Nobel ödüllü iktisatçılar Sir John R. Hicks ve Alvin Hansen, Basit Keynesyen modelden hareketle mal ve para piyasasını eş zamanlı olarak dengeye getiren ünlü IS-LM modelini geliştirmişlerdir. Bu model aynı zamanda 'Hicks-Hansen Modeli', 'Esneklik Kötümserliği' veya 'Hidrolik Keynesyen Model' olarak da anılmaktadır. Basit Keynesyen analizden en temel farkı, makroekonomik dengenin kurulmasında faiz değişkenine merkezi bir önem vermesidir. Model, dışa kapalı bir ekonomi varsayımıyla kurgulanmıştır ve ekonomik karar birimlerinin servetlerini yalnızca 'para' ve 'tahvil' olmak üzere iki varlık türünde değerlendirdiğini varsayar. Tahvil sahiplerine faiz getirisi sağlarken, paranın elde tutulmasının doğrudan bir faiz getirisi yoktur. Faiz oranı, para piyasasında paranın fırsat maliyetini, mal piyasasında ise yatırım harcamalarının temel belirleyicisini oluşturur. Basit Keynesyen modelde yatırımlar otonom kabul edilirken, IS-LM modelinde yatırım harcamaları faiz oranının bir fonksiyonu olarak ele alınmıştır. Faiz oranlarındaki değişmeler, yatırım harcamaları kanalıyla toplam planlanan harcamaları ve dolayısıyla milli gelir denge düzeyini etkiler. Modelde fiyatlar genel düzeyinin sabit olduğu varsayılmaktadır. Mal piyasasında denge, toplam planlanan harcamaların toplam üretime (milli gelire) eşit olduğu durumlarda (AE = Y) sağlanır. Devletin ve dış ticaretin olmadığı kapalı bir ekonomide bu durum tasarrufların yatırımlara eşit olması (I = S) anlamına gelir. Toplam planlanan harcama denklemi IS-LM modeline göre AE = C0 + c(Y + TR - T0 - tY) + I0 - bi + G0 şeklinde ifade edilir; burada 'b' yatırımın faize duyarlılığını, 'i' ise faiz oranını gösterir. IS eğrisi, mal piyasasında toplam harcama ile toplam gelir eşitliğini (AE = Y) sağlayan alternatif faiz oranları ve denge milli gelir düzeylerinin geometrik yeridir. Faiz oranındaki düşüş (i1'den i2'ye), yatırımları uyararak toplam planlanan harcama eğrisini yukarı kaydırır ve daha yüksek bir denge milli gelir düzeyi (Y1) elde edilmesini sağlar. Bu faiz-gelir bileşimleri alt panele aktarıldığında negatif eğimli IS eğrisi elde edilir. IS eğrisinin negatif eğimli olmasının temel nedeni, faiz oranı ile yatırımlar arasındaki ters yönlü ilişkidir. Faiz oranındaki düşüş yatırımları artırır, artan yatırımlar ise çarpan mekanizmasıyla milli geliri yükseltir. Eğri üzerindeki her nokta mal piyasasında dengenin (I = S ve AE = Y) sağlandığını gösterir; eğrinin sağında mal arzı fazlası (AE < Y), solunda ise mal talep fazlası (AE > Y) söz konusudur. IS eğrisinin eğimi cebirsel olarak -(1 / ke.b) katsayısı ile ifade edilir. Burada 'ke' harcama çarpanını, 'b' ise yatırımın faize duyarlılığını gösterir. Çarpan katsayısının büyümesi veya yatırımın faize duyarlılığının artması IS eğrisini daha yatık hale getirir; tersi durumlarda ise eğri dikleşir. Yatay IS eğrisi, faizdeki değişmelerin milli gelir üzerinde çok güçlü etki yaratacağını gösterir. Otonom harcama unsurlarında (otonom tüketim, yatırım, kamu harcamaları, transferler veya otonom vergiler) meydana gelen değişmeler IS eğrisinin eğimini değiştirmeden onu bütünüyle paralel olarak sağa veya sola kaydırır. Örneğin, kamu harcamalarındaki bir artış (G0 artışı) veya vergi azalışı toplam planlanan harcamaları artırarak IS eğrisini sağa kaydırır. Olumlu ekonomik bekleyişler ve servet artışları da IS eğrisini sağa kaydıran unsurlardır. Mal piyasasında denge koşullarının sağlanamadığı durumlarda dengesizlikler ortaya çıkar. IS eğrisinin sağında kalan bölgelerde harcamalar yetersiz olduğundan mal arz fazlası (enflasyonist olmayan veya deflasyonist açık potansiyeli), solunda kalan bölgelerde ise mal talep fazlası (enflasyonist açık) görülür. Bu dengesizlikler piyasayı yeniden dengeye gelmeye zorlar. John M. Keynes'in Likidite Tercihi Teorisi'ne göre ekonomik birimler para talebini üç saikle gerçekleştirir: işlem, ihtiyat ve spekülasyon saikleri. IS-LM modelinde para talebi gelir (gelir arttıkça işlem saikiyle para talebi artar, k parametresi) ve faiz oranı (faiz arttıkça elde para tutmanın maliyeti artar ve para talebi azalır, h parametresi) ile ilişkilendirilir. Denklem L = kY - hi şeklinde formüle edilir. Para arzı, para otoritesi (Merkez Bankası) tarafından tamamen dışsal olarak, yani faiz oranından bağımsız bir şekilde belirlenir. Bu nedenle para arz eğrisi yatay eksene dik, dikey eksene paralel bir doğru şeklinde gösterilir. Para piyasasında denge, reel para arzının para talebine eşit olduğu durumlarda (M/P = L) ve piyasa takas faiz oranında sağlanır. LM eğrisi, para piyasasında arz ve talep eşitliğini (M/P = L) sağlayan alternatif gelir ve faiz bileşimlerinin geometrik yeridir ve pozitif eğimlidir. Gelir düzeyinin artması para talebini artırarak faiz oranının yükselmesine yol açar; bu pozitif ilişki LM eğrisinin yukarı yönlü eğimine neden olur. LM eğrisinin üzerinde para piyasası dengededir, yukarısında para arz fazlası (M > L), altında ise para talep fazlası (L > M) vardır. LM eğrisinin eğim katsayısı (k/h) oranına eşittir. Burada 'k' para talebinin gelire duyarlılığını, 'h' ise para talebinin faize duyarlılığını ifade eder. Para talebinin gelire duyarlılığı (k) arttıkça LM eğrisi dikleşir; para talebinin faize duyarlılığı (h) arttıkça ise LM eğrisi yatıklaşır. Eğimin farklılaşması, para veya maliye politikalarının etkinliğini doğrudan etkiler. Nominal para arzında meydana gelen değişiklikler (merkez bankası müdahaleleri) reel para arzını değiştirerek LM eğrisinin bütünüyle sağa veya sola kaymasına neden olur. Para arzındaki bir artış LM eğrisini sağa, azalış ise sola kaydırır. Para talebinde otonom bir değişme olması da LM eğrisinin yer değiştirmesine yol açar. Para piyasasında denge bozulduğunda içsel piyasa dinamikleri devreye girer. Örneğin para arzı fazlası (M > L) durumunda ekonomik birimler ellerindeki fazla parayla tahvil satın alır; tahvil talebinin artması tahvil fiyatlarını yükseltir ve ters çalışan faiz oranlarının düşerek yeniden denge faizine (i0) gelmesini sağlar. Mal piyasasındaki dengeyi gösteren IS eğrisi ile para piyasasındaki dengeyi gösteren LM eğrisinin kesiştiği nokta, ekonominin genel makroekonomik dengesini (genel denge) ifade eder. Bu noktada eş zamanlı olarak hem mal piyasasında harcama-gelir eşitliği (AE = Y) hem de para piyasasında arz-talep eşitliği (L = M/P) sağlanır ve ekonomiyi bu noktada tutan tek bir denge faiz oranı (i0) ile denge milli gelir düzeyi (Y0) geçerlidir. IS ve LM eğrilerinin kesişim noktası haricindeki tüm alanlar makroekonomik dengesizlik bölgelerini temsil eder. Bu alanlar dört ana bölgeye ayrılır ve her bölgede mal ve para piyasalarının durumlarına göre (mal arzı/talep fazlası ve para arzı/talep fazlası) farklı dengesizlikler eş zamanlı olarak gözlenir. Piyasa güçleri bu dengesizlikleri ortadan kaldırarak ekonomiyi tekrar genel denge noktasına taşımaya çalışır. Genel denge analizi, cebirsel olarak IS ve LM denklemlerinin ortak çözülmesiyle elde edilir. Bu denklemlerin ortak çözümü, otonom harcamaların, para arzının ve davranışsal parametrelerin (c, t, b, k, h) denge milli gelir ve faiz üzerindeki net etkilerini matematiksel olarak ortaya koyar. Para otoritesinin nominal para arzını artırarak reel para arzını yükseltmesi 'Genişletici Para Politikası' olarak adlandırılır. Para arzının artmasıyla para piyasasında likidite etkisiyle faiz oranları düşer (likidite etkisi). Düşen faiz oranları yatırım harcamalarını uyararak toplam planlanan harcamaları artırır ve milli geliri yükseltir (gelir etkisi). Bu süreç parasal aktarım mekanizması olarak bilinir. Para politikasının etkinliği IS ve LM eğrilerinin eğimlerine bağlıdır. IS eğrisi ne kadar yatık (yatırımın faize duyarlılığı yüksek) ve LM eğrisi ne kadar dik (para talebinin faize duyarlılığı düşük) olursa, genişletici para politikasının milli gelir üzerinde yaratacağı artırıcı etki o kadar güçlü olur. Dik LM eğrisinde likidite etkisi faizleri hızla düşürerek yatırımları güçlü bir şekilde tetikler. Para politikasının özel durumlarından biri olan 'Likidite Tuzağı'nda (h = sonsuz) para talebi faize sonsuz duyarlıdır; bu durumda merkez bankası para arzını artırsa bile faizler düşebileceği en alt düzeye (sıfıra) inmiştir ve daha fazla düşemez. Para politikası bu durumda tamamen etkinsizdir. Yatırımların faize tam duyarsız olması (b = 0) durumunda ise faizler düşse bile yatırımlar tepki vermeyeceği için para politikası yine etkinsiz kalır. Maliye politikası, kamu harcamaları (G) veya vergiler (T, t) gibi otonom harcama unsurlarının değiştirilmesiyle mal piyasasını (IS eğrisini) etkileyen politikalardır. Genişletici maliye politikası (kamu harcamalarının artırılması veya vergilerin azaltılması) IS eğrisini sağa kaydırarak milli geliri artırır. Ancak bu artış, artan gelir nedeniyle para talebinin yükselmesi ve faizlerin yukarı çıkmasıyla sonuçlanır. Genişletici maliye politikası sonucunda yükselen faiz oranlarının özel yatırımları kısması veya baskılaması 'Dışlama Etkisi (Crowding-Out Effect)' olarak adlandırılır. Dışlama etkisi nedeniyle maliye politikasının net gelir artırıcı etkisi, Basit Keynesyen modeldeki çarpan etkisinden daha küçük gerçekleşir. Daraltıcı maliye politikasında ise faizlerin düşmesi yatırımları 'içleyerek' daralmayı sınırlayan 'İçleme Etkisi (Crowding-In Effect)' ortaya çıkar. Maliye politikasının etkinliği, IS eğrisinin dik (yatırımın faize duyarlılığı düşük, dışlama etkisi az) ve LM eğrisinin yatık (para talebinin faize duyarlılığı yüksek, faiz artışı sınırlı) olduğu durumlarda en üst düzeye ulaşır. Likidite tuzağında (h = sonsuz) faizler sıfır olduğundan dışlama etkisi oluşmaz; bu nedenle maliye politikası maksimum etkinliğe sahiptir. Para talebinin faize tam duyarsız olduğu (h = 0) durumda ise 'Tam Dışlama' gerçekleşir ve maliye politikası milli gelir üzerinde tamamen etkinsiz kalır.