Özet
← Ünite 10

Ünite 10: Bilgi Zihin İlişkisi — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Kişilik, Kendilik ve Çoklu Kişilik Olgusu

Normal şartlarda karşımızda tek bir kişiliğin olduğunu varsayarız ve kişilik kavramı, bir kişiyi başkalarından farklı kılan düşünsel, duygusal, ruhsal ve bedensel özelliklerin tümünü ifade eder. Bu ayırt edici özellikler; alışkanlıklar, algılama ve davranış tarzları ile olaylara bakış açılarını kapsar ve temel belirleyici unsur 'kendine özgü kılma'dır. Günlük hayatta 'ah, bu tam da Aylin’in yapacağı bir şey' diyerek bu benzersizliği tanırız.

Ancak çoklu kişilik hastalığı olgusu, bir beden içinde birden fazla kişinin bulunması nedeniyle tek bir birey olmanın ne anlama geldiği sorusunu paradoksal hale getirir. Bu rahatsızlıkta, kişisel özdeşlik ve kendiliğin sürekliliği parçalanmış göründüğünden, bir bireyin ne zaman bittiği ve diğerinin ne zaman başladıği konusunda şüpheler oluşur. Yine de bu durum, günlük yaşamda deneyimlediğimiz ruh hali değişiklikleri veya 'dağıldım' şeklindeki geçici çözülme durumlarından temelde farklı değildir.

Gizil algı, öğrenme ve bilinç dışı problem çözebilme gibi olgular, zihinde olmakta olan her şeyin öznel bilincin farkında olduğu tek ve bölünmez bir kendilik fikrini terk etmemiz için yeterli kanıtlar sunar. Kendiliğimizi bir bütün olarak algılamamız, aynı anda var olan ve kendiliğin farklı temsillerini taşıyan çeşitli bilinç durumlarının, tutarlı bir hayat hikayesi oluşturacak şekilde temel bir kendilik kavramı etrafında birleşmesinden kaynaklanır.

Merkezi ve bütünlüklü bir kendilik fikrini reddeden Dennett, hikaye kuramı çerçevesinde kendiliği 'kendimize ilişkin hikayelerimizin odaklandığı merkez' (center of gravity) olarak tanımlar. Nasıl ki genler aracılığıyla bağımsız alt sistemlerden oluşan termit karıncaları bir araya gelerek koloni oluşturuyorsa, insanlar da çoklu algılarını, hatıralarını ve yaşantılarını anlamlı bir hikaye etrafında birleştirerek bütünlüklü bir kendilik oluştururlar.

2Kendiliğin Varsayımı ve Temel Boyutları

Kendiliğin varlıksal olarak ayrı oluşu felsefede sıkça tartışılmıştır; yayın inanışa göre kendilik, düşüncelere, duygulara ve deneyimlere sahiptir ancak kesinlikle onlarla aynı şey değildir ve onlardan yapılmamıştır. David Hume ise 'yığın' (bundle) kuramıyla bu görüşe karşı çıkarak, kendiliğin zihinde olup biten bilinçli olaylar serisinden başka bir şey olmadığını savunur.

Materyalizmi reddeden düalist ve idealist yaklaşımlara göre zihinsel olan kendilik, fiziksel olan her şeyden ayrıdır; ancak bu durum ölümsüz bir ruha inanmayı zorunlu kılmaz. Kendilik kavramı incelendiğinde öne çıkan boyutlardan biri 'deneyimin öznesi' olmasıdır; Susan Greenfield'in belirttiği gibi her birimiz kendimizin tek olduğundan ve öznel bilince sahip olduğumuzdan hareketle deneyim öznesi olmanın ne demek olduğunu biliriz.

Kendiliğin bir diğer temel özelliği çift kutuplu olmasıdır; bir yandan deneyime bağlı olma ve onu yaşama anlamında edilginken, diğer yandan bir amacı olan ve bilinci yönlendiren etkin bir eyleyicidir. William James, zihinsel kendiliğin bütün bilinçteki etkin öğe, dikkat ve çabanın kaynağı, irademizin kararlarının alındığı merkez olduğunu vurgulamıştır.

Son olarak kendiliğin bir karaktere veya kişiliğe sahip olması, insanın bütün olarak kişiliğe sahip olmasıyla aynı doğrultudadır; insanın zihinsel bir kendiliğe sahip olması, onun belirli bir kişiliğe ve zihinsel özellikler bütünlüğüne sahip olmasını da beraberinde getirir.

3Kendilik Bilgisi ve İçebakış Sorunu

Bir organizmanın kendiliğe sahip olması, kendisini diğerlerinden ayırt etme kapasitesine ve kendini ayrı bir kişi olarak bilmesine dayanır. Antik Yunan'daki Delphi Tapınağında yer alan 'kendini bil' ifadesinde vurgulandığı gibi, kişinin kendini bilmesi doğuştan gelen ve kendiliğinden edinilen bir şey değil, bilinçli bir çaba gerektiren bir bilgidir.

Kendilik bilgisini edinmek iki farklı süreçten oluşur: birincisi etkin bir eyleyici olarak kendiliğin diğer insanlarla ve nesnelerle ilişkisini değerlendirmesidir, ikincisi ise kişinin kendi düşünceleri ve eylemleri üzerine dönük düşünmesidir. İngiliz deneycilerine göre içsel durumlarımız psikolojik kelimelerin anlamları olarak vardır, ancak davranışçılar zihinsel durumların daha çok sözel ve fiziksel davranışlarla tanımlandığını göstermiştir.

John Locke, içebakışla öznel bilinçli durumların ötesinde o durumları deneyimleyen özne olarak bilinçli kendiliğimizi de bilebileceğimizi savunurken; David Hume içebakışta hiçbir zaman benliği algı olmaksızın yakalayamayacağını, sadece tikel algılar ve izlenimler gözleyebileceğini öne sürer. Kant ise Hume'un aksine, kendiliğin deneyimin bir nesnesi olmadığını, aksine her deneyimin olanağının zorunlu koşulu olan aşkın bir ide olduğunu savunur.

Kihlstrom ve Cantor'un bilişsel ve sosyal psikolojik perspektiften geliştirdikleri yaklaşıma göre kendilik, kişinin kendine ilişkin zihinsel tasarımıdır; bu tasarım soyut kendilik kavramı ile deneyimlerin kesin bilgisini içerir. Ryle'ın belirttiği gibi tek bir kendilik tasarımı aramak, bir futbol takımının takım ruhunu sahada ayrı bir nesne gibi aramaya benzer ki bu bir kategori hatasıdır; takım ruhu oyuncuların ahengiyle oluşan soyut bir tasarımdır.

4Başka Zihinler Sorunu ve Benzerlik Argümanı

Karşımızdaki bir başka kişinin, üst düzey bir memelinin veya bir robotun gerçekten de kendimiz gibi zihinsel özelliklere sahip olup olmadığını nasıl bilebileceğimiz sorusu felsefede 'başka zihinler sorunu' olarak adlandırılır. Descartes kendi zihnine birinci şahıs bilgisiyle dolaysız ulaşıldığını söylerken, başkalarının zihnine nasıl ulaşılacağı sorunu ortaya çıkar.

Bu soruna geleneksel olarak önerilen çözüm 'benzerlik argümanı'dır; bu argümana göre kendi zihinsel süreçlerimiz ile davranışlarımız arasında bağlantı kurarak, bize benzeyen diğer varlıkların da benzer zihinsel durumlara sahip olduğunu çıkarsarız. Örneğin bedendeki hasar ve inlemeden ağrıyı, gülümsemeden mutluluğu çıkarsama eğilimindeyizdir.

Ancak benzerlik argümanı birçok eleştiriye açıktır; bunlardan biri çıkarımın tek bir örnekten (kendi durumumuzdan) yapılan tümevarımsal bir genelleme olması ve sonucun zorunlu olmamasıdır. Ayrıca renk körü veya sağır bir kişinin başkalarının deneyimlerini anlamasının imkansız olması gibi sınırlılıklar da bu argümana yöneltilen eleştiriler arasındadır.

Argümanın geçerliliğini test etmenin imkansız olması da diğer bir sorundur; çünkü karşıdaki kişinin zihne sahip olup olmadığını doğrudan test etmek telepatik bir bilgi gerektirir ki bu uygulamada imkansızdır.

5Wittgenstein ve Strawson'ın Eleştirileri ile Davranışçı Çözüm

Ludwig Wittgenstein benzerlik argümanını, doğru olan ve olmayan tanımlamayı birbirinden ayırt edecek bir ölçütün olmaması temelinde eleştirir. Ünlü 'kutudaki böcek' düşünce deneyiyle, herkesin kendi özel zihinsel terimlerine kendi deneyimleriyle anlam yüklediğini, bu nedenle birinin 'ağrı' dediği şey ile başkasınınki arasında farklar olabileceğini ve özel bir dilin başkasınca tam olarak anlaşılamayacağını gösterir.

John Locke da menekşe ve kadife çiçeği örneğiyle renk deneyimlerinin tersine dönmüş olabileceğini ve kimsenin bunu kanıtlayamayacağını tartışmıştır. Wittgenstein'a göre zihinler hakkında sadece birinci şahıs perspektifinden söz etmek imkansızdır; kişinin zihinsel durumlarını kendisine mal edebilmesi üçüncü şahıs perspektifinden edinilmiş zihinsel kelime dağarcığıyla mümkündür.

P. F. Strawson da benzer şekilde, kişinin kendisine bilinç durumları atfetmesinin zorunlu koşulunun, aynı durumları başkalarına da atfetmesi olduğunu savunur; yani kişi başkalarının zihnine sahip olduğunu bilmeden kendi zihinsel durumlarının farkına varamaz. Hem Wittgenstein hem de Strawson birinci şahıs yerine üçüncü şahıs perspektifini savundukları için davranışçılıkla itham edilmişlerdir.

Davranışçılar benzerlik argümanının açmazlarını aşmak için tüm psikolojik ifadelerin davranışlar düzeyinde açıklanabileceğini savunmuşlardır. Ancak birinci şahıs perspektifini yansıtan önermelere davranışçı açıklama getirme imkansızlığı eleştirilmiş, alternatif olarak halk psikolojisi kuramı getirilmiştir; halk psikolojisine göre başkalarının davranışlarını arzular, niyetler ve inançlar bağlamında başarılı bir şekilde yordayabildiğimiz için onların da zihinleri olduğunu kabul etmeliyiz.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250