencilerin karar alma süreçlerine dahil edilmesi moral ve başarıyı artırır. Demokratik işleyiş, tek tipliği değil esnekliği ve farklılıklara saygıyı beraberinde getirir. Okul kütüphanesi, spor salonları gibi alanların ders saatleri dışındaki zamanlarda da öğrencilerin kullanımına açık tutulması, sorunlu öğrencilerin enerjilerini olumlu alanlara yönlendirerek istenmeyen davranışların önüne geçer.