Özet
← Ünite 6

Ünite 6: Değişim ve Etkileşim: Yeniçağ’da Avrupa ve Osmanlı (15-18. Yüzyıl) — Konu Anlatımı

Ünitenin tamamını tek sayfada görPremium

1Yeniçağ’da Kapitalizme Geçiş ve Coğrafi Keşifler

Yeniçağ’da Batı Avrupa, feodal sistemin içinden çıkan ve onun zıttı bir üretim biçimi olan kapitalizme geçiş süreci yaşamıştır. Kendi kendine yeterli, kapalı ekonomik yapı yerini dışa açık, ticarete ve sermaye birikimine dayalı bir sisteme bırakmıştır. Bu yeni sistemde sermayeye (ana mala) sahip olanlar üretim araçlarının da sahibi olmuş, üreticiler ise üretim araçlarından ayrılarak ücret karşılığında çalışmaya başlamışlardır.

Sistemin sürekliliğini sağlamak ve artan ham madde ile iş gücü ihtiyacını karşılamak amacıyla siyasi birliklerini tamamlayan devletler coğrafi keşiflere yönelmiştir. Keşfedilen yerlerden getirilen ham madde, iş gücü ve değerli madenler kapitalist sistemin devamlılığını sağlamış, büyük sömürge imparatorlukları kurulmuştur. Devletler arasındaki bu zenginleşme yarışı rekabeti artırırken, hiçbir devletin tek başına aşırı güçlenmemesi için denge siyaseti izlenmiştir.

Bilimsel ve teknik gelişmelerin gemilere uygulanması, okyanus koşullarına dayanıklı gemilerin yapılması ve bu gemilerde ateşli silahların kullanılması Avrupalılara okyanuslar ötesine yayılma imkânı tanımıştır. Portekiz ve İspanya öncülüğünde başlayan sömürgecilik faaliyetleri sonucunda Afrika, Amerika ve Hint Okyanusu kıyılarında hâkimiyet kurulmuş; Meksika'daki Aztek ve Peru'daki İnka uygarlıkları gibi büyük medeniyetler bu süreçte sonlandırılmıştır.

2Fiyat Devrimi ve Avrupa'nın Yeniçağ'ı

1540’lardan itibaren sömürgelerden köle emeği ile ucuza elde edilen altın ve gümüş gibi değerli madenler Avrupa’ya taşınmıştır. Özellikle Aztek ve İnka hazinelerinin Avrupa'ya akması, değerli madenlerin fiyatının düşmesine ve malların fiyatlarının katlanarak yükselmesine yol açmıştır. Fiyatlarda yaşanan bu büyük artışa Fiyat Devrimi adı verilmiştir.

Fiyat Devrimi ile küçük üreticiler iflas ederken burjuvazi güçlenmiş, ücretlerde ise herhangi bir iyileşme olmamıştır. Bu durum sosyal yapıda sınıflar arasındaki uçurumu derinleştirmiş ve kapitalist sınıfın oluşumunu hızlandırmıştır. Batı Avrupa'da yaşanan bu köklü ekonomik ve sosyal değişimler yeni bir dönemi, yani Yeniçağ'ı başlatmıştır.

Yeniçağ'ın başlangıcı için genel olarak İstanbul'un fethi (1453) ve Amerika'nın keşfi (1492) tarihleri kabul edilmektedir. Ancak bu kapitalist ve dönüşümsel gelişmeler Batı Avrupa'da yoğunlaşmış; Doğu Avrupa, Rusya, Balkanlar, Çin, Hindistan ve Japonya gibi bölgeler kendi tarihsel gelişimlerini sürdürmeye devam etmiştir.

3Yeni Düşünce Yapısı ve Mutlak Monarşiler

Ortaçağ’ın feodal dinsel ideolojisine ve skolastizme karşı Yeniçağ'da insanı merkeze alan, aklı ve bilimi esas veren bilimsel ve siyasal düşünüş gelişmeye başlamıştır. Her üretim biçimi kendi ekonomik düzenini ve bu düzenin sürekliliğini sağlayacak egemen sınıf ideolojisini yaratır. Ekonomiyi ele geçiren burjuvazi, çıkarlarını korumak ve kapitalist ilişkileri sürdürmek için yeni bir düşünsel yapı oluşturmuştur.

Değişen ekonomik yapı, çok başlı feodal siyasal birimlerin ortadan kaldırılmasını ve iktidarın tek elde toplanmasını zorunlu kılmıştır. Ticaretin güvenli ve maliyetsiz yapılabilmesi için burjuvazi, güçlü prenslerin yanında yer almış ve böylece merkezî mutlak monarşiler kurulmuştur. Ülkenin her yerinde aynı alışveriş yasaları geçerli kılındış

Bu dönemde farklı ülkelerdeki düşünürler iç karışıklıklara son verecek güçlü yönetimler savunmuş; İtalya’da Machiavelli, İngiltere’de Thomas Hobbes ve Fransa’da Jean Bodin mutlak monarşiyi savunan teoriler geliştirmişlerdir. İlerleyen yüzyıllarda burjuvazi ekonomik gücüne dayanarak mutlak kralların yetkilerini sınırlandırma ve parlamentoya girme mücadelesi verecektir.

4Hümanizm, Rönesans ve Reform Hareketleri

Yeniçağ'da düşünsel hayata insanı ve akılcı dünya görüşünü öne çıkaran Hümanizm hâkim olmuştur. Rönesans’ın ideolojisini oluşturan hümanizm, antik dönem metinlerinin incelenmesiyle ortaya çıkmış, bireyciliği ve laikliği ön plana taşımıştır. Ancak idealize edilen hümanist insan tipi ile sömürgecilik, köle ticareti ve Fiyat Devrimi'nin ezdiği alt sınıfların gerçekliği arasında büyük çelişkiler yaşanmıştır. Bu çelişkiler Thomas Morus'un 'Ütopya' ve Campanella'nın 'Güneş Ülkesi' gibi ütopik sosyal kuramların doğmasına yol açmıştır.

Rönesans, 15. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar İtalya'da (Floransa merkezli) antik dönem kültürünün yeniden yorumlanmasıyla gelişen edebiyat ve güzel sanatlar akımıdır. Leonardo da Vinci, Michelangelo, Rafael gibi sanatçılar anatomi bilgisi, perspektif ve portre sanatıyla öne çıkmış; Michelangelo'nun Davut heykeli güçlü insan tipini temsil etmiştir. Sanatta sonraları abartılı maniherizm akımı da görülmüştür.

Yükselen burjuvazinin gelişiminin önündeki en büyük engel olan feodal düzenin dayanağı Katolik Kilisesi'ne karşı Reform hareketi başlatılmıştır. Martin Luther, kilisenin ve papanın otoritesini reddederek inananların kendi kendilerinin rahipleri olduğunu savunmuş; Alman Köylüler Savaşı'nda Thomas Münzer ise daha devrimci ve eşitlikçi bir çizgi izlemiştir. Reform sonucunda Katolik Kilisesi'nin mutlak otoritesi kırılmış, ulusal ve devlet denetimli Protestan kiliseleri kurulmuş, ancak aynı zamanda yıkıcı din savaşları yaşanmıştır.

5Aydınlanma Çağı ve Felsefi Temelleri

17. yüzyıl ortalarından 19. yüzyılın başlarına kadar süren Aydınlanma Çağı, toplumsal yaşamın aklın rehberliğinde yeniden şekillendiği bir fikir hareketidir. İngiltere'de başlayıp Fransa'da olgunlaşan Aydınlanma felsefesi, Fransız İhtilali'nin düşünsel altyapısını oluşturmuştur. Kant’ın “Aklını kendin kullanma cesaretini göster!” parolası dönemin temelini özetler.

Aydınlanma felsefesi ile siyasi iktidarın kaynağı tanrısal kökenli olmaktan çıkarılıp halka verilmiş; mutlak monarşiler ve kan soyluluğuna dayalı ayrıcalıklar sorgulanmıştır. Burjuvazi, akılcı ve evrensel hukuk ilkelerini savunarak kendi siyasal iktidarını meşrulaştırmıştır. Bu dönemin temel ilkeleri bilim, akıl, laiklik, mutluluk, özgürlük, kendine güven ve hukukun üstünlüğüdür.

Dönemin önde gelen düşünürlerinden John Locke liberal bireyciliği ve mülkiyet hakkını savunup kuvvetler ayrılığının temelini atmıştır; Montesquieu 'Yasaların Ruhu' eserinde kuvvetler ayrılığı ilkesini (kuvvet kuvveti durdurmalı) formüle etmiştir; J.J. Rousseau halk egemenliğini ve doğrudan demokrasiyi savunmuş; Voltaire ise düşünce özgürlüğü ve somut hukuki reformlar (işkence ve keyfi tutuklamaların kaldırılması) için mücadele etmiştir.

6Doğa Yasası ve Ekonomik Liberalizm

Aydınlanma Çağı'nda Descartes ve Newton'un öncülüğünde doğanın evrensel matematik kanunlarına bağlı, mükemmel işleyen bir saat (makine) olduğu düşüncesi hâkim olmuştur. Newton'un genel çekim yasasını bulması, evrenin tek bir yasa ile yönetildiğini kanıtlamıştır.

Doğa yasalarına ilişkin bu bilimsel düşüncelerin ekonomik yaşama uygulanmasıyla politik ekonomi gelişmiştir. Fizyokratlar, ekonomide devlet müdahalesine karşı çıkarak “Laissez-faire” (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) ilkesini savunmuşlardır.

Adam Smith, 1776 yılında yazdığı ve kapitalizmin temel kitabı olan 'Ulusların Zenginliği' adlı eserinde ulusların zenginliğinin kaynağının doğa değil emek olduğunu ileri sürmüş, gümrük duvarlarının kaldırılmasını ve ekonomik liberalizmi savunmuştur.

7Osmanlı ve Avrupa Etkileşimi: Siyaset, Ticaret ve Hoşgörü

Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren Avrupa siyasetinin tam merkezinde yer almış, modern Avrupa'nın doğuşunu hazırlayan temel dinamiklerden biri olmuştur. İstanbul'un fethi (1453) ile Doğu Roma İmparatorluğu tarihe karışmış, Fatih Sultan Mehmed Ortodoksların hamiliğini üstlenerek Katolik Latin nüfuzunu engellemiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Şarlken ve Habsburg hanedanına karşı izlenen politika Avrupa'daki güç dengelerini belirlemiştir.

Osmanlı Devleti, Fransa Kralı Fransuva'yı ve İngiltere'yi destekleyerek onları Haçlı ittifaklarının dışında tutmuş, Akdeniz ticaretinde dengeyi sağlamıştır. Machiavelli ve Bodin gibi Avrupalı siyaset teorisyenleri Prens adlı eserlerinde Osmanlı merkezi mutlak rejimini ve kul sistemini incelemişlerdir.

Dini hoşgörü konusunda Osmanlı Devleti fethedilen yerlerde gayrimüslimlere can, mal güvenliği ve kendi hukuklarına göre yaşama (hukuki özerklik ve zimmi statüsü) tanırken; aynı dönemde Batı Avrupa'da Katolik olmayanlara dahi yaşam hakkı tanınmamış, şiddetli mezhep savaşları yaşanmıştır. İspanya'dan sürülen Yahudiler ve baskı görem Protestanlar Osmanlı topraklarına sığınmıştır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250

8Kültürel ve Sanatsal Etkileşim: Osmanlı'dan Avrupa'ya, Avrupa'dan Osmanlı'ya

Osmanlı ile Avrupa arasındaki yoğun ilişkiler sanat ve kültür alanında da karşılıklı etkileşime yol açmıştır. Fatih Sultan Mehmed, İtalyan sanatçılara (Bellini vb.) portrelerini yaptırmış; Avrupa saraylarında Osmanlı halıları, ipekli kumaşları, seramikleri ve kıyafetleri büyük bir hayranlıkla karşılanarak 'Türk modası' başlatılmıştır.

Avrupalı ressamlar (Rembrandt, Rubens, Dürer, Holbein) tablolarında Türk motiflerine ve kıyafetlerine yer vermiş; Osmanlı kahvehane kültürü Marsilya ve Paris üzerinden tüm Avrupa'ya yayılmıştır. Askeri alanda Osmanlı topçuluğu feodal kalelerin yıkılmasında rol oynamış, Osmanlı hafif süvarileri ile mehterhane müziği Avrupalı ordulara ve bandolara ilham vermiştir.

Osmanlılar ise başlangıçta askeri alanda üstün oldukları için Batı'yı takip etme ihtiyacı duymamış, ancak ateşli silahlar, haritacılık (Piri Reis, Seydi Ali Reis, Kâtip Çelebi) ve madencilik alanlarında seçici bir teknoloji transferi gerçekleştirmiştir. 17. yüzyıl sonlarından itibaren Batı bilimi ve tekniğine ilgi artmış, 18. yüzyıldan itibaren ise sefaretnameler aracılığıyla Avrupa yaşam tarzı ve kültürü yakından tanınmaya başlanmıştır.