Belirli bir toplumda bireylerce paylaşılan hukuki fikirler, tutumlar, değerler, kanılar ve beklentiler toplamı 'hukuk kültürü' olarak adlandırılır. Hukuki bilincimiz içinde şekillendiği toplumunkinden farklı bir hukuk düzenini incelerken, o düzenin kavram, kategori ve kural anlayışını bilmek gerekir. Farklı hukuk kültürlerini anlamak için bir tür tercümeye ve yabancı olanla tanıdık olanı karşılaştırmaya ihtiyaç duyarız. Karşılaştırmalı hukuk, hem bir hukuk disiplininin hem de hukuk araştırmalarında kullanılan bir yöntemin adıdır. Yeryüzündeki farklı ulus, kültür ve toplumların hukuk düzenlerinin çeşitliliklerine ve benzemezliklerine karşın 'hukuk' gibi birleştirici bir kavram altında anlaşılmasını sağlar. Karşılaştırmalarda genellikle kamu hukukundan çok özel hukuk temel alınır. Hukuk sistemleri arasında karşılaştırma yapabilmek için tarihsel temeller, toplumsal ve kültürel zemin ile hukuk teknikleri olmak üzere üç unsurun bulunması yöntem bilimsel bir gerekliliktir. Tarihsel geçmiş, ulusal hukuk düzenlerini ayırt eden düşünme biçimlerinin temelidir. Din, dil, gelenekler ve sosyo-ekonomik yapı ise hukuk kurallarının toplumsal ilişkileri düzenlemesini belirleyen etmenlerdir. Hukukun yaratılmasında, uygulanmasında ve uygulayıcılarının eğitilmesinde her hukuk kültürü farklı teknikler kullanır. Örneğin İngiliz Hukuku yargısal örnek kararlara (içtihada) dayanırken, Kıta Avrupası hukukları temel kavramların kurucu niteliğine ve genel kavramların özel durumlara uyarlanmasına ağırlık verir. Batı hukuk kültürü içerisinde tarihsel evrimi oldukça farklı iki hukuk ailesi bulunur: Bunlardan biri Roma Hukuku'na dayanan soyut kavramlar ile genel ve yazılı kuralların meydana getirdiği Kıta Avrupası Hukuku, diğeri ise örnek olaylar temelinde geliştirilmiş içtihatların esas alındığı Common Law'dır. Kıta Avrupası Hukuku, kıta kısmındaki ülkelerde ortaya çıkıp evrilmiş bir sistemdir ve başat özelliği Roma Hukuku'nun yeniden canlandırılmasına dayalı bir hukuk biliminin ürünü olmasıdır. Nordik hukuk çevresi de bir ölçüde bu etkiden nasibini almıştır. Hukuk tarihi açısından Roma Hukuku, MÖ 753 yılından MS 565'te Iustinianus'un ölümüne kadar Akdeniz'i çevreleyen topraklarda uygulanmış hukuku ifade eder. Bu dönemde hazırlanan Corpus Iuris Civilis ve özellikle Digesta'nın Yunanca karşılığı olan Pandekt Hukuku, Orta Çağ ve Rönesans sonrasında Avrupa'da benimsenerek Kıta Avrupası özel hukuk kültürünün temeli olmuştur. Roma Hukuku'nun kavramsal yapısını anlamak için Gaius'un 'Institutiones' (Kurumlar) adlı yapıtı temel kaynaktır. Bu eser hukuku kişiler (personae), şeyler (res) ve davalar (actiones) olmak üzere üç ana bölüme ayırmıştır. Bu sistematik günümüz medeni hukuku yapıtlarında da korunmuştur. İngiliz Hukuku genel kavramlara ve yasalara değil, örnek olay gruplarına ve bunların konu edinildiği yargı kararlarına dayalıdır. Bir İngiliz için hukuk deyince zihne gelen imge yasa değil, yargılama etkinliğidir. İngiliz Hukuku tarihsel olarak üç temel kaynağa dayanır: Common Law, Equity ve Statute Law. Common Law (Ortak Hukuk), Norman krallarının adalet hizmeti için atadıkları gezici yargıçların kararları ve sonrasında kurulan merkezî mahkemelerin örnek kararlarının bağlayıcılığı ilkesine dayanan bir içtihat hukukudur. Karar gerekçesinin bağlayıcılığı bu sistemin temel taşıdır. Equity (Hakkaniyet), Common Law'ın aşırı biçimciliğinin adalet arayışını karşılamadaki yetersizliğini gidermek üzere Kral ve Lord Chancellor mahkemeleri aracılığıyla, yargıcın vicdanı ve hakkaniyet ilkelerine göre geliştirilmiş bir diğer içtihat koludur. 1873-1875 kanunlarıyla Common Law ve Equity birleştirilmiştir. Statute Law (Yasa Hukuku), parlamentonun çıkardığı yasa metinleri ve ikincil düzenlemeleri kapsar. İngiltere'nin yazılı bir anayasası yoktur; anayasa denildiğinde Magna Carta gibi tarihi belgeler ile temel hakları güvenceye alan ilkeler ve içtihatlar anlaşılır. Amerikan Hukuku, İngiliz kolonilerinin göç süreçleri ve ilkel hukuki yapılardan Common Law'a geçişiyle şekillenmiştir. Mahkeme içtihatları ve yasama olmak üzere iki temel kaynağı vardır. Federal devlet yapısı nedeniyle federal yasalar ve eyalet yasaları bir aradadır. Amerikan Yüksek Mahkemesi, Anayasa'yı esnek bir biçimde yorumlayarak yasaların anayasaya uygunluğunu denetler ve ülke hukuk birliğini sağlar. Örneğin 1973 yılındaki Roe v. Wade kararında özel yaşamın dokunulmazlığına dayanarak kürtaj hakkını güvence altına almıştır. Sosyalist Hukuk, Marksist düşüncenin bir yorumuna dayalı olarak tasarlanmış, mülkiyet rejimi farklı bir hukuk düzenidir. Burjuva hukukunun eşitliği sağlayamayacağını öne süren bu sistem; sosyalist demokrasi, sosyalist yasallık ve demokratik merkeziyetçilik ilkelerine dayanır. Sosyalist hukuk sisteminde mülkiyet biçimleri devlet mülkiyeti (sovhozlar), kollektif çiftlik mülkiyeti (kolhozlar) ve kişisel mülkiyet olarak üçe ayrılır. Kamusal mülkiyetin ağırlıkta olduğu bu sistemde hukuk, toplumsal değişmenin ve üretim ilişkilerini korumanın bir aracı (araçsalcılık) olarak görülmüştür. Osmanlı Türkleri İslam dinine mensup olduğundan özel hukuk alanında İslam Hukuku uygulanmıştır. İslam Hukuku'nun temel kaynakları Kitap (Kur'an) ve Sünnet'in yanı sıra icmâ, kıyas, istihsan, maslahat ve örftür. Fıkıh bilimi ibâdât, muâmelât ve ukûbât olarak üç ana bölümde incelenmiştir. İslam ceza hukukunda suçlar Allah'ın haklarına ve kişilerin haklarına karşı işlenenler olarak ayrılır; yaptırımlar ise kısas, had ve ta'zir cezaları olmak üzere üç gruba ayrılır. Osmanlı hukuku şer'i alanın yanı sıra padişahın çıkardığı kanunname ve emirnamelerle şekillenen geniş bir örfi hukuku da barındırmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda millet sistemi sayesinde gayrimüslimler kendi hukuklarına tabi olmuşlardır. Ancak çöküş döneminde adli kapitülasyonlar ve hukuki çok başlılık büyük sorun yaratmış, Tanzimat Fermanı ile birlikte modernleşme ve Batı hukukundan iktibas hareketleri başlamıştır. Tanzimat dönemiyle birlikte ceza, ticaret ve usul kanunları Fransız hukukundan alınırken; medeni hukuk alanında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında Hanefi mezhebi fıkhına dayanan 1851 maddelik Mecelle-i Ahkamı Adliyye hazırlanarak 1926 yılına kadar yürürlükte kalmıştır. Lozan Antlaşması ile yabancı devletlerin yargı yetkisini sınırlayan adli kapitülasyonlar kaldırılmış, tam bağımsızlık ve modernleşme ereğiyle Türk Hukuk Devrimi gerçekleştirilmiştir. Devrimin en önemli araçlarından biri yabancı hukukun benimsenmesi (resepsiyon/iktibas) olmuştur. 1926 yılında İsviçre Medeni Kanunu'nun benimsenmesiyle Türkiye laik ve birleşik bir hukuk düzenine geçmiştir. Çok eşli evlilik yasaklanmış, tek eşli evlilik kabul edilmiş ve kadınların statüsünde devrim niteliğinde değişiklikler yapılmıştır. Türk Medeni Kanunu'nun kabulü, sadece özel hukuk alanını düzenlemekle kalmamış, yeni toplumsal düzenin hukuki kimliğini belirlemiş ve modern hukuki düşünce kültürünün ülkeye yerleşmesini sağlamıştır. Atatürk döneminde gerçekleştirilen bu devrimler, Osmanlı'nın son dönemindeki hukuki çok başlılığı ve azınlıkların dinsel ayrıcalıklarını ortadan kaldırarak ulusal egemenliğe dayanan çağdaş bir hukuk düzeni kurmuştur.