Ekonomik olaylara makro bakış, bir ülkenin genel performansını ve dış dünyayla olan ilişkilerini geniş bir çerçevede ele almayı ifade eder. Bu kapsamda GSYİH, yıllık büyüme oranları, işsizlik, enflasyon, yatırım ve tasarruf oranları ile dış ticaret dengesi gibi temel göstergeler incelenir. GSYİH, ülke sınırları içinde belirli bir dönemde üretilen nihai mal ve hizmetlerin toplam değerini temsil eden temel bir ekonomik büyüklük ölçütüdür. Uluslararası ticaret, ülkeler arasındaki mal ve hizmet akışını kapsayan en eski ve en büyük ekonomik ilişkidir. Ulaştırma, teknoloji ve iletişimdeki gelişmelerin yanı sıra ticaret engellerinin azalması, bu akışın boyutlarını sürekli genişletmiştir. Dış ticaret, dar anlamda mal hareketlerini ifade etse de, günümüzde taşımacılık, turizm, bankacılık, sigortacılık ve bilişim gibi hizmet akımları da ticaretin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Hizmet ticareti, mal ticaretinden farklı dinamiklere sahiptir. Örneğin, turizm ve sağlık hizmetlerinde tüketici hizmeti almak için ilgili ülkeye giderken; bankacılık gibi sektörlerde hizmet tüketicinin ayağına götürülür. Ayrıca, yatırımlardan elde edilen kâr, faiz ve patent ücretlerinin transferi veya işgücü göçü sonucu elde edilen gelir transferleri de hizmet ticareti kapsamında değerlendirilir. Adam Smith, 1776 tarihli 'Ulusların Zenginliği' eserinde serbest ticaretin refahı artıracağını savunmuştur. Mutlak Üstünlük Kavramı'na göre, bir ülke hangi malı daha az işgücüyle (daha ucuza) üretebiliyorsa o alanda uzmanlaşmalı ve ihracat yapmalıdır. Bu, dünya kaynaklarının verimli kullanımını ve ülkelerin karşılıklı kazanç sağlamasını hedefler. David Ricardo, 1817'de bu teoriyi geliştirerek Karşılaştırmalı Üstünlükler Kavramı'nı ortaya atmıştır. Ricardo'ya göre önemli olan mutlak üstünlük değil, malların birbirine göre maliyetidir. Bir ülke, iki maldan hangisinde daha etkinse ona odaklanmalı, diğerini ithal etmelidir. Bu yaklaşım, kıt kaynakların daha verimli kullanılmasını ve dünya refahının artmasını sağlar. 1930'larda ortaya atılan Fırsat Maliyeti Kavramı, verimlilik yerine maliyet odaklı bir bakış sunar. Bir malı üretmek için vazgeçilen diğer kaynakların toplamı maliyeti belirler. Heckscher ve Ohlin tarafından geliştirilen Faktör Donatımı Kavramı ise, ülkelerin sahip oldukları üretim faktörlerine (toprak, sermaye, işgücü) göre uzmanlaşması gerektiğini savunur. Yani, hangi faktöre zengin olarak sahipse, o faktörü yoğun kullanan mallarda üstünlük elde eder. Uluslararasılaşma, bir firmanın ürünlerini yurt dışı pazarlara yönelterek işletmecilik faaliyetlerini adım adım uluslararası hale getirme sürecidir. Bu süreç, kültürel, yasal ve ekonomik çevresel faktörlerle etkileşim içinde yürütülür. 'Küresel olarak doğmuş' (born global) firmalar ise, kuruluşlarından itibaren iç pazardan ziyade doğrudan küresel pazarlara odaklanan işletmelerdir. İşletmelerin uluslararasılaşma yönelimleri dört ana başlıkta toplanır: Kendine Odaklı (Ethnocentric) yaklaşımda yurt içi faaliyetler merkezdedir ve dış pazar sadece üretim fazlasını eritmek için kullanılır. Çok Odaklı (Polycentric) yaklaşımda her ülke için ayrı strateji ve şubeler geliştirilir. Bölge Odaklı (Regiocentric) yaklaşımda tüm bölge tek pazar olarak görülür. Dünya Odaklı (Geocentric) yaklaşımda ise tüm dünya tek bir pazar olarak kabul edilip standartlaştırmaya gidilir. Uluslararası pazarlama, ulusal pazarlamanın sınır ötesine taşınmasıdır. Temel ilkeler evrensel olsa da, uluslararası pazarlamayı zor kılan unsur; farklı kültürler, yasalar, dil ve ekonomik koşullar gibi kontrol edilemeyen çevresel değişkenlerdir. Başarılı bir uluslararası pazarlama, dünya üzerindeki tüketici ihtiyaçlarını saptayıp, yerel ve yabancı rakiplerden daha iyi tatmin etmeyi amaçlayan eşgüdümlü bir süreçtir.