Özet
← Ünite 3

Ünite 3: Kısa Dönemde Makro İktisadi Denge — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Giriş ve Keynesyen Gelir-Harcama Modelinin Temelleri

Keynesyen gelir-harcama modeli, kısa dönemde makroekonomik denge gelir düzeyinin nasıl oluştuğunu açıklayan en temel makro iktisadi yaklaşımlardan biridir. Bu modelin temel varsayımı, kısa dönemde fiyatların yapışkan (sabit) olmasıdır. Fiyatların yapışkan olması nedeniyle, ekonomideki toplam talep düzeyinde meydana gelen değişiklikler doğrudan reel milli gelir ve üretim düzeyini etkilemektedir. Keynesyen analize göre, ekonomide yaşanan durgunlukların ve işsizliğin temel belirleyicisi, toplam talep miktarının ekonomiyi tam istihdama ulaştırmak için yeterince güçlü olmamasıdır.

Kısa dönemde hanehalklarının, firmaların ve devletin harcamalar üzerindeki planları ekonominin nihai gelir düzeyini belirler. Bu durum, klasik iktisatçıların 'her arz kendi talebini yaratır' şeklindeki Say Kanunu'na dayalı görüşlerinin tam tersidir. Keynesyen yaklaşıma göre, kısa dönemde toplam talep (toplam harcama) hangi yöne giderse, ekonominin genel üretimi ve çıktı düzeyi de o yöne doğru hareket eder ve toplam talebi takip eder. Dolayısıyla, devlet çeşitli makroekonomik politikalar yoluyla toplam talebi yönlendirerek ekonomiyi durgunluktan çıkarabilir.

Modelin işleyişini anlamak için öncelikle çıktı, üretim ve gelir kavramlarının birbirlerinin yerine kullanılabileceğini belirtmek gerekir. Ekonomide üretilen nihai mal ve hizmetler çıktı olarak adlandırılırken, bu çıktıların parasal değeri de ekonomideki toplam geliri (GSYH) oluşturur. Planlanan toplam harcamalar ise tüketim (C), planlanan yatırım (I), kamu harcamaları (G) ve net ihracat (X-IM) bileşenlerinin toplamından oluşur. Bu bileşenlerin toplam gelir ile olan ilişkisi, ekonominin kısa dönemli dengesini belirleyen ana unsurdur.

2Toplam Harcamalar ve Milli Gelir Seviyesinin Dengelenmesi

Makroekonomik dengenin kurulması, planlanan toplam harcamaların (C+I+G+[X-IM]) toplam çıktıya (Y) eşit olması durumunda gerçekleşir. Eğer ekonomide planlanan toplam harcamalar, üretilen toplam çıktı miktarından fazla ise (Y < C+I+G+[X-IM]), bu durum firmaların stoklarının (envanterlerinin) planlanmamış bir şekilde hızla erimesine yol açar. Stoklardaki bu azalış, üreticilere üretimi artırmaları yönünde güçlü bir sinyal verir. Firmalar üretimi artırarak ekonomiyi denge noktasına doğru taşırlar.

Aksi durumda, üretilen toplam çıktı miktarı planlanan toplam harcamalardan daha yüksekse (Y > C+I+G+[X-IM]), üretilen malların bir kısmı satılamayarak depolarda kalır. Bu durum, planlanmamış stok artışına (envanter birikimine) neden olur. Stoklardaki bu birikim, üreticilere üretimlerini azaltmaları yönünde bir sinyal gönderir. Firmalar üretim hacmini düşürerek toplam çıktıyı planlanan harcama seviyesine geri çekerler. Dolayısıyla, denge ancak ve ancak planlanmamış stok değişiminin sıfır olduğu, yani planlanan harcamaların toplam çıktıya eşitlendiği noktada kurulur.

Bu denge ilişkisi, 45 derecelik gelir-harcama diyagramı kullanılarak görselleştirilir. 45 derecelik doğrunun temel özelliği, yatay eksendeki GSYH değerleri ile dikey eksendeki planlanan toplam harcama değerlerinin birbirine eşit olduğu tüm noktaları göstermesidir. Bu doğru üzerindeki her nokta potansiyel bir denge noktasıdır. Gerçekleşen planlanan toplam harcama doğrusu ile bu 45 derecelik doğrunun kesiştiği nokta (E noktası), ekonominin kısa dönemli talep yönlü dengesini verir. Bu noktada üretilen tüm mallar tam olarak satın alınmaktadır.

3Reel Servet Etkisi ve Fiyatlar Genel Seviyesinin Dengeye Etkisi

Fiyatlar genel seviyesinde meydana gelen değişiklikler, hanehalklarının sahip olduğu finansal varlıkların ve nakit paranın satın alma gücünü doğrudan etkiler. Bu ilişki reel servet mekanizması ile açıklanır. Reel servet, nominal servetin fiyatlar genel seviyesine bölünmesiyle elde edilir. Bu matematiksel ilişkide fiyatlar genel seviyesi paydada yer aldığı için, fiyatlar genel seviyesinde meydana gelen her artış reel servetin azalmasına yol açar. Tersi durumda, fiyatlardaki düşüş reel serveti artırır.

Fiyatlar genel seviyesi yükseldiğinde, hanehalklarının bankalarda veya ellerinde tuttukları paranın satın alma gücü azalır. Kendilerini daha yoksul hisseden tüketiciler, her bir reel gelir seviyesi için daha az harcama yapmaya başlarlar. Bu durum tüketim fonksiyonunun (C) ve dolayısıyla planlanan toplam harcama doğrusunun paralel bir şekilde aşağıya kaymasına (C1 konumuna gelmesine) neden olur. Toplam harcamaların aşağı kayması, 45 derecelik doğru ile kesişim noktasını sola taşır ve denge reel GSYH düzeyi azalır.

Fiyatlar genel seviyesi düştüğünde ise, reel servet artar ve tüketicilerin satın alma gücü yükselir. Tüketiciler her gelir seviyesinde daha fazla mal ve hizmet talep ederler. Bu durum tüketim fonksiyonunu ve toplam harcama doğrusunu yukarıya kaydırır (C2 konumu). Yukarıya kayan harcama doğrusu, 45 derecelik doğruyu daha sağda bir noktada keserek ekonominin denge reel GSYH düzeyinin yükselmesini sağlar. Bu mekanizma, fiyat düzeyinin toplam harcamalar ve milli gelir üzerindeki belirleyici rolünü ortaya koyar.

4Enflasyonist ve Deflasyonist Açıklar

Ekonomide kısa dönemli denge gelir düzeyinin her zaman potansiyel (tam istihdam) GSYH düzeyinde gerçekleşmesi gerekmez. Potansiyel GSYH, ekonominin doğal işsizlik oranında üretebileceği, sürdürülebilir maksimum çıktı düzeyini ifade eder. Eğer ekonominin kısa dönemli fiili denge hasıla düzeyi, potansiyel GSYH düzeyinin altında gerçekleşiyorsa, ekonomide bir 'deflasyonist açık' (resesyonist açık) söz konusudur. Bu durumda toplam talep yetersizdir, fabrikalar tam kapasite çalışmaz ve işsizlik ortaya çıkar.

Deflasyonist açık durumunda, fiili denge noktası ile potansiyel hasıla doğrusu arasındaki dikey veya yatay uzaklık kadar bir harcama açığı bulunur. Ekonomiyi bu durgunluktan kurtarmak için toplam talebi artırıcı genişletici politikaların uygulanması gerekir. Tam tersi durumda, eğer kısa dönemli fiili denge hasıla düzeyi potansiyel GSYH düzeyinin üzerinde gerçekleşiyorsa, ekonomide 'enflasyonist açık' var demektir. Bu durum, toplam talebin ekonominin sürdürülebilir üretim kapasitesinin üzerinde olduğunu gösterir.

Enflasyonist açık durumunda, firmalar kısa dönemde işçileri fazla mesai yaptırarak ve makineleri aşırı çalıştırarak kapasitelerinin üzerinde üretim yapabilirler. Ancak bu durum uzun dönemde sürdürülebilir değildir; makinelerde arızalar baş gösterir, işçi verimliliği düşer ve fiyatlar genel seviyesi hızla yükselmeye başlar. Enflasyonist açığı kapatmak ve ekonomiyi sürdürülebilir potansiyel düzeyine geri çekmek için toplam harcamaları aşağı kaydıracak daraltıcı (sıkı) maliye veya para politikalarının uygulanması gerekmektedir.

5Çoğaltan (Çarpan) Mekanizması ve İşleyişi

Çoğaltan (çarpan) mekanizması, otonom (dışsal) harcamalarda meydana gelen bir birimlik değişimin, denge milli gelir düzeyinde kendisinden daha büyük bir artış veya azalış yaratacağını ifade eden teorik bir yaklaşımdır. Otonom değişkenler, ekonomideki milli gelir düzeyinden bağımsız olarak belirlenen tüketim, yatırım, kamu harcamaları veya net ihracat gibi unsurlardır. Örneğin, firmaların geleceğe yönelik iyimser beklentilerle otonom yatırım harcamalarını (I) artırması, çoğaltan sürecini başlatır.

Çoğaltanın arkasındaki temel mantık, ekonomi genelinde yapılan bir harcamanın başka bir ekonomik aktörün geliri haline gelmesidir. Örneğin, bir firmanın inşaat yatırımı için yaptığı 1 milyon TL'lik harcama, inşaat işçilerinin ücreti ve malzeme tedarikçilerinin karı olarak gelir yaratır. Bu geliri elde eden bireyler, marjinal tüketim eğilimleri (MPC) oranında bu parayı piyasada harcarlar. Eğer MPC = 0,75 ise, elde edilen gelirin 750.000 TL'si yeni bir tüketime dönüşür. Bu harcama da bir başkasının geliri olur ve süreç zincirleme olarak devam eder.

Her döngüde harcanan miktar giderek küçülür, çünkü gelirin bir kısmı tasarruf edilerek (veya vergi ve ithalat yoluyla) sistem dışına sızar. Bu geometrik dizinin sonsuz toplamı bize çoğaltan katsayısını verir. Basit bir ekonomide çoğaltan formülü '1 / (1 - MPC)' veya '1 / MPS' olarak hesaplanır. MPC ne kadar yüksekse (yani bireyler gelirlerinin daha büyük bir kısmını harcıyorsa), çoğaltan katsayısı ve dolayısıyla otonom harcama artışının milli gelir üzerinde yaratacağı genişletici etki o kadar büyük olur.

6Maliye Politikasının Denge Milli Gelir Üzerindeki Etkileri

Devlet, maliye politikası kapsamında kamu harcamalarını (G) ve net vergileri (T) kullanarak toplam talebi ve denge milli gelir düzeyini yönlendirir. Kamu harcamalarındaki otonom bir artış, planlanan toplam harcama doğrusunu doğrudan harcama miktarı kadar yukarı kaydırır ve harcama çoğaltanı vasıtasıyla milli gelirde çok daha büyük bir artış sağlar. Vergiler ise harcanabilir gelir (YD = Y - T) mekanizması üzerinden tüketim harcamalarını dolaylı olarak etkiler.

Vergilerde meydana gelen bir artış, hanehalklarının harcanabilir gelirini azaltarak tüketim fonksiyonunu aşağıya kaydırır. Vergilerdeki bir azalış (vergi indirimi) ise harcanabilir geliri artırarak tüketimi ve dolayısıyla toplam harcamaları yukarıya taşır. Vergi indirimlerinin milli gelir üzerindeki etkisi, kamu harcamalarındaki artışa göre daha düşüktür. Çünkü vergi indiriminin yarattığı harcanabilir gelir artışının bir kısmı tüketime gitmek yerine tasarruf edilir. Bu nedenle vergi çoğaltanı ' - MPC / MPS' formülüyle hesaplanır ve değeri harcama çoğaltanından küçüktür.

Maliye politikasında önemli bir diğer araç 'Denk Bütçe Çarpanı' (Haavelmo Teoremi) yaklaşımıdır. Eğer devlet kamu harcamalarını ve vergi gelirlerini aynı miktarda artırırsa, bütçe dengesi (bütçe açığı) değişmeden kalır. Ancak kamu harcamalarının doğrudan artırıcı etkisi, vergilerin dolaylı azaltıcı etkisinden daha büyük olduğu için, milli gelir tam olarak kamu harcamalarındaki artış miktarı kadar artar. Bu durum, bütçe açığı yaratmadan da ekonominin büyütülebileceğini gösteren kritik bir maliye politikası bulgusudur.

7Para Politikası ve Faiz Oranlarının Dengeye Etkisi

Para politikası, merkez bankasının para arzını kontrol ederek faiz oranları üzerinden toplam harcamaları ve milli geliri etkileme sürecidir. Merkez bankası para arzını artırdığında (genişlemeci para politikası), piyasada borçlanma maliyeti olan faiz oranları düşer. Faiz oranlarındaki düşüş, firmaların yatırım projelerinin maliyetini azaltarak otonom planlanan yatırım harcamalarını (I) artırır. Aynı zamanda tüketicilerin kredili harcamalarını da teşvik edebilir.

Yatırımlardaki bu artış, planlanan toplam harcama doğrusunu (C+I+G+[X-IM]) paralel bir şekilde yukarıya kaydırır. Yukarı kayan harcama doğrusu, 45 derecelik gelir-harcama doğrusunu daha sağda keserek denge milli gelir düzeyini çoğaltan etkisiyle artırır. Sıkı (daraltıcı) para politikasında ise para arzı azaltılır, faiz oranları yükselir, yatırımlar ve toplam harcamalar azalır, bu da denge milli gelir düzeyini düşürerek enflasyonist baskıları hafifletir.

Para politikasının toplam harcamalar üzerindeki etkisinin gücü iki temel duyarlılığa bağlıdır. Birincisi, para arzındaki değişimin faiz oranlarını ne ölçüde etkilediğidir (faiz oranlarının para politikasına duyarlılığı). İkincisi ise, faiz oranlarındaki değişimin planlanan yatırım harcamalarını ne ölçüde etkilediğidir (yatırımların faize duyarlılığı). Bu duyarlılıklar ne kadar yüksek olursa, para politikasının reel ekonomi ve denge gelir düzeyi üzerindeki etkisi de o kadar güçlü ve belirgin olacaktır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250

8Dış Ticaretin Modele Dahil Edilmesi ve Denge Geliri

Dışa açık bir ekonomide toplam harcamalara ihracat (X) eklenirken, ithalat (IM) harcamaları çıkarılır. İhracat, diğer ülkelerin gelir düzeyine bağlı olduğu için yerel milli gelirden bağımsız, otonom bir değişken olarak kabul edilir. Ancak ithalat, yerel milli gelir düzeyi (Y) ile doğrudan ilişkilidir. Milli gelir arttıkça hanehalkları ve firmalar daha fazla ithal mal talep ederler. Gelirdeki bir birimlik artışın ne kadarının ithalata gittiğini gösteren katsayıya 'Marjinal İthalat Eğilimi' (MPI) denir.

İthalatın gelire bağlı olarak değiştiği (değişken ithalat) durumda, toplam harcama doğrusunun eğimi daha yatık hale gelir. Bunun nedeni, milli gelir arttıkça artan gelirin bir kısmının ithal mallara harcanarak yurt dışına sızmasıdır. Harcama doğrusunun eğiminin yatıklaşması, çoğaltan katsayısının değerini küçültür. Dışa açık bir ekonomide çoğaltan '1 / (1 - MPC + MPI)' formülüyle hesaplanır. MPI değeri büyüdükçe, sızıntı artacağı için çoğaltanın değeri ve otonom harcamaların milli gelir üzerindeki etkisi azalır.

Otonom ihracatta meydana gelen bir artış (örneğin dış talebin canlanması), toplam harcama doğrusunu yukarıya kaydırarak denge milli gelir düzeyini artırır. Ancak bu artışın büyüklüğü, dışa açık ekonomi çoğaltanı kadar olacaktır. İthalat sızıntısı nedeniyle, dışa açık ekonomilerde elde edilen gelir artışlarının bir kısmı yabancı ülkelerin üretimine katkı sağladığından, yerel ekonomideki çarpan etkisi dışa kapalı ekonomiye kıyasla her zaman daha düşük düzeyde gerçekleşmektedir.