Sesli Özet
← Ünite 4

Ünite 4: Para Politikasının Yürütülmesi ve Para Politikası Araçları — Sesli Özet

Dinleme Premium'a özel. Seslendirme metninin tamamı aşağıda ücretsiz okunabilir.
Metni oku

Para politikası, merkez bankalarının kontrolündeki araçları kullanarak para miktarını ayarlamak suretiyle makroekonomik değişkenlere yön vermesi sürecidir. Ekonominin genel dengesi, toplam arz (AS) ve toplam talep (AD) eğrilerinin kesiştiği noktada oluşur; bu denge ortalama fiyat düzeyi (P1), denge millî geliri (Y1) ve istihdam düzeyini (L1) belirler. Fiyatlar genel düzeyi dışındaki herhangi bir gelişme nedeniyle arz veya talep eğrilerinde ekonomi politikası uygulamasından kaynaklanmayan kaymalar 'şok' olarak tanımlanır. Pozitif talep şoku AD eğrisini sağa kaydırarak millî geliri, istihdamı ve fiyatlar genel düzeyini artırırken, işsizliği azaltır. Negatif talep şoku ise AD eğrisini sola kaydırarak millî gelir, istihdam ve fiyatlar genel düzeyini düşürür, işsizliği artırır. Arz şoklarında ise durum farklıdır; pozitif arz şoku AS eğrisini sağa kaydırarak millî geliri ve istihdamı artırırken fiyatlar genel düzeyini düşürür. Negatif arz şoku AS eğrisini sola kaydırarak millî geliri ve istihdamı azaltır, fiyatlar genel düzeyini yükseltir. Para ve maliye politikaları kısa dönemde toplam talep eğrisinin yerini etkilerken, arz eğrisinin doğrudan yerini değiştiremez, yalnızca arz eğrisi üzerindeki konumu etkiler. İktisat literatüründe öne çıkan para politikası amaçları tam istihdam, arzulanır bir ekonomik büyüme, fiyat istikrarı ve finansal istikrardır. İlk üç amaç millî gelir, istihdam, işsizlik ve fiyatlar genel düzeyi gibi temel makroekonomik değişkenlerle doğrudan ilişkiliyken, finansal istikrar amacı ilk üç amaç üzerinde dolaylı olarak etkilidir. Tam istihdam, üretim faktörleri içinde özellikle 'emek' faktörünün tamamının kullanım düzeyini ifade eder. Kullanılmayan emeğin depolanamaması (ekonomik birimin işsiz kalması durumunda ömrünün uzatılamaması) eksik istihdamı ekonomi açısından en büyük sorun haline getirir. Tam istihdam hedefi, emeğin %100 kullanımıyla işsizliğin sıfırlanması değil, mevcut istihdam düzeyinin doğal işsizlik düzeyine getirilmesidir. Fiyat istikrarı, ekonomik birimlerin yatırım, tüketim ve tasarruf kararları alırken dikkate almaya gerek duymayacakları ölçüde düşük bir enflasyon oranını ifade eder. TCMB kanununa göre temel nihai hedef fiyat istikrarıdır. Sürdürülebilir büyüme, ekonomik istikrar ve toplumsal refahın gelişimi için fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi hayati önem taşır. Finansal istikrar; finansal sistemde, yer alan kurumlarda ve ödeme sistemlerinde istikrarı ve yaşanan şoklara karşı dayanıklılığı ifade eder. Küreselleşme ve finansal serbestleşme finansal krizlerin yıkıcı reel etkilerini artırdığından, merkez bankaları fiyat istikrarı odağının yanı sıra finansal istikrarı da destekleyici amaç olarak gözetmek zorundadır. Kısa dönemde ekonomik büyüme ve tam istihdam amaçları fiyat istikrarı amacı ile çatışabilirken, uzun dönemde fiyat istikrarı ve ekonomik büyüme birbirini tamamlayan amaçlardır. Para politikalarının uzun dönemde nötr kabul edilmesi (reel değişkenler üzerinde etkisinin olmaması, sadece nominal değişkenleri etkilemesi) fiyat istikrarı hedefine odaklanılması gerektiği görüşünü güçlendirir. TCMB, finansal istikrarı desteklemek amacıyla 2005 yılından beri düzenli olarak Finansal İstikrar Raporu yayınlamakta; faiz oranı, döviz kuru ve finansal sistemdeki kırılganlıkları şeffaflık ilkesiyle kamuoyuyla paylaşmaktadır. Para politikası eylemlerinin nihai hedef üzerinde yaratacağı etki dolaylı ve gecikmelidir. Merkez bankalarının nihai hedef üzerinde doğrudan kontrol gücü yoktur ve politikaların fiyatlar veya gelir üzerindeki etkisi genellikle bir yıl ve üzerinde bir sürede ortaya çıkar. Bu durum, politika etkisinin istenmemesi durumunda çifte gecikme ve artan maliyetler yaratır. Bu sorunu aşmak için merkez bankaları 'hedefleme stratejisi' benimser. Hedefleme stratejisi; merkez bankasının para politikası araçları ile nihai hedefler arasına faaliyet ve ara hedefler koymasıdır. Doğrudan kontrol edilebilen araçlar ile 'faaliyet hedefi' (örn. parasal taban artışı) yakalanır, bu da 'ara hedef' (örn. para arzı artışı) üzerinden 'nihai hedef'in (örn. fiyat artış hızı) gerçekleşmesini sağlar. Hedeflerin ve düzeylerin doğru tespit edilmesi stratejinin başarısı için şarttır. Hedef seçim kriterleri kontrol edilebilirlik, ölçülebilirlik ve tahmin edilebilirliktir. Ayrıca ara hedef olarak parasal büyüklük seçilmişse faaliyet hedefi de parasal büyüklüklerden seçilmelidir. Para politikasında fiyat istikrarı gibi nihai hedeflere ulaşmak için faiz oranı, döviz kuru, enflasyon oranı veya parasal büyüklük gibi nominal değişkenlerin hedef olarak alınması 'nominal çapa' olarak tanımlanır. Nominal çapaların kullanımı özellikle enflasyon beklentilerine yön vermede başarılıdır. Keynesyen yaklaşım, paranın kısa dönemde reel değişkenleri etkileyebileceğini savunarak faiz oranlarının hedef olarak seçilmesi görüşünü benimsemiştir. Uzun vadeli faiz oranı ara hedef, gecelik faiz oranları ise faaliyet hedefi olarak kullanılmıştır. Ancak 1970'lerden sonra kısa vadeli faizin uzun vadeliyi etkilemedeki zayıflığı ve stagflasyon sorunu bu yaklaşımı zayıflatmıştır. Monetarist yaklaşımın savunduğu parasal büyüklükleri hedefleme stratejisi 70'lerde ABD, Kanada ve Almanya'da uygulanmış; ancak finansal yenilikler ve teknolojik ilerlemeler nedeniyle parasal büyüklükler ile toplam harcamalar arasındaki ilişkilerin istikrarsızlaşması sonucunda 80'li ve 90'lı yıllarda terk edilmiştir. Para politikası araçları, merkez bankasının kontrolünde olan ve ekonomiye yön vermek için kullandığı enstrümanlardır. Para politikasını yürütmek aslında ekonomideki likiditeyi yönetmek anlamına gelmektedir. Likidite arzı ve talebi ekonomideki kısa vadeli faiz oranlarını belirler. Merkez bankasının doğrudan likiditeyi yönetmek için kullandığı temel araçlar; reeskont oranı, zorunlu karşılık oranı ve açık piyasa işlemleridir (APİ). Politika faizi, faiz koridoru, iletişim politikası ve döviz işlemleri de likiditeyi ve kısa vadeli faiz oranlarını yönlendirmede kullanılan diğer önemli enstrümanlardır. Daraltıcı para politikasında politika faizi, faiz koridoru, reeskont oranı ve zorunlu karşılık oranı artırılır, açık piyasada doğrudan satım veya ters repo yapılır, sıkı para politikası sinyali verilir ve döviz kuru düşürülür. Genişlemeci politikada ise bu adımların tam tersi uygulanır. 2008 küresel krizinden önce TCMB sadece fiyat istikrarına odaklanırken, kriz sonrası dönemde finansal istikrarın göz ardı edilmesinin makroekonomik istikrarı tehdit edebileceği görülmüştür. 2010 sonrasında Türkiye'de iç ve dış talepte ciddi ayrışma yaşanmış, gelişmiş ülkelerin genişlemeci politikaları Türkiye'ye kısa vadeli sermaye akımlarının akmasına, TL'nin değerlenmesine ve iç kredilerin hızla artmasına yol açmıştır. TCMB fiyat istikrarından taviz vermeden finansal istikrarı destekleyici amaç olarak belirlemiş; kısa vadeli sermaye girişlerini azaltmak ve kredi genişlemesini yavaşlatmak için politika faizine ek olarak zorunlu karşılıklar ve faiz koridorunu aktif araçlar olarak birlikte kullanmaya başlamıştır. Zorunlu karşılıklar vade bazında farklılaştırılmış, bankaların vade uyumsuzluğunu gidermesi teşvik edilmiştir. Zorunlu karşılıkların kredileri etkilemesi doğrudan maliyet kanalı ile faiz riski ve likidite kanalı olmak üzere iki yolla gerçekleşmektedir. Rezerv Opsiyonu Mekanizması (ROM), bankaların TL olarak yatırmak zorunda oldukları zorunlu karşılıkların belirli bir yüzdesini (rezerv opsiyonu oranı ile belirlenen) yabancı para ve altın cinsinden tesis edebilmelerine imkân tanıyan bir uygulamadır. Bu mekanizma TCMB döviz rezervlerini güçlendirir ve para ikamesinin etkisini düşürür. Kaldıraca dayalı zorunlu karşılık (KDZK) uygulaması ise, borçluluklarını (kaldıraç oranlarını) aşırı düzeylere çıkaran bankalara ilave zorunlu karşılık yükümlülüğü getirerek yüksek kaldıraçtan kaynaklanabilecek riskleri önlemeyi amaçlayan yapısal bir para politikası aracıdır. Döviz kuru hedeflemesi stratejisi ise merkez bankasının döviz piyasasına müdahale ederek döviz kurunu etkilemesi ve bu kanalla nihai hedefe ulaşmasını amaçlayan bir kural stratejisidir; ancak dış şoklara karşı ekonomiyi savunmasız bırakabilmektedir.