Özet
Ana Sayfa » Anadolu Üniversitesi AÖF » Felsefe Lisans Programı » Etkili İletişim Teknikleri
← Ünite 2

Ünite 2: Etkili İletişim ve Doğru Anlatma — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Etkili İletişim ve Doğru Anlatma Süreci

Etkili iletişimin ilk ve en temel adımı, karşımızdaki bireyi yargılamadan dinlemek, onu etkin bir biçimde anlamaya çalışmak ve olaylara onun dünyasından, onun bakış açısıyla bakabilmektir. Ancak iletişim sadece pasif bir dinleme eyleminden ibaret değildir. Etkin dinlemenin hemen ardından, konuyla ilgili kendi duygu, düşünce ve isteklerimizi somut, net ve doğru ifadelerle sunabilmek de bir o kadar önemlidir. Kişilerarası ilişkilerde sağlıklı bir anlatım gerçekleştirebilmek, bireyin kendisini dış dünyaya doğru tanıtabilmesinin ve sağlıklı iletişimi kazanmasının en somut göstergesidir.

İletişim esnasında düşüncelerimizi ve duygularımızı ifade ederken, ne anlattığımız kadar nasıl anlattığımız da büyük bir önem taşır. Seçtiğimiz kelimeler, kurduğumuz cümlelerin yapısı, konuşma anındaki fiziksel duruşumuz, jest ve mimiklerimiz mesajın doğru ve eksiksiz iletilmesine doğrudan katkı sağlar. Birçok insan ilişkilerinde sadece düşüncelerini dile getirip duygularını açıklamaktan kaçınır veya açıklayamaz. Oysa yaşanan duyguların açıkça paylaşılması, bireyin kendi hakkındaki farkındalık düzeyini artırdığı gibi, karşısındaki kişinin de onu daha doğru anlamasına olanak tanır.

Sağlıklı ve sürdürülebilir ilişkilerin kurulmasında, bireyin kendini açma davranışı kritik bir rol oynar. Kendini açma, kişinin kendi inançları, görüşleri, hisleri ve istekleri hakkında dolaysız ve samimi bir şekilde konuşmasıdır. Bu süreç, bireyin kendi durumunu daha net kavramasını sağlarken, çevresinden aldığı olumlu veya olumsuz geri bildirimler sayesinde kendi benlik kavramını daha doğru saptamasına veya değiştirmesine yardımcı olur. Sydney M. Jourard'a göre kendini açma, kişinin kendisini karşısındakine tanıtması yönünde atılmış en etkili adımdır.

2Kızgınlık Duygusu ve Fizyolojik-Psikolojik Boyutları

Kızgınlık, her canlının bir tehdit, engellenme veya haksızlık karşısında gösterdiği son derece doğal, evrensel ve sağlıklı bir tepkidir. Diğer tüm temel duygular gibi kızgınlık da organizmada hızlı fizyolojik değişikliklere yol açar; kalp atışını hızlandırır, kan basıncını yükseltir ve vücuda enerji veren hormonların salgılanmasına neden olur. Bu fizyolojik uyarılma, doğası gereği organizmayı savunmaya ve gerektiğinde savaşmaya hazırlar. Ancak kızgınlığın bir iletişim engeline dönüşmesini önlemek için duygu kontrolünün doğru bir şekilde sağlanması şarttır.

Kızgınlığı sürekli bastırmak veya sağlıksız yöntemlerle dışa vurmak, bizi kızdıran durumu ya da kişiyi değiştirmeyeceği gibi ilişkileri ciddi şekilde zedeler. Kızgınlığın nedenini ve kaynağını doğru analiz ederek, uygun zaman ve mekanda, doğru kişiyle paylaşmak bu duygunun yıkıcı etkilerini ortadan kaldırır. Çocukluk yaşantılarında özerk bir varlık olması engellenen bireyler, sevgiyi yitirme kaygısıyla kızgınlıklarını sürekli bilinçaltına itme eğilimi gösterebilirler. Bu durum, bireyin insanlarla birlikteyken nedenini bilmediği kronik bir tedirginlik yaşamasına yol açar.

Bazı durumlarda ise birikmiş düşmanca duyguları denetim altında tutabilmek için tam karşıtı tutumlar geliştirilir; kişi insanlara karşı aşırı ve abartılı bir sevecenlik sergiler. Gerçek benliğine yabancılaşan bu bireyler, bilinçdışı savunma mekanizmaları nedeniyle insanları çok sevdiğine inanır. Oysa bir davranışı sürekli ve abartılı şekilde ilan etme gereği duymak, genellikle arka planda tam tersi duyguların yaşandığına işaret eder. Kızgınlığın dışa yöneltilemeyip kişinin kendi benliğine çevrilmesi ise küskünlük, kendini cezalandırma ve hatta bazı trajik intihar olgularındaki karmaşık psikolojik mekanizmalarla ilişkilidir.

3Kızgınlığın Beyindeki Merkezleri: Amigdala ve Prefrontal Lob

Kızgınlık anında beynimizde iki temel bölge aktif olarak rol oynar ve davranışlarımızı şekillendirir. Bunlardan ilki, beynin derinliklerinde yer alan ve bademe benzeyen bir çekirdek olan amigdaladır. Amigdala; kızgınlık, öfke, korku gibi temel ve ilkel duyguların oluştuğu merkezdir. Bir kışkırtılma veya beklenmedik bir olayla karşılaştığımızda amigdala anında devreye girerek bizi fevri, düşünmeden ve saldırgan bir şekilde tepki vermeye yönlendirir. İletişimde sadece amigdalaya bağlı kalarak hareket etmek, sonradan pişman olacağımız yıkıcı davranışlara yol açar.

Beynimizdeki ikinci önemli bölge ise prefrontal lobdur. Prefrontal lob, adeta zihinsel bir süzgeç görevi görerek bilgileri toplar, analiz eder, süzgeçten geçirir ve en mantıklı eylemin ne olacağına karar verir. Duyguların kaynağı olan amigdalayı zihinsel ve mantıklı bir yapıya oturtan yer burasıdır. Etkili iletişim kurabilmek için amigdalanın bizi esir almasına izin vermemek, aksine amigdala ile prefrontal lobu barışık bir şekilde yaşatabilmek gerekir.

Kızgınlık anında prefrontal lobun öncülüğünde hareket etmek, duygularımızı kontrol altına almamızı ve onları sağlıklı bir biçimde dışa vurmamızı sağlar. 'Konuşmak bebek gibidir; ona gebe kalması çok kolay, onu başarılı ve sağlıklı bir biçimde doğurması çok zordur' sözü bu mekanizmayı çok iyi açıklar. Amigdala bizi konuşmaya anında gebe bırakırken, prefrontal lob o düşünceyi süzerek sağlıklı ve yapıcı bir şekilde doğurmamızı, yani ifade etmemizi sağlar.

4Ben Dili ve Sen Dili Karşılaştırması

Bireylerarası iletişimde kızgınlıkla başa çıkmak ve bunu karşı tarafa aktarmak tamamen kullandığımız dilin yapısıyla ilgilidir. İletişimde kızgınlığı tamamen bastırmak, yüksek tansiyon, baş ağrısı, mide ağrısı, ritim bozuklukları ve depresyon gibi ciddi psikosomatik problemlere yol açtığı için son derece zararlıdır. Doğru olan yaklaşım, kızgınlığı bastırmak değil, onu 'Ben Dili' kullanarak sağlıklı bir biçimde dışa vurmaktır. Ben dili, kişinin karşılaştığı olumsuz bir davranış karşısında kendi kişisel tepkisini, hissettiği duyguları ve bu durumun üzerindeki etkisini suçlamadan ifade etmesidir.

Buna karşılık 'Sen Dili' ise genellikle kızgınlık anlarında kullanılan, karşı tarafı suçlayan, yargılayan, eleştiren ve onun kişiliğine saldıran bir iletişim dilidir. Sen iletileri, konuşan kişinin kendi duyguları hakkında bilgi vermez, odağı tamamen karşı tarafa yöneltir. 'Her zaman sözümü kesiyorsun', 'Çok sorumsuzsun' gibi sen dili ifadeleri, muhatabın anında savunmaya geçmesine, öfkeyle karşılık vermesine ve iletişimin tamamen kopmasına neden olur. Bu durumda asıl çözülmesi gereken sorun arka plana itilir ve taraflar arasında bir haklılık/galibiyet savaşı başlar.

Ben dili ise suçlama içermediği için karşı tarafın savunmaya geçme riskini azaltır ve onu işbirliğine davet eder. Ben mesajı üç temel ögeden oluşur: Sorunun veya istenmeyen davranışın yorumsuz tanımı, bu davranışın üzerimizde yarattığı somut etki ve hissettirdiği duygu. Örneğin, 'Sözümü kestiğinde (davranış), kendimi önemsenmemiş hissediyorum (duygu) ve anlatma hevesim kaçıyor (etki)' demek, karşı tarafın kendi davranışının sonuçlarını fark etmesini ve kendi isteğiyle davranışını düzeltmesini sağlar.

5İletişim Bağlamı ve Boyutları

Her iletişim süreci mutlaka belirli bir bağlam içerisinde gerçekleşir. İletişim bağlamı, mesajların anlamlandırılmasını ve iletilme biçimini doğrudan etkileyen çok boyutlu bir çerçevedir. Bu bağlamın doğru analiz edilmesi, etkili iletişimin kurulabilmesi için hayati önem taşır. Bağlam genel olarak üç temel boyutta incelenir: Fiziksel boyut, sosyo-psikolojik boyut ve zamansal boyut. Bu boyutların her biri, iletişimin kalitesini ve tarafların birbirini anlama düzeyini belirler.

Fiziksel boyut, iletişimin gerçekleştiği elle tutulur, somut, maddi ortamı ve çevreyi ifade eder. Sınıf ortamı, bir restoran, gürültülü bir sokak veya sessiz bir kütüphane fiziksel boyuta örnektir. Sosyo-psikolojik boyut ise bireyler arasındaki sosyal statü farklarını, üstlenilen rolleri, toplumsal gelenekleri, arkadaşlık ilişkilerini ve ortamın ciddiyet derecesini kapsar. Son olarak zamansal boyut, iletişimin gerçekleştiği zaman dilimini ve iletilerin kronolojik sırasını ele alır.

İletişim sürecinde yaşanan aksaklıklar ve engeller genellikle bu bağlamların doğru yönetilememesinden kaynaklanır. Hassasiyet eksikliği, yanlış kelime seçimi, düşünmeden acele sonuçlara varmak, aşırı kontrol etme çabası, üstünlük taslama ve kesinlik bildiren yargılarda bulunmak iletişimi çıkmaza sokan en yaygın hatalardır. Bu engelleri aşmanın yolu, bağlama uygun, esnek, empatiye dayalı ve olumlu ilgi içeren bir iletişim tarzını benimsemektir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250