Benjamin Lee Whorf, Hopi yerlilerinin düşünce dünyasında soyut mekân kavramının olmadığını, dillerinde oda veya salon gibi üç boyutlu mekânları ifade eden sözcükler bulunmadığını, mekânın nesnelerin birbirine göre konumlarıyla tanımlandığını belirtmiştir.
Edward T. Hall'ün incelemelerine göre Almanlar mekânı egolarının devamı olarak algılar, kişisel alanlarını korumak için ses geçirmeyen çift kapılar kullanır ve bürolarında kapıların kapalı olması içeridekilerin rahatsız edilmemesi gerektiğini gösterir.
Bali kültüründe dağ kutsallığı, göl tehlikeyi ve kötü ruhları, tepeler ise temizliği temsil eder. Balililer evlerini bu inanca göre kurar, uyurken başlarını dağ tarafına, ayaklarını ise deniz tarafına gelecek şekilde konumlandırırlar.
Hans Peter Duerr'in aktardığına göre, Manitoba'daki Saulteaux yerli köyünde önemli olaylar zaman cetveli üzerinde işaretlenmez; yerliler zaman içindeki 'deliklerden' zamansızlığa gidip gelmekte ve geçen günler hesaba katımamaktadır.
Latin Amerikalılar etkileşimde Kuzey Amerikalılara çok yakın dururken, Kuzey Amerikalılar kişisel mesafelerini korumak için geri çekilir; bu mekânsal davranış farkı kültürlerarası iletişimde yanlış anlamalara ve masada öne eğilme çabalarına neden olur.
Anadolu kültüründe ev 'ocağın tüttüğü yer' olarak kutsal kabul edilir ve askerlik yapılan yerlere 'asker ocağı' denir. Bu mekânsal bağlılık memleket, hemşeri ve gurbet gibi kavramların doğmasına yol açmıştır.
Japon kültüründe 'ma' kavramı sözlü iletişimde duraklama ve susmayı ifade ederken, sözsüz iletişimde nesneler ile insanlar arasındaki mesafe ve aralığı ifade eder; ayrıca astlar üstlerini dinlerken gözlerine değil kravatlarına bakarlar.
Stefan Klein, 'Zaman - Yaşamın Hammaddesi: Bir Kullanma Kılavuzu' (2011) adlı kitabında modern dünyada zamanın algılanması, insan yaşamındaki yeri ve endüstrileşme ile birlikte zaman kullanımının nasıl değiştiğini incelemiştir.
Blaise Pascal iki yüz yıl önce 'bizim doğamız devinimlerden oluşmuştur, geri kalan ise ölümdür' diyerek insan varlığında ve iletişiminde bedensel hareketlerin (kinesics) ne denli merkezi bir rol oynadığını vurgulamıştır.
Kültürden kültüre dış görünüş anlamlarının değişmesine örnek olarak, Gaziantep ve Hatay'da gencin altın diş kaplatması nişanlandığını gösterirken, Kars'ta ekonomik gücün göstergesi olarak algılanmaktadır.
John Wiemann (1977), iletişim yeterliğini 'etkileşime katılan bir bireyin, etkileşim sırasında her iki tarafı da ilgilendiren amaçlarına ulaşmak için mevcut durumun koşulları içinde olası iletişim davranışlarından en uygun olanını seçme becerisi' olarak tanımlamıştır.